<?xml version='1.0' encoding='UTF-8'?><?xml-stylesheet href="http://www.blogger.com/styles/atom.css" type="text/css"?><feed xmlns='http://www.w3.org/2005/Atom' xmlns:openSearch='http://a9.com/-/spec/opensearchrss/1.0/' xmlns:georss='http://www.georss.org/georss' xmlns:gd='http://schemas.google.com/g/2005' xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'><id>tag:blogger.com,1999:blog-3969340583136822993</id><updated>2011-07-30T12:25:53.213-07:00</updated><title type='text'>SENARYO YAZARI</title><subtitle type='html'>Önce Senaryo Vardır</subtitle><link rel='http://schemas.google.com/g/2005#feed' type='application/atom+xml' href='http://senaryoyazari.blogspot.com/feeds/posts/default'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3969340583136822993/posts/default?max-results=100'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://senaryoyazari.blogspot.com/'/><link rel='hub' href='http://pubsubhubbub.appspot.com/'/><author><name>Sinemada Eser Sahipleri</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14790068428191499679</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><generator version='7.00' uri='http://www.blogger.com'>Blogger</generator><openSearch:totalResults>32</openSearch:totalResults><openSearch:startIndex>1</openSearch:startIndex><openSearch:itemsPerPage>100</openSearch:itemsPerPage><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3969340583136822993.post-3908675543380089867</id><published>2010-09-19T07:17:00.000-07:00</published><updated>2010-09-19T07:19:47.945-07:00</updated><title type='text'></title><content type='html'>&lt;div align="center"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#330000;"&gt;YETER AMA 90 DAKİKA !!!&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="right"&gt;&lt;em&gt;Çok çalışmaktan yorulduk&lt;br /&gt;Yaşamaya ancak yetecek kadar para&lt;br /&gt;Düşünceye zaman yok&lt;br /&gt;Güneş ışığını hissetmek istiyoruz;&lt;br /&gt;Çiçekleri koklamak istiyoruz;&lt;br /&gt;Tanrının bunu istediğinden eminiz ve 8 saati alacağız.&lt;br /&gt;Doklardan dükkân ve fabrikalardan güçlerimizi bir araya getirdik:&lt;br /&gt;Sekiz saat çalışma,&lt;br /&gt;Sekiz saat dinlenme&lt;br /&gt;Bunu başaracağız.&lt;br /&gt;(8 saat şarkısı)&lt;/em&gt;&lt;/div&gt;&lt;em&gt;&lt;div align="left"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;1886 Yılında Amerika’daki işçiler günlük 16 saatlik çalışmaya isyan ediyorlardı. Verdikleri mücadele sonucu günlük 8 saatlik çalışma hakkını elde ettiler. O gün de 1 Mayıs İşçi Bayramı ilan edildi. O günden sonra her 1 Mayıs günü emekçiler meydanları doldurup “8 saatlik çalışma haklarını” kutlarlar…&lt;br /&gt;Bu 1 Mayıs günü sinema emekçileriyle alanda dururken endişeliydim.&lt;br /&gt;Ya biri çıkıp da; “Yahu sizler günde 18 saat çalışıyorsunuz, zamanın Amerikan işçilerinden bile betersiniz, onlar hiç olmazsa 16 saat çalışıyordu; sizin 1 Mayıs’ı kutlayamaya ne hakkınız var, hadi yallah” dese ne diyebilirdik.&lt;br /&gt;Keşke ayrı bir yerde toplanıp, bir basın açıklaması yapsaydık:&lt;br /&gt;“Bizim böyle bir kazanımımız olmadığı için bayram yapmaya hakkımız yok, bu yüzden 1 Mayıs’a katılmıyoruz” diyebilseydik.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; Tv dizilerinin 90 dakikayı bulması çalışma saatlerini de altüst etti…&lt;br /&gt;Haftalık iş yetiştirme telaşı yüzünden emekçiler ciddi bir travma içinde…&lt;br /&gt;Marx’ın artı değer teorisini deviren bir durum bu; herhalde Marx yaşasaydı yeni bir “Çarpı değer” teorisi geliştirmek zorunda kalırdı…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yayıncı yapımcıdan 90 dakikalık diziler ister…&lt;br /&gt;Yapımcı da ekibine söyler buna, baha her hafta bir bölüm yetiştirin, diye…&lt;br /&gt;Senaryo yazarı beyni sulanarak üç dört günde 90 sayfa yazar…&lt;br /&gt;Teknik ekip bunu hayata geçirmek günde 18 saat çalışıp dumura uğrar.&lt;br /&gt;Sonunda izleyici karşısına gelir, 90 dakikalık dizi, reklam aralarıyla birlikte 180 dakikaya çıkar. Böylece bir dumur durumu da izleyicide yaşanır…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ne zamandır sektörde tartışılan bu sorunu iki farklı açıdan inceleyebiliriz.&lt;br /&gt;1-Teknik&lt;br /&gt;2-Estetik&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Teknik yön; 90 dakikalık bir iş günde 18 saat çalışmayla bir haftada anca yetişiyor, 8-10 saatlik bir çalışma için ya dizi süresinin yarıya düşmesi ya da çekimin iki haftaya yayılması gerekiyor. Dizilerin kısalması yayıncının, çekim gününün uzaması da yapımcının işine gelmediğinden olan emekçiye oluyor.&lt;br /&gt;Emekçi, bu kölelik düzenine ses çıkartmadığı sürece devam edecek gibi görünüyor.&lt;br /&gt;Burada emekçinin karşı çıkış cümlesi “Diziler kısalsın şeklinde” değil “Çalışma saatleri insin” biçiminde olmalıdır.&lt;br /&gt;Günde 8 saat insani koşullarda çalıştıktan sonra ortaya çıkan işin 50- 90 veya 180 dakika olması emekçi açısından o kadar önemli değildir…&lt;br /&gt;Ama bu bir iç sorundur; izleyicinin pek umurunda olduğu bir durum değildir…&lt;br /&gt;“Bana ne kardeşim ben dizimi izlerim, sen de iş bulmuşsun çalış işte” diyebilir…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gelelim estetik yöne; işte bu tamamen senaryo yazarlarını ilgilendiren bir konudur.&lt;br /&gt;Senaryoların 90 dakikaya uzaması yazım açısından yıpratıcı olması yanında ortaya çıkan işin niteliği açısından da bir bozulmaya neden olmaktadır.&lt;br /&gt;45-50 dakikada anlatacağınız bir öyküyü 90 dakikaya yaydığınızda anlatımda ciddi bir ağırlaşma oluyor, zorunlu olarak tekrarlara düşülüyor işin acısı bu gitgide senaryo yazarında bir mesleki deformasyona yol açabiliyor.&lt;br /&gt;İşte bu noktada izleyiciyi de ilgilendiren bir durum ortaya çıkıyor…&lt;br /&gt;Sinema dili açısından niteliksiz işler izlemek zorunda kalıyor, dizilerin uzunluğu bir doygunluğa sonrasında da bir bıkkınlığa yol açabiliyor.&lt;br /&gt;İleriki zamanda “Dizi film mi, ığğğ yeter artık” diyip  başka izlenceler araması kesindir.&lt;br /&gt;90 dakika dizi film sektörünü bitirecektir…&lt;br /&gt;Bindiği dalı kesenlerle oturup bir çözüm bulmak şarttır…&lt;br /&gt;Diziler dünya standardı olan 45-50 arasında olmalıdır…&lt;br /&gt;İlle de 90 dakika olacaksa; stoklu çalışılmalıdır (tabii günde 8-10 saat olmak kaydıyla), çekimler önceden başlatılmalı ve iki bölüm peş peşe gösterilmelidir, her bölümün kendi iç dinamizmi olacağından tempo sorunu ortadan kalkacaktır…&lt;br /&gt;(Bu durum format satın alınarak uyarlanan bazı sitkomlarda uygulanmıştır).&lt;br /&gt;                                                                                              Atay SÖZER&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3969340583136822993-3908675543380089867?l=senaryoyazari.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://senaryoyazari.blogspot.com/feeds/3908675543380089867/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3969340583136822993&amp;postID=3908675543380089867' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3969340583136822993/posts/default/3908675543380089867'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3969340583136822993/posts/default/3908675543380089867'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://senaryoyazari.blogspot.com/2010/09/yeter-ama-90-dakika-cok-calsmaktan.html' title=''/><author><name>Sinemada Eser Sahipleri</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14790068428191499679</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3969340583136822993.post-7023284856968108689</id><published>2008-05-09T03:06:00.000-07:00</published><updated>2008-12-11T10:40:40.150-08:00</updated><title type='text'>SENDER, ASGARİ SENARYO BEDELLERİNİ BELİRLEDİ</title><content type='html'>&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5198318434611885074" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/_Yjtj_zuDMrs/SCQjEwxn9BI/AAAAAAAAAOw/4h0VLS46-gQ/s400/sender_logo%5B1%5D.jpg" border="0" /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="center"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#990000;"&gt;2008 YILI ASGARİ SENARYO TELİF BEDELLERİ&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt; &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;Senaryo Yazarları Derneği, Sinema'da senaryo yazarı, yönetmen, kompozitör ve proje tasarımcılığını üstlenen yapımcının, çizgi üstü karar vericiler olarak işbirliğinin temel tarafı (partner) olduğunu, ulusal sinemamızın kaderini belirlemekte bu işbirliğinin ve diyaloğun belirleyeci bir rolü olacağını kabul ve ilan eder.&lt;br /&gt;Bu bakış çerçevesinde tek taraflı ilan edilen bütün taleplerin ve uygulamaların yapıcı bir diyalog süreci içinde bütün tarafları mutlu edecek biçimlere ulaşacağını öngörür.&lt;br /&gt;Bütün senaryo yazarlarına (yada senaryo grubu) bütün çalışmalarında hem kendi aralarında hem de yapımcılarla kontrat yapmalarını ve kontrat yaparken sender hukuk bürosunun hazırladığı tip sözleşmelerini kullanmalarını önemle tavsiye eder.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;TV Film ve Dizileri;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;Fikri Mülkiyet Hakları Yasası temelinde gerçekleştirilen yapıma "fikri sermayesiyle" katılan eser sahiplerinden saklanmaması gerektiği halde, yapım firmaları genellikle "ticari sır" olduğu gerekçesiyle kanallarla yaptıkları anlaşmaları eser sahiplerine açıklamamaktadır.&lt;br /&gt;TV dizilerinde kanallar yapımcılara rating/share primi uygulaması yapmaktadır. Böyle durumlarda dizi yüksek rating/share almaya başladığında yapımcı dizi önemli bir ek gelir sağlamaktadır. Senaryo Yazarlarının kontratlarında bu gelirden de asgari %5 talep etmeye hakları vardır.&lt;br /&gt;Senaryo Yazarları her yapımda yapımcılara Senaryo Bütçesi tanımlanırken bütçelerine telif payı dışında ayrıca bir proje geliştirme bütçe payı koymalarının projenin kalitesi ve geleceği için ortak çıkar olduğunu ısrarla hatırlatmalarında yarar görmekteyiz. (Proje geliştirme bütçesi şu kalemlerden oluşabilir. Araştırma çalışmaları için yapılacak masraflar, yolculuklar, bilgi ve kitap satın almalar, danışman istihdamları, senaryo geliştirme hizmet bedelleri, script doctoring, vb.)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Senaryo Yazarının TV dizilerinde bölüm başına alması gereken asgari telif payı yapım bütçesinin net % 5'idir.&lt;br /&gt;Senaryo Yazarı (gurubu) gerçek rakamları bilmediği veya kendisine açıklanan rakamın gerçekliğinden kuşku duyduğu veya belgelenemediği koşulda senaryo gurubu toplam telif payı olarak;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#990000;"&gt;Dizi filmlerde bölüm başı asgari net, 15 Bin YTL,&lt;br /&gt;TV Filmlerinde ise asgari net, 20 Bin YTL talep etmelidirler&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Sinema Filmleri İçin;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;Sinema Filmlerinin gelirleri farklı mecralarda farklı biçimlerde oluşmaktadır. Bu nedenle senaryo yazarlarının anlaşmalarının iç pazara dönük üretilen dizi filmlerden farklı olması gereklidir. Sinema filmleri filmleri bütün dünyada belirli standart meralarda farklı gelirler elde ederler. ilk olarak ulusal pazarda ölçülebilen bir bilet geliri elde etmektedir. İkinci aşamada eğer satılırsa uluslar arası sinema gösterimlerinden yine ölçülebilen bir gelir elde etmektedir. Üçüncü olarak DVD/VCD satışları gelmektedir. Son olarak da TV satışları söz konusu olmaktadır. kimi zaman TV satışı önceden yapılmakta ve Yapımcı tarafından finans bütçesi içinde kullanılmaktadır. Uluslar arası sinema endüstrisinde Eser sahipleri söz konusu bütün mecralarda ayrı ayrı paylar talep etmektedir. Bu paylar Avrupa bütçeleriyle ortalama %5, HollyWood bütçeleriyle % 10'u bulmaktadır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Türkiye Senaryo Yazarlarının sinema filmlerinde talep etmesi gereken asgari senaryo telif payı, filmin yukardaki mecralarda elde edeceği toplam brüt gelirlerinin asgari % 5'i olarak kabul edilmelidir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Brüt gelir üzerinden pay talep etmek ülkemizdeki sinema yapım geleneği açısından yeni yeni kavranılan bir yaklaşımdır. Bu konu yapımcılar tarafından yakın zamanlarda "kardan pay" olarak önerilmeye başlamıştır. Oysa "Kardan pay" Türkiye'deki maliye ve muhasebe düzeni içinde tam da yapımcının ticari mahremiyetini 3. kişilerle paylaşmasını zorunlu kılacak bir çözümdür. Oysa uluslar arası sinema, müzik ve yayıncılık sektörlerinde geçerli olan "brüt gelirden pay" yaklaşımı, ülkemizde de müzik ve yayıncılık sektörleri tarafından uzun süredir uygulanmaktadır.&lt;br /&gt;Senaryo Yazarları yapım bütçesiyle ilgili gerçek rakamları bilmediği veya kendisine açıklanan rakamın gerçekliğinden kuşku duyduğu ve %5'ini hesaplayamadığı koşulda senaryo yazım bedeli olarak asgari net bir rakam talep etmelidir. Biz bu rakamın 75 Bin YTL olarak ilan edilmesini uygun buluyoruz.&lt;br /&gt;Senaryo Yazarları her yapımda yapımcılara Senaryo Bütçesi tanımlanırken bütçelerine telif payı dışında ayrıca bir proje geliştirme bütçe payı koymalarının projenin kalitesi ve geleceği için ortak çıkar olduğunu ısrarla hatırlatmalarında yarar görmekteyiz.&lt;br /&gt;Proje geliştirme bütçesi şu kalemlerden oluşabilir.: Araştırma çalışmaları için yapılacak masraflar, yolculuklar, bilgi ve kitap satın almalar, danışman istihdamları, senaryo geliştirme danışmanlık (script doctoring) hizmet bedelleri vb.&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3969340583136822993-7023284856968108689?l=senaryoyazari.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://senaryoyazari.blogspot.com/feeds/7023284856968108689/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3969340583136822993&amp;postID=7023284856968108689' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3969340583136822993/posts/default/7023284856968108689'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3969340583136822993/posts/default/7023284856968108689'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://senaryoyazari.blogspot.com/2008/05/sender-asgari-senaryo-bedellerini.html' title='SENDER, ASGARİ SENARYO BEDELLERİNİ BELİRLEDİ'/><author><name>Sinemada Eser Sahipleri</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14790068428191499679</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_Yjtj_zuDMrs/SCQjEwxn9BI/AAAAAAAAAOw/4h0VLS46-gQ/s72-c/sender_logo%5B1%5D.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3969340583136822993.post-1064166271093925812</id><published>2008-04-09T07:12:00.002-07:00</published><updated>2008-12-11T10:40:41.321-08:00</updated><title type='text'>FRANSA'DA TV DİZİ FORMATLARI</title><content type='html'>&lt;div align="center"&gt;&lt;span style="color:#660000;"&gt;FRANSA’DA TELEVİZYON DİZİLERİ FORMATLARI&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;                                                                                            Sedef ECER&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_Yjtj_zuDMrs/R_zPZ0JL_iI/AAAAAAAAAOQ/6l5XF8tCaYs/s1600-h/sedefecer%5B1%5D.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5187248913224826402" style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; CURSOR: hand" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/_Yjtj_zuDMrs/R_zPZ0JL_iI/AAAAAAAAAOQ/6l5XF8tCaYs/s400/sedefecer%5B1%5D.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Malumunuz, bugünlerde senaristleri çok meşgul eden bir konu var: Dizi formatları. SENDER bana Fransa’daki durumu sordu, ben de şöyle bir özet derledim:&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Fransa’da televizyon dizilerinde 52 dakikalık Amerikan formatına geçiş doğrusu biraz güç oldu. Ne de olsa sinema formatı kültüne inanan ve televizyonu küçük gören senaristlerin memleketiydi burası. Ve elbette ki 52 dakikaya geçiş, burada derhal 90 dakikalık filmlerin sonu anlamına gelmedi. Şimdi herkes hemfikir ki, iki formatta da çalışmak mümkün. Asıl sorun parada. Aynı bütçeye daha uzun film çektirmek, kanalların işine geliyor elbette. Ve genellikle belli bir prestiji olan yazarlar, kanallarından arzu ettikleri formatı “koparatabiliyorlar.”&lt;br /&gt;Bu tip ortak kararları alan komisyonlarda senaristlerin olması çok önem taşıyor. Yani sektörde, televizyonlarda ve yapım şirketlerinde anahtar mevkilerde, karar verme mekanizmalarında muhakkak bir kaç senarist bulunmalı ve her ülkede konjonktüre göre kararlar alınmalı.&lt;br /&gt;Hiç bir zaman Amerikalıların finans kapasitesine ulaşmak mümkün olmasa da Fransa’da yine de prime time, day time ve access prime time kuşaklarında mümkün olduğu kadar çok “fiction” yayınlanmasına çalışıldı. Akşamları üçüncü bir kuşak olmasının endüstriye yararlı olduğu konusunda herkes hemfikir.&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;52 dakikalık formata geçiş süreci Fransa’da bizdeki süreçten çok farklı. Türk yazarlar zaten hali hazırda varolan dizi yazarlığı sisteminde, sadece süreyi kısaltma savaşını vermekteler. Oysa Fransa’da bu, tamamen sistem değişikliği gibi algılandı çünkü “yönetmen filmi” kavramından vazgeçilmesinden korkuldu. 52 dakikalık formata geçilmesiyle Fransız televiyon yazarlığında büyük değişiklikler oldu, bunların en önemlisi de kollektif yazarlığa geçişti. Tamamen yazar yönetmenliği üzerine kurulmuş bir kültürde, ortak yazı atölyelerinin kurulması Paris’te gerçek bir devrim yarattı.&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Kollektif yazarlık meselesine de şöyle bakıyor buradaki senaristler: Yapımcı, farklı ufuklardan gelen çeşitli yazarları bir araya getirmeden önce projesi hakkında, yani neyi, nasıl, kaç paraya anlatmak istediği hakkında iyi düşünmeli.&lt;br /&gt;Dizinin ana konusunu tespit etmek ve ilk bölümü yazmak için genellikle yazarları bir araya getirmeye lüzum yok, nasıl bir prototip ürün için 20 tane mühendis gerekmiyorsa, aynı şekilde konsept ve ilk bölüm yazarken de tek bir yazar yeterlidir hatta daha sağlıklıdır çünkü net ve kesin bir anafikri savunacak kişi odur.&lt;br /&gt;Toplu yazma macerasının daha ucuza geleceğini zanneden yapımcılar yanılıyorlar çünkü sonuçta her yazarın çalışma süresi bölünmüyor. Bir de buna çok uzun tartışma süreleri ekleniyor.&lt;br /&gt;52 dakikalık formata geçişle birlikte, Fransa’da “sanatsal yapımcı” kavramı doğduğuna dikkat çekiliyor: Eskiden 90 dakikalık hikayeyi tasarlayan ve çoğu kez yazan bir yönetmen tipi vardı, oysa şimdi önce yazar sonra da yönetmen var. Yani yapımcı bu ikisinin ortasında yer alıyor ve hikayenin yazardan yönetmene geçişinde projeye sanatsal anlamda refakat edecek donanıma sahip olmak zorunda. Artık yapımcılar okuma provalarına katılıyorlar, öyküyü iyi bilip kasting konusunda fikir yürütüyorlar, senaristleri yönlendiriyorlar.&lt;br /&gt;Yani yapımcının, Amerikalıların “show runner” dedikleri rolü oynaması sözkonusu ki, bu Fransız geleneklerinden çok farklı. 26 dakikalık dizilerde de durum farklı. Daha dinamik, daha kalabalık ekipler var. Yazar sayısı, bir hikaye ekibi, bir de diyalog ekibi olmak üzere 25 yazara kadar çıkabiliyor ve yılda 120 bölüm hazırlanabiliyor.&lt;br /&gt;Başyazarın altındaki iki yazar, hikaye ve diyalog ekiplerini yönetiyor. Hikaye ekibi haftada 26 dakikalık 5 bölüm yazıyor. Bölümlerin kısa ve net yazılması önem taşıyor. Diyalog ekibi de 3 taslak yazıyor, haftada tek toplantı yapıyor.&lt;br /&gt;Bir de çok kısa formatlar, her akşam beş dakikalık bir skeç gibi, orada da her projenin ayrı bir öyküsü olduğunu görmek mümkün.&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Bitmez tükenmez reklamlarla kesilen bitmez tükenmez dizilerin memleketi Türkiye’de bakalım durum ne olacak?&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;İlkbaharın klavyelerinize ilham getirmesi dileğiyle… &lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3969340583136822993-1064166271093925812?l=senaryoyazari.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://senaryoyazari.blogspot.com/feeds/1064166271093925812/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3969340583136822993&amp;postID=1064166271093925812' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3969340583136822993/posts/default/1064166271093925812'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3969340583136822993/posts/default/1064166271093925812'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://senaryoyazari.blogspot.com/2008/04/fransada-tv-dizi-formatlari.html' title='FRANSA&apos;DA TV DİZİ FORMATLARI'/><author><name>Sinemada Eser Sahipleri</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14790068428191499679</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_Yjtj_zuDMrs/R_zPZ0JL_iI/AAAAAAAAAOQ/6l5XF8tCaYs/s72-c/sedefecer%5B1%5D.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3969340583136822993.post-305537614689927686</id><published>2008-03-29T03:51:00.000-07:00</published><updated>2010-09-19T07:24:48.432-07:00</updated><title type='text'>"SİNEBİR" SENARYOLARINIZI TASDİK EDİYOR</title><content type='html'>&lt;div&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_Yjtj_zuDMrs/R-4f00JL_eI/AAAAAAAAANs/6e9sO8lZ4QA/s1600-h/sinebirlogo.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5183115213360856546" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://3.bp.blogspot.com/_Yjtj_zuDMrs/R-4f00JL_eI/AAAAAAAAANs/6e9sO8lZ4QA/s400/sinebirlogo.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;color:#990000;"&gt;SİNEBİR” SENARYO TASDİKLERİNE DEVAM EDİYOR&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;Sinema Eseri Sahipleri Meslek Birliği “SİNEBİR” eserlerin mali ve manevi haklarını takip etme yanında senaryoları tasdiklime çalışmalarına devam etmektedir.Birçok arkadaşımız gerek senaryo, gerek projelerini onaylatmak konusunda zorluk çektiğini bilmekteyiz. Noter onayı sayfa başına yapıldığından oldukça yüksek bir fatura çıkmakta, arkadaşlarımızı da alternatif yollar aramaya mecbur etmektedir.Yarı resmi nitelikte bir meslek kuruluşu olan SİNEBİR’in yaptığı onaylar tıpkı noter onayı gibi mahkemelerde kabul edilmektedir.Eserleriniz damgalanarak bir zarf içinde saklanmakta eser sahibine de bu durumu gösteren bir belge verilmektedir.&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;ÜCRETLENDİRME&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;PROJE (Öykü, sinopsis, karakterler)…. 20 YTL (20 sayfaya kadar)&lt;br /&gt;SENARYO……………………………...............50 YTL&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;p align="center"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_Yjtj_zuDMrs/TJYc6853wfI/AAAAAAAAAV4/L_Dya-7MNfI/s1600/sinebirharitaa.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5518630192495968754" style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; WIDTH: 320px; CURSOR: hand; HEIGHT: 222px" alt="" src="http://3.bp.blogspot.com/_Yjtj_zuDMrs/TJYc6853wfI/AAAAAAAAAV4/L_Dya-7MNfI/s320/sinebirharitaa.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt; &lt;/div&gt;&lt;div&gt; &lt;/div&gt;&lt;div&gt; &lt;/div&gt;&lt;div&gt; &lt;/div&gt;&lt;div&gt; &lt;/div&gt;&lt;div&gt; &lt;/div&gt;&lt;div&gt; &lt;/div&gt;&lt;div&gt; &lt;/div&gt;&lt;div&gt;SİNEBİR&lt;br /&gt;Ergenekon Cad Ahmetbey Plaza No:12 Kat:5  Pangaltı&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;(Ramada Otel karşısı)&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;E-Posta: &lt;a href="mailto:sinebir@gmail.com"&gt;sinebir@gmail.com&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3969340583136822993-305537614689927686?l=senaryoyazari.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://senaryoyazari.blogspot.com/feeds/305537614689927686/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3969340583136822993&amp;postID=305537614689927686' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3969340583136822993/posts/default/305537614689927686'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3969340583136822993/posts/default/305537614689927686'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://senaryoyazari.blogspot.com/2008/03/sinebir-senaryolarinizi-tasdik-ediyor.html' title='&quot;SİNEBİR&quot; SENARYOLARINIZI TASDİK EDİYOR'/><author><name>Sinemada Eser Sahipleri</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14790068428191499679</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_Yjtj_zuDMrs/R-4f00JL_eI/AAAAAAAAANs/6e9sO8lZ4QA/s72-c/sinebirlogo.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3969340583136822993.post-1975867480111214205</id><published>2007-12-16T12:14:00.000-08:00</published><updated>2008-12-11T10:40:42.508-08:00</updated><title type='text'>90 Dakikalık Diziler İçin Yayıncılar Birliği ve Kanal Temsilcileriyle Masaya Oturuldu</title><content type='html'>&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_Yjtj_zuDMrs/R2WWMUAk-PI/AAAAAAAAANE/MxE-S7thngQ/s1600-h/N+colak-is.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5144683287614388466" style="FLOAT: right; MARGIN: 0px 0px 10px 10px; WIDTH: 210px; CURSOR: hand; HEIGHT: 267px" height="313" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/_Yjtj_zuDMrs/R2WWMUAk-PI/AAAAAAAAANE/MxE-S7thngQ/s400/N+colak-is.jpg" width="276" border="0" /&gt;&lt;/a&gt; 14 Aralık Cuma günü Plaza Otel'de yapılan toplantıya Yayıncılar birliğiyle meslek örgütü temsilcileri katıldı. Süresi 90 dakikaya ulaşan Tv dizileri yüzünden düşen kalitenin masaya yatırıldığı toplantıya şu kuruluşlar katıldı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#660000;"&gt;TOPLANTIYA KATILANLAR&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#006600;"&gt;&lt;strong&gt;TVYD&lt;/strong&gt; &lt;strong&gt;BAŞKAN&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="color:#006600;"&gt; &lt;/span&gt;NURİ M.ÇOLAKOĞLU&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#006600;"&gt;&lt;strong&gt;TVYD GNL SKR&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt; DURSUN GÜLERYÜZ&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#006600;"&gt;&lt;strong&gt;KANAL D&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt; PELİN DİŞTAŞ&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#006600;"&gt;&lt;strong&gt;ATV&lt;/strong&gt; &lt;/span&gt;MUTLU İNAN&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#006600;"&gt;&lt;strong&gt;SHOW TV&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt; HALUK ŞİRİN-AV.SEVAL COŞAR&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#006600;"&gt;&lt;strong&gt;STAR&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt; GÖKHAN TATARER&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#006600;"&gt;FOX&lt;/span&gt; &lt;/strong&gt;KORAY ALTINSOY&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#006600;"&gt;TV8&lt;/span&gt; &lt;/strong&gt;DİDEM CAN&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#006600;"&gt;&lt;strong&gt;KANAL 7&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt; ZEYNEP TOR-NAZİF TUNÇ(SENARİST)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#660000;"&gt;MESLEK KURULUŞLARI&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5144682441505831138" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/_Yjtj_zuDMrs/R2WVbEAk-OI/AAAAAAAAAM8/tBEsMfGd7ms/s400/meslek+org.jpg" border="0" /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#006600;"&gt;&lt;strong&gt;Sinebir&lt;/strong&gt;:&lt;/span&gt; İsmail Güneş-Erdoğan Akduman- Çağan Irmak- Yüksel Aksu&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#006600;"&gt;&lt;strong&gt;Tesiyap:&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt; Birol Güven-Mine Vargı&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#006600;"&gt;&lt;strong&gt;Sinesen&lt;/strong&gt;:&lt;/span&gt; Ahmet Keskin-Serkan Acar&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="color:#006600;"&gt;&lt;strong&gt;Mesam&lt;/strong&gt;:&lt;/span&gt; Hasan Saltık&lt;/div&gt;&lt;div&gt; &lt;/div&gt;&lt;div&gt;Çasod ve Soder  temsilcileri çağrılı oldukları halde katılmamışlardır.&lt;/div&gt;&lt;div&gt; &lt;/div&gt;&lt;div&gt;Sinebir başkan yardımcısı Erdoğan Akduman toplantı sonucu şu açıklamayı yaptı:&lt;/div&gt;&lt;div&gt; &lt;/div&gt;&lt;div&gt;Konu,üç temel başlık üzerinden değerlendirilmiştir.&lt;/div&gt;&lt;div&gt; &lt;/div&gt;&lt;div&gt;a) İNSANİ BOYUT&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Dizi filmlerde çalışanların sosyal ilişkileri normal boyutların çokaltına düşmüş ve insanca yaşama sınırlarının dışına taşmıştır.&lt;/div&gt;&lt;div&gt; &lt;/div&gt;&lt;div&gt;b) YASALAR&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Günlük ve haftalık çalışma saatleri yasaların ön gördüğü koşullarauymamaktadır. Fazla mesai koşullarını bile aşmaktadır&lt;/div&gt;&lt;div&gt; &lt;/div&gt;&lt;div&gt;c) KALİTE&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Yasalarla belirlenen çalışma saatlerinin çok dışına taşan ve insaniboyutları fazlasıyla aşan çalışma temposu sonucu her anlamda kalitedüşmektedir.&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Sevgili arkadaşlar, sizlere kısaca özetlemeye çalıştığım bu üç temelbaşlıktan oluşan "dizi filmlerin sürelerinin neden  kısaltılmasıgerektiği" konusunu,Yayıncılar Birliği temsilcileri dikkatle dinledi ve bizleri haklı  buldu. Ancak, dizi filmlerin sürelerini kısaltmanın bugünden yarına olabilecek bir şey olmadığını anlattılar.Reklam verenlerleyapılan sözleşmelerin genelde altı ay ile bir yıllık olduğunu, bu süre içinde dizi filmlerin süresinin kısaltılmasının söz konusu olamayacağını, bu zamandan sonrası için hazırlık  yapılması gerektiğiüzerinde duruldu. Detaylı çalışma için yıl başı sonrası Yayıncılar Birliği ve Tesiyap bir araya gelecek ve konu üzerinde çalışacaklar. Daha sonra Sinebir ve diğer katılımcı kuruluşlartekrar bir araya gelecek ve zaman içinde bu soruna köklü bir çözümgetirilecek. Böyle umuyor, böyle düşünüyoruz. Konunun çözümü için ne gerekiyorsa yapacağız. RTÜK İle görüşme henüz gerçekleşmedi. Başkanın İstanbul'a  gelmesi bekleniyor.&lt;/div&gt;&lt;div&gt; &lt;/div&gt;&lt;div&gt;Sevgi ve saygılarımla.&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt; &lt;/div&gt;&lt;div&gt;Erdoğan Akduman&lt;/div&gt;&lt;div&gt;SİNEBİRBaşkan yardımcısı&lt;/div&gt;&lt;div&gt; &lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3969340583136822993-1975867480111214205?l=senaryoyazari.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://senaryoyazari.blogspot.com/feeds/1975867480111214205/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3969340583136822993&amp;postID=1975867480111214205' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3969340583136822993/posts/default/1975867480111214205'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3969340583136822993/posts/default/1975867480111214205'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://senaryoyazari.blogspot.com/2007/12/90-dakikalk-diziler-iin-yaynclar.html' title='90 Dakikalık Diziler İçin Yayıncılar Birliği ve Kanal Temsilcileriyle Masaya Oturuldu'/><author><name>Sinemada Eser Sahipleri</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14790068428191499679</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_Yjtj_zuDMrs/R2WWMUAk-PI/AAAAAAAAANE/MxE-S7thngQ/s72-c/N+colak-is.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3969340583136822993.post-2144223299296193117</id><published>2007-12-12T08:01:00.000-08:00</published><updated>2008-12-11T10:40:42.687-08:00</updated><title type='text'>SENARYO YAZARI PERTOS MARKARİS İSTANBUL'DA</title><content type='html'>&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_Yjtj_zuDMrs/R2AGhCuJ3rI/AAAAAAAAAMk/d_q3golY9K8/s1600-h/markaris%5B1%5D.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5143117939193011890" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" height="342" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/_Yjtj_zuDMrs/R2AGhCuJ3rI/AAAAAAAAAMk/d_q3golY9K8/s400/markaris%5B1%5D.jpg" width="267" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="center"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#990000;"&gt;ÜNLÜ SENARİST VE YAZAR MARKARİS İSTANBUL'DA &lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;İstanbul Heybeliada doğumlu yazar ve senarist Petros Markaris ile New York merkezli Digital Film Academy (DFA)'nin öğrencileri bir araya geliyorlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;NY Village Voice tarafından New York’un En İyi Film Okulu seçilen ve film yapımının tüm evreleri üzerine uygulamalı teknik eğitim veren bir film akademisi olan DFA’nin öğrencileri ile Theodoros Angelopulos’un 1936 Günleri, Büyük İskender, Leyleğin Geciken Adımı, Ulysse’in Bakışı adlı filmlerinin senaryolarını kaleme alan oyun ve polisiye roman yazarı Petros Markaris hem senaristlik ve sinema hem de Ağustos ayında Merkez Kitaplar’dan çıkan kitabı Balkan Blues üzerine söyleşecek&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tarih: 13 Aralık Perşembe&lt;br /&gt;Saat: 15:00 - 16:00&lt;br /&gt;Yer: Digital Film Academy&lt;br /&gt;HALASKARGAZİ CAD. KİPMAN APT. NO:401 B-BLOK KAT:8&lt;br /&gt;ŞİŞLİ&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Düzenleyen: Merkez Kitaplar&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;kaynak:medyabul.com&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3969340583136822993-2144223299296193117?l=senaryoyazari.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://senaryoyazari.blogspot.com/feeds/2144223299296193117/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3969340583136822993&amp;postID=2144223299296193117' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3969340583136822993/posts/default/2144223299296193117'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3969340583136822993/posts/default/2144223299296193117'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://senaryoyazari.blogspot.com/2007/12/senaryo-yazari-pertos-markaris.html' title='SENARYO YAZARI PERTOS MARKARİS İSTANBUL&apos;DA'/><author><name>Sinemada Eser Sahipleri</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14790068428191499679</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_Yjtj_zuDMrs/R2AGhCuJ3rI/AAAAAAAAAMk/d_q3golY9K8/s72-c/markaris%5B1%5D.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3969340583136822993.post-7731816336615363883</id><published>2007-12-09T10:58:00.000-08:00</published><updated>2008-12-11T10:40:42.999-08:00</updated><title type='text'>SEDAT SİMAVİ'Yİ ANIYORUZ</title><content type='html'>&lt;div align="justify"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_Yjtj_zuDMrs/R1xA1iuJ3qI/AAAAAAAAAMc/kngwUaOwZ4c/s1600-h/simavi+davetiye.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5142056163147898530" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" height="361" alt="" src="http://2.bp.blogspot.com/_Yjtj_zuDMrs/R1xA1iuJ3qI/AAAAAAAAAMc/kngwUaOwZ4c/s400/simavi+davetiye.jpg" width="269" border="0" /&gt;&lt;/a&gt; İlk senaryo yazarımız ve ilk dramatik film yönetmenimiz Sedat Simavi'yi 11 Kasım 1953'de kaybetmiştik. Aynı zamanda ilk Türk karikatüristlerinden olan Simavi savaş yıllarında milli mücadeleye destek veren tek mizah dergisini çıkartmıştı. Ne yazık ki ustanın filmlerinden tek bir kare bile mevcut değil. Ama karikatürleri sergileniyor.&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;İstanbul, Saraçhanedeki tarihi kemerin hemen yan tarafında bulunan&lt;strong&gt; &lt;span style="color:#660000;"&gt;KARİKATÜR VE MİZAH MÜZESİ'nde, 12 Aralık Çarşamba günü, saat:17'de Sedat Simavi sergisi açılacak.&lt;/span&gt; &lt;/strong&gt;Sergi 31 Aralık 2007 tarihine dek açık kalacak.&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5142055329924243090" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/_Yjtj_zuDMrs/R1xAFCuJ3pI/AAAAAAAAAMU/Y0ZTDfeZVV8/s400/simavi-r%C4%B1za+tevfik.jpg" border="0" /&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;                               BİR FİLOZOF ! Rıza Tevik - Sedat Simavi'nin çizgisiyle&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3969340583136822993-7731816336615363883?l=senaryoyazari.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://senaryoyazari.blogspot.com/feeds/7731816336615363883/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3969340583136822993&amp;postID=7731816336615363883' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3969340583136822993/posts/default/7731816336615363883'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3969340583136822993/posts/default/7731816336615363883'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://senaryoyazari.blogspot.com/2007/12/sedat-simaviyi-aniyoruz.html' title='SEDAT SİMAVİ&apos;Yİ ANIYORUZ'/><author><name>Sinemada Eser Sahipleri</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14790068428191499679</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_Yjtj_zuDMrs/R1xA1iuJ3qI/AAAAAAAAAMc/kngwUaOwZ4c/s72-c/simavi+davetiye.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3969340583136822993.post-8209718768594606628</id><published>2007-12-09T10:49:00.000-08:00</published><updated>2008-12-11T10:40:43.766-08:00</updated><title type='text'>İLK TÜRK SENARYO YAZARI</title><content type='html'>&lt;div align="center"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#993300;"&gt;İLK SENARYO YAZARIMIZ : SEDAT SİMAVİ &lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;p&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5142048397847027314" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 211px; CURSOR: hand; HEIGHT: 231px; TEXT-ALIGN: center" height="231" alt="" src="http://2.bp.blogspot.com/_Yjtj_zuDMrs/R1w5xiuJ3nI/AAAAAAAAAME/jWRNt19FxE0/s400/Sedat%2BSimavi%2B1898-1953%5B1%5D.jpg" width="186" border="0" /&gt;Henüz Eisenstein ortaya çıkıp da sinema kurallarını belirlemeye başlamadan 1916 yılında Türkiye’de genç bir adam senaryo yazıp, film çekmeye niyetlenmişti…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sedat Simavi adını şu an medyanın amiral gemisi Hürriyet Gazetesi’nin kurucusu olarak biliyoruz. Oysa geçmişte yaptıklarıyla, duruşuyla önemli izler bırakmıştır. Ne yazık ki bu izler, kendi çocukları da dahil olmak üzere büyük çoğunluk tarafından görmezden gelinmiştir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1-Sedat Simavi, gazeteciliğinin yanı sıra öncü kuşak karikatürist ve mizahçılarındandır. Özellikle milli mücadele döneminde çıkarttığı “Güleryüz” adlı mizah dergisinin ayrı bir önemi vardır. Aynı dönemde birçok mizah dergisi çıkıyordu, örneğin Refik Halit’in “Aydede” si gibi. Ama Hepsi milli mücadele aleyhine yayın yaparken bir tek Simavi’in dergisi milli mücadeleye destek veriyordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;2-Dünyada sinemanın emeklediği yıllarda Simavi film çekmeye sıvanmışı; ilk konulu film yönetmeni ve senaryo yazarı odur. Müdafayı Milliye Cemiyetinin desteğiyle çekilen, yarım kalmış bir “Alemdar Mustafa Paşa” filminden sonra çektiği “Pençe” ve “Casus” filmleri gösterime giren ilk konulu Türk filmleri olarak tarihe geçmiştir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ne yazık ki Sedat Simavi’nin basiretsizliği her zaman varolmuş, ne döneminde ne de sonrasında kıymeti bilinmiştir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Pençe” filmi gösterime girdikten sonra Temaşa Dergisi’nde yapılan şu eleştiriye bakar mısınız :&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“…. Müdafaa-i Milliye cemiyetinin ilk eres-i sanatı olan Pençe unvanlı, seyri sadece Türkleri değil, herkesi utandıran eseri intihap ederek o zamana kadar işlediği hata-i meddiyyeye bu sefer en ağır bir cürm-ü maneviyeyi de ilave ediyor. Mevzudaki budalalık ve bayağılıkla tarz-ı tertip ve icraattaki cahillik ve tabiatsızlık bu eserde elele vermiş belhat vukufsuzluğumuzun edebi bir numune ve timsali diye raksediyor. Elhasıl gerek tavar gerek kerhen cemiyet bu Pençe namındaki sefil şeritle kendisini olduğu kadar, izzeti nefsi milliyeyi ve hatta orada temsile iştirak eden sanatkarları olduğu kadar, seyredenleri de terzil etmiştir.”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gördünüz mü, ilk Türk filmi hakkında yazıldığına göre “ilk Türk film eleştirisi” oluyor bir yerde (Ne güzel bir ilki daha bulduk)&lt;br /&gt;Üslup olarak günümüzün “bazı” eleştirmenlerini anımsatsa da biraz el insaf demek gerek.&lt;br /&gt;Yıl 1917; kıyaslanacak bir örnek yok, sinemada estetik değerler henüz belirlenmemiş. Ama muhterem münekkit tozu dumana katıyor, biraz dikkat edilirse bu eleştiride esaslı bir kıskançlık seziliyor. Bu muhterem eleştirmenin adı Muhsin Ertuğrul…&lt;br /&gt;Kurtuluş savaşı başladığında soluğu Almanya’da alan, döndüğünde Türk tiyatrosunun öncülüğünü yapan boş vakitlerinde de film çeken, sonra kendi filmleri eleştirildiğinde “Münekkitlerin zararları” başlıklı yazılar yazan Muhsin Ertuğrul…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu ilgisizlik sonucu söz konusu filmlerden tek bir kare bile mevcut değil. Koskoca basın imparatorluğunun sahibi olan mirasçıları bile bu filmleri bulmak için en ufak bir girişimde bulunmamışlar, ellerindeki büyük gücü kullanmaktan kaçınmışlardır . Sadece anılarla, belgelerle ve bu tür eleştirilerle (olumsuz bile olsa) sinemacılığı hakkında bilgi ediniyoruz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Reddedilemez bir gerçek var ki; şu an için bilinen ilk konulu film senaryo yazarı ve yönetmenimiz Sedat Simavi’dir.&lt;br /&gt;Dolayısıyla öncümüz ve ustamızdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;1898 doğumlu Simavi 11.Kasım 1953’de ölmüştür. &lt;/strong&gt;&lt;/p&gt;&lt;p align="justify"&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Senaryo yazarları ve yönetmenler olarak onun anısına bir şeyler yapmak gerek diye düşünüyorum…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ne dersiniz?&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;C&lt;strong&gt;ASUS&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yönetmen ve Senaryo : Sedat Simavi&lt;br /&gt;Görüntü Yönetmeni : Yorgo&lt;br /&gt;Oyuncular : Dar-Ül Bedayi oyuncuları&lt;br /&gt;Yapımevi (şirket) : Müdafaa-i Milliye Cemiyeti&lt;br /&gt;Konu : 1. Dünya Savaşında geçen bir casusluk serüveni&lt;br /&gt;Notlar : Bir iddiaya göre film "casus" adını taşıyan bir oyundan uyarlanmıştı. Bir başka karşı iddiaya göre ise bu adla bir oyuna rastlanmamıştı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;PENÇE&lt;br /&gt;Yönetmen ve Senaryo : Sedat Simavi (Mehmet Rauf'un aynı adlı dört perdelik oyunundan)&lt;br /&gt;Görüntü Yönetmeni : Yorgo&lt;br /&gt;Oyuncular : Eliza Binemneciyan, Nurettin Şefkati, Raşit Rıza&lt;br /&gt;Yapımevi (şirket) : Müdafaa-i Milliye Cemiyeti.&lt;br /&gt;Konu : Şehvet düşkünü isterik bir kadınla ilişki kuran Pertev ve evli bir kadın uğruna yuvasını unutan, arkadaşı Vasfi'nin öyküsü.&lt;br /&gt;Notlar : Seyirci önüne çıkan ilk Türk filmi. Aynı zamanda açık-saçık sahneleriyle dönemin ilk tepki alan filmi oldu.&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/p&gt;&lt;p align="justify"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#990000;"&gt;ATAY SÖZER&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#006600;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/p&gt;&lt;p align="justify"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#006600;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="color:#006600;"&gt;VE BİR BELGE&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt; &lt;/p&gt;&lt;p align="justify"&gt;Şeyhülmuharririn Burhan Felek, yarım kalan “Alemdar Mustafa Paşa” filminin kameramanlığını yapmış. “Geçmiş Zaman Olur Ki” kitabında bununla ilgili anısını şöyle anlatır…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#660000;"&gt;ALEMDAR MUSTAFA PAŞAYI NASIL ÇEVİRDİM&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt; ? &lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;strong&gt;Burhan FELEK&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Sedat Simavi merhum iyi dostlarımdandı. Sevişirdik. Sedat’ın gazetecilikte geniş denecek derecede kabiliyeti vardı. Çok işe başlar, tutanı, tutmayanı örterdi. Sonunda işin bilânçosu müsbet mi olurdu, menfi mi olurdu pek bilemem. Çünkü işbirliği yaptığım şahısların ve müesselerinin mali işleriyle ilgilenmezdim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sedat’ın çakırdığı dergilere yazılar yazardım. Hatta abana bir de fotoğraf rehberi yazdırdı ve bastı idi. Bilmem mevcudu kalmış mıdır? Dostluğumuz Cumhuriyetten önce başlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sedat eğlenceli adamdı, şakacı adamdı, zevkli adamdı. Bir ara hele “Hürriyet” i çıkartmadan az evelline kadar dostluğumuz çıplak isimle birbirimizi çağıracak ve uluorta hitab edecek kadar sıklaşmıştı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu girişi neden yapıyorum?&lt;br /&gt;Sedat’la olan dostluğumuzun derecesini ve nerelere kadar gittiğini anlatmak için.&lt;br /&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_Yjtj_zuDMrs/R1w5MSuJ3lI/AAAAAAAAAL0/MNiRCxLVeJA/s1600-h/Burhanfelek%5B1%5D.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5142047757896900178" style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; WIDTH: 231px; CURSOR: hand; HEIGHT: 334px" height="334" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/_Yjtj_zuDMrs/R1w5MSuJ3lI/AAAAAAAAAL0/MNiRCxLVeJA/s400/Burhanfelek%5B1%5D.jpg" width="203" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Şimdi dönelim geriye. Sene 1916 sonları veya 1917 başları.&lt;br /&gt;Sedat haber gönderdi, galiba adı şimdi “Cemal Nadir Sokağı” olan İran sefaretinin arkasındaki sokaklardan birinde Yenigün’ü çıkartıyordu.Ne yapıyordu, bilmiyorum.Yalnız bildiğim bir şey varsa Birinci Cihan Harbinin ortalarında idik. Gittim.&lt;br /&gt;- Hoş geldin ! dedi. Önünde bir takım krokiler, resimler, yazılar, falan…&lt;br /&gt;Sedat’ın ressam veya resme meraklı eli çizgiye yatkın artist bir çocuk olduğunu bilirdim.&lt;br /&gt;- Film çevireceksin! dedi.&lt;br /&gt;Şaşaladım, ben fotoğraf çekerdim. Fotoğrafın teorisini de bilirdim. Ama hiç film&lt;br /&gt;çevirmemiştim. Yalnız o zamanlar Türkiye’nin yegane fotoğraf ve sinema makineleri ithalatçısı olan İpekçi Kardeşlerin şubesinde amatör olarak teknik müşavirlik ettiğim için bilhassa Derby adındaki elle çevrilir manivelalı film alma makinesini bilirdim. Ama bununla film çevirmek arasında çok mesafe vardı, onun için:&lt;br /&gt;-Ben film çeviremem, hiç çevirmedim, dedim.&lt;br /&gt;-Çevirirsin, çevirirsin, basit şeydir.&lt;br /&gt;-Nedir bu film ?&lt;br /&gt;Anlattı:&lt;br /&gt;-Ben “Alemdar Mustafa Paşa” diye bir senaryo yazdım. Alemdar’ın Ruscuk’dan&lt;br /&gt;İstanbul’a gelişi. Bütün onun sahneleri, Üçüncü Selim’in katli ve nihayet Alemdar’ın Babıali’de kendi kendini uçurması…&lt;br /&gt;-Enteresan...&lt;br /&gt;-Başladık filme…&lt;br /&gt;-Yaa…&lt;br /&gt;-Evet. Bütün askeri müzedeki efrat ve oradaki kılıklar emrimizde. Topkapı Sarayının her yerinde film çekme müsaadesini aldım…&lt;br /&gt;-Kim finanse ediyor?&lt;br /&gt;-Müdafaa-i Milliye cemiyeti…&lt;br /&gt;-Yaa, hiç haberim yok !..&lt;br /&gt;-Başrolü aktör Burhanettin Tepsi yapacak. Bazen ben, bazen o rejisörlük edeceği&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_Yjtj_zuDMrs/R1w5eiuJ3mI/AAAAAAAAAL8/MlBViTMicac/s1600-h/burhanettin+tepsi.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5142048071429512802" style="FLOAT: right; MARGIN: 0px 0px 10px 10px; CURSOR: hand" height="371" alt="" src="http://2.bp.blogspot.com/_Yjtj_zuDMrs/R1w5eiuJ3mI/AAAAAAAAAL8/MlBViTMicac/s400/burhanettin+tepsi.jpg" width="258" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;z. Müzedeki askerlerden bol figüran alıyoruz. Mehteri bile veriyorlar. Sahnelerin bir kısmını çevirdik bile.&lt;br /&gt;-Neden beni çağırdınız?&lt;br /&gt;-Kardeşim. Filmi Kenan çeviriyordu. Kenan’ı bilirsin, geçimsiz bir çocuk, bilmem neden kızmış, bırakmış gitmiş, haber gönderdim gelmiyor. Her şey hazır. Aktör hazır, senaryo hazır, operatör yok. Seni düşündük.&lt;br /&gt;-Aman Sedat, ben böyle uzun boylu senaryolu film çeviremem. Dakikada 16 devirden bir çeyrek manivela çevirmek kolay mı?&lt;br /&gt;Sedat kafasına koyduğu şeyi yapan bir çocuktu.&lt;br /&gt;-Çevirirsin. çevirirsin ben de yardım ederim.&lt;br /&gt;Ben tereddüt halinde iken:&lt;br /&gt;-Hadi cemiyete git, makineleri falan gör. Cemil beyle, Saip Servet beyle temas et, seni Aktör Burhanettin ile görüştürsünler, artistleri tanı, dedi.&lt;br /&gt;*&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ondan sonra aktörlerle tanıştık. Aktön Burhanettin Bey iri yarı pehlivan kılıklı, Paris’te tahsil etmiş şöhreti büyük fakat sanat kıymeti pek yüksek olmayan bir zat idi. Ama Paris’te okumuş, buraya gelmiş. Filmin de rejisörü. Ne isterse, ne derse onu yapıyorduk. İşin kötü tarafı nasıl ben ilk defa film çekiyorsam, o da ilk defa kamera karşısında oynuyordu. İtiraf etmeliyim, Alemdar Mustafa Paşa için seçtiği kıyafeti o zaman beğenmiştim. Kurtdereli Mehmet Pehlivana benziyordu.&lt;br /&gt;Filmde Şeyhülislam rolünü adını hatırlamadığım bir Ermeni oynuyordu. Hatta filmin aktörleri arasında bulunan zamanın meşhur komiklerinden Fahri “çekiliş sırasında bu Ermeni ile:&lt;br /&gt;-Zo namazın şartları kaçtır? diye alay ederdi. Öteki de cevap vermekten geri kalmazdı.&lt;br /&gt;*&lt;br /&gt;Ben bu filmin çektiğim üç sahnesini hatırlıyorum. İşte bu üç sahnenin hikayesi :&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-Revân Köşkünde ışığa karşı çekiyoruz. Ne suratlar belli, ne mimikler. Ama çekiyoruz. O zaman bizim elimizde arka lambaları veya kuvvetli elektirik ışığı veren ampuller yok. Zaten sarayda böyle şeyler yasak, içeride gün ışığı bol değil. Ama çektik filmi. Yavaş da çekemiyorum. Gösterirken otomatik makine normal hızla gösterince filmde herkes koşmaya başlar.&lt;br /&gt;Huzura giren herif kimse Padişahın saçağını öpecek, sonra elpençe divan duracak, bir şeyler söyleyecek, sonra geri geri gidecek.&lt;br /&gt;Herif bir kere huzura girerken ayağı bir yere takıldı sendeledi, filmi tekrarladık. Sonra geri geri çekilecek yerde ters yüzü döndü. Aman zaman demeye vakit kalmadan çıktı gitti. Napalım, film pahalı, benim vaktim yok.&lt;br /&gt;-Zararı yok, filmi basarken giriş sahnesini bir de ters basarız olur, dedi. Biz yuttuk. Ama böyle bir şeyin pratikte kabil olmadığını düşününce buldum. Zaten atölyede de güldüler.&lt;br /&gt;-Ayol, o senin dediğin filmi ters çevirirsen olur. Ve bütün hareketler ters olur! dediler, vazgeçtik.&lt;br /&gt;*&lt;br /&gt;Alemdar’ın Babıali mahzeninde gözdesiyle birlikte kendini uçurması kolay olmadı. Mahzen kılıklı bir yer bulduk, ortaya bir eski tahta fıçı koyduk. Fıçının üst kapağına bir avuç magnezyum tozu koyduk. Bildiğiniz gibi bu toz eskiden kapalı yerlerde çekilen fotoğraflarda parlak ışık vermek için yakılırdı. Hatta hâlâ mevcut flaş ampulleri magnezyum telleri ile doludur.&lt;br /&gt;Uzatmayalım. Aktör Burhanettin’in eline bir piştov verdik, ben karşıya geçtim. Makineyi kurdum, silahı çekip güya barut fıçısına ateş edecek. Silahtan çıkan alev barutu patlatıp üzerindeki Alemdar’ı öldürmeye gelmiş zorbalarla birlikte mahzeni uçuracak…&lt;br /&gt;Burhanettin Bey korkak adam, fıçının yanına yaklaşmıyor. O yaklaşmazsa biz magnezyumu ateşleyemiyoruz. Çünkü bir fitil yaktık, o bitecek, tam magnezyuma yaklaşırken Aktör Tepsi ateşleyecek.&lt;br /&gt;Baktım olacak gibi değil.&lt;br /&gt;-Burhan Bey, siz boyuna eteş edin biz de çekelim. Elbet birinden birinde magnezyum patlayacak, dedim.&lt;br /&gt;Öyle yaptı ve magnezyum patladı. Ama tabanca havada iken. Ne ise. Biz birkaç kere keserek onu fıçıya yaklaştırdık. Patlamada bütün sahne bembeyaz oldu. Orada da ben on kare beyaz boydum. Sonra Alemdar enkaz altında yatıyorken bir sahne çektik. Onu da ilave ettik. Film bitti. Halbuki mahzen adamın üstüne çökmüştü. E o kadarı da olur.&lt;br /&gt;*&lt;br /&gt;Gelelim “Ruscuk Ayanı” sahnesine, 150 kişi kadar cephe geresi askerlerden ve bir iki aktörden mürekkep Ruscuk Ayanı önünde Alemdar Mustafa Paşa kılıcını çekti. Havayı kesip biçerek halkı Padişahı kurtarmak için İstanbul üzerine yürümeye teşivik ediyor. Ben de manivelayı çeviriyorum. Bir de baktım ki Burhan Bey ağzı kapalı,yani hiçbir şey mırıldanmadan kılıç sallayıp duruyor. Ben prizi durdurdum, o da gördü.&lt;br /&gt;-Ne oldu, neye durdunuz ? dedi.&lt;br /&gt;-Ağzınız kapalı Burhan Bey. Bir şey söylemiyorsunuz.&lt;br /&gt;-Ne lüzumu var, film sesli mi?&lt;br /&gt;-Ama birinci planda sizin ağzınızı açmadan konuştuğunuz görülüyor. Olur mu böyle şey, diyince bana hak verdi ve sahneye tekrar başladık. Ne ise iyi kötü bir sahneyi bitirdik.Tabii bütün o kalabalığı birkaç defa kameranın önünden ayrı ayrı kılıklarla geçirdik, o da bitti.&lt;br /&gt;Sedat’ın bu kadar eskizi, cemiyetin bu kadar masrafı benim fisebillullah yorgunluğum neticesinde gerçekten rezalet bir şey çıkmak üzere iken harp bitti. Müdafaa-i Milliye Cemiyeti dağıldı. Mallarını maliye hazinesine devrettiler.&lt;br /&gt;O arada bu acayip film kim bilir ne oldu?&lt;br /&gt;Şimdi iyi kötü parçalarını bulsak ne kadar enteresan bir belge teşkil ederdi, ilk Türk filmi…&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3969340583136822993-8209718768594606628?l=senaryoyazari.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://senaryoyazari.blogspot.com/feeds/8209718768594606628/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3969340583136822993&amp;postID=8209718768594606628' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3969340583136822993/posts/default/8209718768594606628'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3969340583136822993/posts/default/8209718768594606628'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://senaryoyazari.blogspot.com/2007/12/ilk-trk-senaryo-yazari.html' title='İLK TÜRK SENARYO YAZARI'/><author><name>Sinemada Eser Sahipleri</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14790068428191499679</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_Yjtj_zuDMrs/R1w5xiuJ3nI/AAAAAAAAAME/jWRNt19FxE0/s72-c/Sedat%2BSimavi%2B1898-1953%5B1%5D.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3969340583136822993.post-8318470866406258327</id><published>2007-12-09T10:38:00.001-08:00</published><updated>2008-12-11T10:40:44.099-08:00</updated><title type='text'>Zikrimin İnce Gülü</title><content type='html'>&lt;div align="center"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;color:#cc0000;"&gt;ZİKRİMİN İNCE GÜLÜ&lt;br /&gt;MÜŞAVİRİN ŞEN BÜLBÜLÜ&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt; &lt;/div&gt;&lt;div align="center"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5142045958305603122" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 334px; CURSOR: hand; HEIGHT: 223px; TEXT-ALIGN: center" height="242" alt="" src="http://2.bp.blogspot.com/_Yjtj_zuDMrs/R1w3jiuJ3jI/AAAAAAAAALk/HWPNpAW8hTg/s400/fikrimininceguluie5%5B1%5D.jpg" width="357" border="0" /&gt;&lt;br /&gt;“Fikrimin İnce Gülü” bir TV dizisi önce “Bir Adalet Ağaoğlu uyarlaması mı acaba?” diye düşünülse de sonunda adını İsmail Hakkı Bey’in aynı isimli yürük semaisinden aldığı öğrenildi. Dizinin senaryo yazarları Rüya İşçileri, başrol oyuncusu ise “Kültür Bakanlığı müşaviri ve Belediye sanat danışmanı Kenan Işık…”&lt;br /&gt;Diziyle ilgili dertler daha ilk bölümlerden başlamış, ramazana denk gelen ilk bölümlerdeki içki sahneleri sorun olmuş; işte o günlerden bir gazete haberi :&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;&lt;span style="color:#006600;"&gt;&lt;strong&gt;Belediye başkanını oynayan Işık, dizinin çekilen bazı bölümlerinin Ramazan için iptal edilmesini yerinde buluyor. Hatta bu konuda yapımcıyı uyararak önceden çekilmiş bölümlerin çöpe atılmasını da kendisi sağlamış. Yapımcı Fatih Aksoy'un da bu konuda hassasiyet gösterdiğini söyleyen Işık, "Belki bizim için zor oluyor, gece gündüz yetiştirmek için çalışıyoruz; ama olsun, buna değer." diyor.&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/em&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;br /&gt;İlginç değil mi, bir oyuncu; bizzat uğraşarak çekilen bölümleri çöp attırarak mahalle baskısının tipik bir örneğini veriyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dizi 8.bölümden sonra yayından kalktı; pek çok dizi gibi reyting kurbanı oldu; buraya kadar tamam, şaşılacak bir şey yok. Ama Kültür Bakanlığı müşaviri ve Belediye sanat danışmanı Kenan Işık’ın şu sözlerine bakar mısınız… İşte gazetelerden o haber :&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;em&gt;&lt;span style="color:#006600;"&gt;Sekizinci bölümden sonra yayından kalkan 'Fikrimin İnce Gülü' dizisinin başrol oyuncusu Kenan Işık, senaristlere verdi veriştirdi: Kimse beni aşk üçgeni içinde kalmış ve rüşvetçi bir belediye başkanı gibi gösteremez!..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;'Kuzey Rüzgarı' adlı diziden ayrılan Kadir İnanır'ın ardından, 'Fikrimin İnce Gülü'nde başrol oynayan Kenan Işık da 'senarist kurbanı olduğunu' iddia etti. Işık, Aydan Şener ile oynadığı dizinin yayından kaldırılmadığını vurgulayarak, "Senaristlerin beni rüşvetçi belediye başkanı ve bir aşk üçgeni içinde yazmasını kabullenemediğim için diziyi bitirdim" dedi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;&lt;span style="color:#990000;"&gt;HALK DA BUNU TASVİP ETMEZ&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;Kenan Işık, "Dizisi yayından kalkan adam durumuna düşmek istemem çünkü ben bunu hak etmedim" diye konuştu. Senaryonun gidişatından memnun olmadığı için projeyi sürdürmek istemediğini vurgulayan &lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_Yjtj_zuDMrs/R1w3ySuJ3kI/AAAAAAAAALs/BwIYFGZAD4M/s1600-h/Kenan+musavir.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5142046211708673602" style="FLOAT: right; MARGIN: 0px 0px 10px 10px; CURSOR: hand" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/_Yjtj_zuDMrs/R1w3ySuJ3kI/AAAAAAAAALs/BwIYFGZAD4M/s400/Kenan+musavir.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;Kenan Işık, 'Aşk Oyunu', 'Kurşun Yarası' gibi uzun soluklu dizilere imza atan senaryo grubu Rüya İşçileri'ne ilişkin sıkıntılarını şöyle ifade etti:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Çok uzun süre devam edecek iyi bir hikayesi vardı ama senaryoyu yazan arkadaşlara bazı şeyleri anlatamadık. Kenan Işık'ı almışlar belediye başkanı olarak dizinin kahramanı yapmışlar, sonra da rüşvetçi belediye başkanı diye senaryo yazıyorlar. Bu olmaz! Ben kendimi rüşvetçi başkan olarak göstermek istemem! Aydan da memnun değildi. Bir kadın var; iki aşk arasında kaldığını söylüyor. Böyle şey olur mu? Bunu halk da tasvip etmez. Biz bitmesinin bu şekilde devam etmesinden daha hayırlı olacağını söyledik."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;'Fikrimin İnce Gülü' dizisinin senaryo grubu 'Rüya İşçileri' adına konuşan Meriç Demiray, "Kenan Işık'ın karakterinin tüm özellikleri en başından beri belliydi" diyerek, Işık'ın iddialarına şöyle yanıt verdi: "Rol kendisine teklif edildiğinde, Kenan Işık ve Aydan Şener'e dört bölümlük senaryoyu vermiştik. İlk bölümde Işık kasabadaki çarşıyı dağıtıyordu. Karakterinin tüm özellikleri en başından beri belliydi. Konservatuar mezunu olan birinin rolüne böyle bakması çok ilginç! Ayrıca başrollerin de artık zaafları olduğu senaryolar yazılıyor. Rollerin pirüpak olduğu senaryolar, 80'lerde kaldı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#990000;"&gt;EKİPLE AYNI DİLİ KONUŞAMADIK!&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;Bir dizinin başarılı olabilmesi bütün ekibin anlaşabilmesi gerekir. 'Fikrimin İnce Gülü'nde bazı oyuncular ve yönetmenle aynı dili konuşamadık. Şanssızlık! Dizide büyük bir aşk anlatılıyordu, Kenan Işık'ın rolündeki asabiyet de; yıllar önce biten bu büyük aşk sonrasında inancını yitirmiş olmasından kaynaklanıyordu. Bazen diziler uyumsuzluklar yüzünden tutmaz. Dizi yayından kalktıktan sonra garip nedenler ileri sürmek çok da doğru değil..."&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/em&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;Eee dervişin fikri neyse zikri de oymuş...&lt;br /&gt;Kültür Bakanlığı müşaviri ve Belediye sanat danışmanı Kenan Işık müdahalelere devam ediyor; bir başka söyleşisinde “Senaristler karakter profiline uymadılar” türünden laflar söylüyor.&lt;br /&gt;Sayın müşavir , rüşvetçi bir başkanı oynamazmış; anladığım kadarıyla bir sonraki seçim için parlamentoya hazırlanıyor. Belki müşavirliğini yaptığı bakanlık koltuğunda hayal ediyordur kendini. E tabii hal böyle olunca da imajını çizdirmek istemiyor.&lt;br /&gt;Af buyurun acaba tiyatroda Othello oynaması gerekirse ne yapacak; “Kimse beni onun bunun gazına gelip karısının ümüğünü sıkan bir Arap gibi gösteremez!” mi diyecek !&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kültür Bakanlığı müşaviri ve Belediye sanat danışmanı Kenan Işık’ın senaryo yazarları için kullandığı kelimeler rahatsız edicidir, budan daha vahimi sayın müşavirin senaristi kendi emrinde çalışan bir arzuhalci gibi görme alışkanlığıdır, pratikte olmasa bile kafasında olan budur. Şu değişen karakter profili meselesine gelince; Tv dizilerinde bu hep görülen bir durumdur. Amerikan dizileri dahil, pek çok dizinin ilk bölümündeki karakter, ilerleyen bölümlerde farklı bir hale gelebilir. Bunun nedeni de reytingdir. Karakter gerekli ilgiyi görememişse ona acilen operasyon yapıp yükselişe geçirmek gerekir.&lt;br /&gt;Eğer sayın müşavirin karakterinde bir değişme olduysa bunun suçlusu biraz da kendisidir, demek rolünüzü yeterince iyi oynayamadınız ki böyle bir değişiklik düşünülmüş.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir senaryo yazarı olarak sayın müşavirin bu tutumunu kınıyorum, ayıplıyorum ama müşavir beye de bundan sonraki siyasi yaşamında başarılar diliyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Eminim ve son kararım…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;Atay SÖZER&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3969340583136822993-8318470866406258327?l=senaryoyazari.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://senaryoyazari.blogspot.com/feeds/8318470866406258327/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3969340583136822993&amp;postID=8318470866406258327' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3969340583136822993/posts/default/8318470866406258327'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3969340583136822993/posts/default/8318470866406258327'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://senaryoyazari.blogspot.com/2007/12/zikrimin-ince-gl.html' title='Zikrimin İnce Gülü'/><author><name>Sinemada Eser Sahipleri</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14790068428191499679</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_Yjtj_zuDMrs/R1w3jiuJ3jI/AAAAAAAAALk/HWPNpAW8hTg/s72-c/fikrimininceguluie5%5B1%5D.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3969340583136822993.post-5624858440925946042</id><published>2007-12-05T14:04:00.000-08:00</published><updated>2008-12-11T10:40:44.511-08:00</updated><title type='text'>HAK ARAMA YOLUNDA ÖNEMLİ BİR ADIM</title><content type='html'>&lt;div align="center"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#990000;"&gt;90 DAKİKALIK DİZİLER ÇALIŞANLARINI SONUNDA İSYAN ETTİRDİ&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;p&gt;&lt;/p&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5140617279028282818" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://2.bp.blogspot.com/_Yjtj_zuDMrs/R1ckLdq3RcI/AAAAAAAAALU/Wz8JAD6TQN8/s400/G%C3%B6r%C3%BCnt%C3%BC006.jpg" border="0" /&gt;&lt;br /&gt;&lt;p&gt;Amerikalı senaryo yazarlarının pek çok sorunlarını çözdükten sonra İnternet hakları gibi nedenlerden dolayı greve gitmeleri, Türk sinema-tv sektörü çalışanlarının gıpta ile bakmalarına yol açmıştı. Pek çok sorunu olan sektör çalışanlarının ilk sıralardaki dertlerinden biri de süresi 90 dakikayı bulan dizi filmlerdir.RTÜK’ün reklam sürelerine kısıtlama getirmesinden sonra daha fazla reklam kuşağı alma uğruna uzattığı diziler 90 dakikayı bulmuş durumda, bu bir sinema filmiyle eşdeğer bir zaman. Ama bir haftada yazılıp çekilmek zorunda; yazarından, yönetmeninden, set teknisyenlerine kadar herkes 18 saate kadar çalışmakta, bu durumda dizilerin kalitesinde büyük bir düşüşe neden olmaktadır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu kötü gidişin farkına varan SİNEBİR (Sinema Eser Sahipleri Meslek Birliği) üyesi yönetmen ve senaristler neler yapılması konusunda toplandılar. Yeni yönetim kurulunu geçtiğimiz gün belirleyen SİNEBİR'in merkezinde yapılan toplantıya SİNESEN (Sinema Emekçileri Sendikası) temsilcileri, yapımcı temsilcileri, hukukçular da destek verdi.&lt;br /&gt;Toplantıya FİLM-YÖN ve SENDER üyesi pek çok yönetmen ve senaryo yazarı katıldı. İvedi olarak yayın kuruluşları ve RTÜK temsilcileriyle bir görüşme yapıp sorunların anlatılıp çözülmesine karar verildi.&lt;br /&gt;Çalışanlar “&lt;em&gt;&lt;strong&gt;O kadar yoruluyoruz ki bir gün toplu olarak hastalanıp rapor alabiliriz; o hafta da hiçbir sevilen dizi ekrana gelmeyebilir&lt;/strong&gt;”&lt;/em&gt; dediler. &lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_Yjtj_zuDMrs/R1cjAtq3RbI/AAAAAAAAALM/k_QcuOz0MBM/s1600-h/G%C3%B6r%C3%BCnt%C3%BC002.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5140615994833061298" style="FLOAT: right; MARGIN: 0px 0px 10px 10px; CURSOR: hand" height="292" alt="" src="http://3.bp.blogspot.com/_Yjtj_zuDMrs/R1cjAtq3RbI/AAAAAAAAALM/k_QcuOz0MBM/s400/G%C3%B6r%C3%BCnt%C3%BC002.jpg" width="385" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3969340583136822993-5624858440925946042?l=senaryoyazari.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://senaryoyazari.blogspot.com/feeds/5624858440925946042/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3969340583136822993&amp;postID=5624858440925946042' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3969340583136822993/posts/default/5624858440925946042'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3969340583136822993/posts/default/5624858440925946042'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://senaryoyazari.blogspot.com/2007/12/hak-arama-yolunda-nemli-bir-adim.html' title='HAK ARAMA YOLUNDA ÖNEMLİ BİR ADIM'/><author><name>Sinemada Eser Sahipleri</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14790068428191499679</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_Yjtj_zuDMrs/R1ckLdq3RcI/AAAAAAAAALU/Wz8JAD6TQN8/s72-c/G%C3%B6r%C3%BCnt%C3%BC006.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3969340583136822993.post-5396373019173945591</id><published>2007-12-05T13:16:00.000-08:00</published><updated>2008-12-11T10:40:45.434-08:00</updated><title type='text'>SENARİSTLER GREVİ TAM GAZ DEVAM EDİYOR</title><content type='html'>&lt;div&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_Yjtj_zuDMrs/R1cXstq3RYI/AAAAAAAAAK0/DgVWuER1LPc/s1600-h/pic2%5B1%5D.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5140603556607772034" style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; CURSOR: hand" alt="" src="http://3.bp.blogspot.com/_Yjtj_zuDMrs/R1cXstq3RYI/AAAAAAAAAK0/DgVWuER1LPc/s400/pic2%5B1%5D.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt; Amerika’daki senaristlerin grevi tam gaz yayılmaya devam ediyor…&lt;br /&gt;Geçtiğimiz hafta tüm dünyanın severek izlediği “Prison Break”, senarist grevi yüzünden 3. sezonun orta yerinden izleyicisine veda etti.&lt;br /&gt;Bu hafta da bir diğer dizi “Heroes”, 2. sezonun 11.bölümünü yayınlayarak hayranlarına veda etti.&lt;br /&gt;Dizilerin kaldıkları yerden ne zaman devam edecekleri şimdiden merak konusu olmaya başladı. Bazı kaynaklar Mayıs ayında tekrar gösterime girebileceklerini açıklarken bazıları ise bir dahaki sezon başlangıç tarihine yani Eylül ayına kadar sarkabileceğini söylüyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dünyanın en çok beğenilen dizisi “Lost”, Şubat ayında 4.sezonuyla izleyiciyle buluşmayı planlıyordu. Ama senaristlerin bu iddialı grevi “Lost”u da etkileyecek gibi görünüyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;div&gt;&lt;div&gt;Amarikalı senaryo yazarlarının&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_Yjtj_zuDMrs/R1cXS9q3RWI/AAAAAAAAAKk/sFD7Kf36Ng8/s1600-h/pic4%5B1%5D.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5140603114226140514" style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; CURSOR: hand" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/_Yjtj_zuDMrs/R1cXS9q3RWI/AAAAAAAAAKk/sFD7Kf36Ng8/s400/pic4%5B1%5D.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt; örgütlü olarak haklarına sahip çıkmalarına Türkiye'deki meslektaşları gıpta ile bakmakta. En tabii hakları olan telif haklarını almakta bile sorunlar yaşayan Türk senarislerin kalbi Amerikalı meslektaşlarının yanında.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Avrupa Senaryo Yazarları Federasyonunun üyesi olan SENDER (Türkiye Senaryo Yazarları Derneği) tüm dünyadaki yazar örgütleriyle birlikte hareket edip, Amerika'daki grevi desteklediklerini açıkladı.&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_Yjtj_zuDMrs/R1cYa9q3RZI/AAAAAAAAAK8/gSPlBmeFwKc/s1600-h/PrisonBreak%5B1%5D.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5140604351176721810" style="FLOAT: right; MARGIN: 0px 0px 10px 10px; WIDTH: 231px; CURSOR: hand; HEIGHT: 362px" height="339" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/_Yjtj_zuDMrs/R1cYa9q3RZI/AAAAAAAAAK8/gSPlBmeFwKc/s400/PrisonBreak%5B1%5D.jpg" width="200" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_Yjtj_zuDMrs/R1cXdNq3RXI/AAAAAAAAAKs/qNWhnRwhtwg/s1600-h/heroes_ew00%5B1%5D.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5140603290319799666" style="FLOAT: right; MARGIN: 0px 0px 10px 10px; CURSOR: hand" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/_Yjtj_zuDMrs/R1cXdNq3RXI/AAAAAAAAAKs/qNWhnRwhtwg/s400/heroes_ew00%5B1%5D.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3969340583136822993-5396373019173945591?l=senaryoyazari.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://senaryoyazari.blogspot.com/feeds/5396373019173945591/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3969340583136822993&amp;postID=5396373019173945591' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3969340583136822993/posts/default/5396373019173945591'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3969340583136822993/posts/default/5396373019173945591'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://senaryoyazari.blogspot.com/2007/12/senaristler-grevi-tam-gaz-devam-ediyor.html' title='SENARİSTLER GREVİ TAM GAZ DEVAM EDİYOR'/><author><name>Sinemada Eser Sahipleri</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14790068428191499679</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_Yjtj_zuDMrs/R1cXstq3RYI/AAAAAAAAAK0/DgVWuER1LPc/s72-c/pic2%5B1%5D.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3969340583136822993.post-1075139358044899600</id><published>2007-12-05T00:45:00.000-08:00</published><updated>2008-12-11T10:40:46.135-08:00</updated><title type='text'>YASAKLASAK DA MI SAKLASAK, YASAKLAMASAK DA MI SAKLASAK</title><content type='html'>Cumhuriyet 4-12-2007 tarihli FIRAT KOZOK imzalı bir haber.&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;RTÜK'ten kanallara 'sihirli dizi' uyarısı&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;Televizyon kanallarıyla yaptığı görüşmeler sonucunda sır dizilerinin azaltılmasını sağlayan Radyo ve Televizyon Üst Kurulu (RTÜK), bu kez gündemine "sihir&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_Yjtj_zuDMrs/R1ZsINq3RVI/AAAAAAAAAKc/BwOtRkeJyGE/s1600-h/selena%5B1%5D.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5140414913054197074" style="FLOAT: right; MARGIN: 0px 0px 10px 10px; CURSOR: hand" height="114" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/_Yjtj_zuDMrs/R1ZsINq3RVI/AAAAAAAAAKc/BwOtRkeJyGE/s400/selena%5B1%5D.jpg" width="308" border="0" /&gt;&lt;/a&gt; dizilerini" aldı. Özellikle çocuklar üzerinde etki bırakan, "cinli" , "perili" , "cadılı" diziler için televizyon yöneticileriyle toplantı yapılacak. Dizileri yayından kaldırmayan kanallara yaptırım uygulanacak.&lt;br /&gt;Bir süre önce Fethullah Gülen 'e yakınlığıyla tanınan Samanyolu Televizyonu tarafından başlatılan ve hızla yayılan "sır dizileri" ne kısıtlama getiren RTÜK, sihir dizileri için de harekete geçti. Kurul, bir iyilik perisi olan Selena , olağanüstü güçlere sahip inciyi anlatan Kara İnci , Acemi Cadı, En&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_Yjtj_zuDMrs/R1Zr69q3RUI/AAAAAAAAAKU/XhDzKSoTJig/s1600-h/eniyiarkadasim%5B1%5D.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5140414685420930370" style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; WIDTH: 268px; CURSOR: hand; HEIGHT: 117px" height="152" alt="" src="http://3.bp.blogspot.com/_Yjtj_zuDMrs/R1Zr69q3RUI/AAAAAAAAAKU/XhDzKSoTJig/s400/eniyiarkadasim%5B1%5D.jpg" width="322" border="0" /&gt;&lt;/a&gt; İyi Arkadaşım Cino gibi doğaüstü güçleri konu alan dizilerle ilgili yoğun şikâyetleri incelemeye aldı. Televizyonların yöneticileriyle toplantılar yapmayı planlayan Kurul, bu tür programların kaldırılması için telkinlerde bulunacak. Ancak televizyonların duyarlılık göstermemesi durumunda cezai yaptırımlara başvurulacak. Ailelerden RTÜK'e gele&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5140414384773219634" style="FLOAT: right; MARGIN: 0px 0px 10px 10px; CURSOR: hand" height="284" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/_Yjtj_zuDMrs/R1Zrpdq3RTI/AAAAAAAAAKM/tgMF-baHpDI/s400/kopyasc4b1c80w00636jv%5B1%5D.jpg" width="181" border="0" /&gt;n şikâyetler, söz konusu programların çocuklar üzerinde ne derece etkili olduğunu da gözler önüne seriyor. Ailelerin bazıları, dizileri izleyen çocukların "uçmaya çalıştığını" belirtirken, bazıları internet üzerinden kampanya yürütüyor. &lt;/em&gt;&lt;br /&gt;Şu RÜTÜK her "Burnum hıyar" diyene bir avuç tuzunu alıp koşturuyor. Bir ara Binbir Gece, dizisine uyarı gelmişti, nedeni okulun birinde muzır bir genç, kız arkadaşına "150 bin" demiş. Demese uyarı gelmeyecek; iyi mi? Sihirli diziler denmesinden murad aslında fansastik diziler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu dizilerin eleştirilecek yönleri yok mu? Var... Örneğin fansastik havalarından zaman zaman çıkmaları, çocuklara seslenen dizilerde genç kızların lolita gibi dolaşmaları, erotizmin yaş grubuna göre ön planda olması, çocukların uyuma saatinde gösterilmeleri falan. Ama yok, muhteremler ona değil de yapılan sihirlere takmışlar, çocukların kafasını karıştırıyormuş, seyredenler uçmaya kalkıyormuş.O zaman bu kafa her çocuğun dinleyerek büyüdüğü ninnileri, keloğlan masallarını da yasaklar, hele hele lambadan cin çıkaran Alaattin hiç ortaya çıkmasın. Sahi o masal da 1001 g&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_Yjtj_zuDMrs/R1Zrbdq3RSI/AAAAAAAAAKE/ZQ3yyXrgz1c/s1600-h/kara_inci_02%5B1%5D.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5140414144255051042" style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; CURSOR: hand" height="91" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/_Yjtj_zuDMrs/R1Zrbdq3RSI/AAAAAAAAAKE/ZQ3yyXrgz1c/s400/kara_inci_02%5B1%5D.jpg" width="346" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;ece massaları içindeydi. Şimdi ister misiniz Binbir Gece'ye bir uyarı da bundan dolayı gelsin.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3969340583136822993-1075139358044899600?l=senaryoyazari.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://senaryoyazari.blogspot.com/feeds/1075139358044899600/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3969340583136822993&amp;postID=1075139358044899600' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3969340583136822993/posts/default/1075139358044899600'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3969340583136822993/posts/default/1075139358044899600'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://senaryoyazari.blogspot.com/2007/12/yasaklasak-da-mi-saklasak-yasaklamasak.html' title='YASAKLASAK DA MI SAKLASAK, YASAKLAMASAK DA MI SAKLASAK'/><author><name>Sinemada Eser Sahipleri</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14790068428191499679</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_Yjtj_zuDMrs/R1ZsINq3RVI/AAAAAAAAAKc/BwOtRkeJyGE/s72-c/selena%5B1%5D.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3969340583136822993.post-4781809925124620724</id><published>2007-11-18T04:56:00.000-08:00</published><updated>2008-12-11T10:40:46.822-08:00</updated><title type='text'>SENARİSTİN HAKKINI SENARİSTE VER</title><content type='html'>&lt;div align="center"&gt;&lt;span style="color:#990000;"&gt;&lt;strong&gt;SENARİSTİN HAKKINI SENARİSTE VER&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="center"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#990000;"&gt;(&lt;em&gt;Sezar'ın hakkını kime verirsen ver ona karışmam&lt;/em&gt;)&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;p&gt;&lt;br /&gt;“Arakçı” damgasını yemeyen senaryo yazarı yoktur; hele hele başarılı bir iş çıkartmışsa… Bazen esinlenme gerçekten de fazla olup başka yazarların telif haklarına tecavüze kadar gitse de; bazen de benzerlik sadece bir esinlenme veya rastlantı boyutunda olabilir. Ancak genellikle rastlanan bir durum vardır, en ufak bir sahne örtüşmesinde bile “tamam falan yerden araklamış” damgası basılıverilir hemen. &lt;/p&gt;&lt;p&gt;“Falan yerde de çocuk hasta oluyordu burada da; falan yerde de kadın kocasını başka bir kadınla yakalıyordu burada da” olması senaryo yazarının arakçı olması için yeterlidir! Ondan sonra istediği kadar özgün sahneler farklı gelişmeler olsun bu damgadan kurtulamaz.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Özellikle mesleğe yeni başlayan arkadaşlarımızda da görülen bir durumdur; yaptığı işi dünyanın en özgün, en &lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_Yjtj_zuDMrs/R0A3PlZrPRI/AAAAAAAAAJ8/MUPeEcsOU4g/s1600-h/resat+nuri+rnk-+sp.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5134164316079734034" style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; WIDTH: 298px; CURSOR: hand; HEIGHT: 329px" height="329" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/_Yjtj_zuDMrs/R0A3PlZrPRI/AAAAAAAAAJ8/MUPeEcsOU4g/s400/resat+nuri+rnk-+sp.jpg" width="270" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;muhteşem işi kabul eder; “Benim senaryom olay yaratacak” iddiasındadır. Hemen sonra, aynı temayı işleyen başka bir senaryo karşısına çıkarsa düş kırıklığına uğrar ve “eserinin araklandığını” düşünür. Bu paranoya ne yazık ki bizler de dahil olmak üzere her kesimde vardır, bir filmi (diziyi) izlerken “nereden araklandığını” düşünmeden edemezler. &lt;/p&gt;&lt;p&gt;Şimdi bu olaya farklı bir açıdan yaklaşmak istiyorum… Örneğimiz reyting sever Yaprak Dökümü dizisi… Şimdiden birkaç sezon süreceği belli…Dizi çok bildik bir roman uyarlaması; yazarı Reşat Nuri Güntekin… &lt;/p&gt;&lt;p&gt;Reşat Nuri, Cumhuriyet döneminin ilk yazarlarından; insanımızda okuma alışkanlığı yeni yeni gelişmeye başladığı dönemlerde yazmış. Yazdıklarını klasik öykü üslubu içinde, çok satışlı (&lt;em&gt;bestseller)&lt;/em&gt; kategorisinde sayabiliriz. &lt;/p&gt;&lt;p&gt;Yaprak Dökümü Reşat Nuri’nin vasat romanlarından biridir (&lt;em&gt;bana göre tabii&lt;/em&gt;), romanın analizi ayrı bir yazı konusudur. Ama Miskinler Tekkesi ve Yeşil Gece çok daha sağlam eserleridir (&lt;em&gt;gene bana göre&lt;/em&gt;) . Kendi kuşağının Kerime Nadir, Güzide Sabri, Esat Mahmut, Ethem İzzet gibi yazarlarını da bu tür eserler vermiştir. Bu kategoriye batı yazınında bir örnek ararsak Barbara Cartland’ı söyleyebiliriz. Birer edebiyat başyapıtı olmasalar bile rahat okundukları, halkta okuma alışkanlığı sağladıkları için çok önemlidir. &lt;/p&gt;&lt;p&gt;Zaten en iyi senaryo uyarlamaları bu tür çok satışlı eserlerden yapılır, daha sanatsal, daha edebi bir yapıttan örneğin bir Oğuz Atay’dan senaryo uyarlaması yapmak çok zordur. &lt;/p&gt;&lt;p&gt;Konuyu fazla dağıtmadan gelelim Yaprak Dökümü dizisine; orijinal eser 130 sayfa civarında, bir minik roman veya uzun h&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_Yjtj_zuDMrs/R0A251ZrPQI/AAAAAAAAAJ0/D_0HWCnQ_uY/s1600-h/yaprak+d%C3%B6k%C3%BCm%C3%BC+foto.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5134163942417579266" style="FLOAT: right; MARGIN: 0px 0px 10px 10px; CURSOR: hand" height="231" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/_Yjtj_zuDMrs/R0A251ZrPQI/AAAAAAAAAJ0/D_0HWCnQ_uY/s400/yaprak+d%C3%B6k%C3%BCm%C3%BC+foto.jpg" width="365" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;ikaye gibi. Ama dizinin bölümleri uzadıkça uzuyor üstelik tempo hiç bozulmuyor.Dizide çalışanlardan biri geçenlerde bir yere konuşmuş, demiş ki; “&lt;em&gt;Eee Reşat Nuri büyük yazar, öyle bir sağlam yapı kurmuş ki onun bir cümlesinden bir bölüm çıkıyor&lt;/em&gt;.”İşte burada bir senaryo yazarı olarak isyan edesi geliyor insanın…&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Bir kere, bir cümleden bir bölüm senaryosu çıkar elbette; ama burada marifet, o cümleyi kuranda değil, o cümleden bölüm çıkartan yazardadır.Madem marifet Reşat Nuri’de o zaman aynı dönemde gösterilen Dudaktan Kalbe neden onun kadar başarılı değil! (&lt;em&gt;Reyting bakımından&lt;/em&gt;)Yaprak Dökümü senaristleri günlerce kafa patlatıp yeni açılımlar bularak diziyi sürdürecek ama sonra alkışı Reşat Nuri alacak; bu haksızlık değil de nedir… &lt;/p&gt;&lt;p align="justify"&gt;Yaprak Dökümü senaryo yazarı olarak görülen Ece Yörenç ve Melek Gençoğlu’nun adını anmayıp onlara arzuhalci muamelesi yapacaksın, bütün başarının mimarı olarak da Reşat Nuri’yi göstereceksin. Bu da bir şekil arakçılık sayılmaz mı; senaristin cebindekini alıp Reşat Nuri’nin cebine koyuyoruz…&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#990000;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p align="right"&gt;&lt;span style="color:#990000;"&gt;&lt;strong&gt;Atay SÖZER&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="color:#990000;"&gt;&lt;span style="color:#333333;"&gt;&lt;strong&gt;Karikatür: Semih POROY (&lt;/strong&gt;&lt;em&gt;Portreler. Karikatür Vakfı Yayınları&lt;/em&gt;&lt;strong&gt;)&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt; &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3969340583136822993-4781809925124620724?l=senaryoyazari.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://senaryoyazari.blogspot.com/feeds/4781809925124620724/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3969340583136822993&amp;postID=4781809925124620724' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3969340583136822993/posts/default/4781809925124620724'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3969340583136822993/posts/default/4781809925124620724'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://senaryoyazari.blogspot.com/2007/11/senaristin-hakkini-senariste-ver.html' title='SENARİSTİN HAKKINI SENARİSTE VER'/><author><name>Sinemada Eser Sahipleri</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14790068428191499679</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_Yjtj_zuDMrs/R0A3PlZrPRI/AAAAAAAAAJ8/MUPeEcsOU4g/s72-c/resat+nuri+rnk-+sp.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3969340583136822993.post-8435615903470802614</id><published>2007-11-16T12:14:00.000-08:00</published><updated>2008-12-11T10:40:46.944-08:00</updated><title type='text'>HAYDİ ÇOCUKLAR GREVE</title><content type='html'>&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_Yjtj_zuDMrs/Rz361FZrPMI/AAAAAAAAAJU/pJv6Xjebh0A/s1600-h/senaryo+grev.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5133534940162112706" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://3.bp.blogspot.com/_Yjtj_zuDMrs/Rz361FZrPMI/AAAAAAAAAJU/pJv6Xjebh0A/s400/senaryo+grev.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="center"&gt;&lt;strong&gt;GREVE "ÇOCUKLARINIZI DA GETİRİN" ÇAĞRISI &lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Grevin başladığı 5 Kasım tarihinden itibaren her gün kalabalık bir katılımcı kitlesiyle yürüyüşler yapan Amerika Senaryo Yazarları Birliği bu hafta boyunca genellikle Los Angeles'taki büyük yapım şirketlerine yapılacak yürüyüşler için üyelerine "Çocuklarınızı da getirin" çağrısı yaptı.&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Birlik 12 Kasım Pazartesi günü grevin 8. gününe CBS Televizyon Şirketinin Televizyon Şehri olarak anılan devasa yapının önünde bir eylemle başlayacak. Gün içinde de farklı gruplar halinde Disney, Fox, Paramount, Sony Universal, Warner Bros. gibi büyük yapım şirketlerinin önünde toplanacak üyeler hak ettiklerini alabilmek için grevlerine devam edecekler.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3969340583136822993-8435615903470802614?l=senaryoyazari.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://senaryoyazari.blogspot.com/feeds/8435615903470802614/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3969340583136822993&amp;postID=8435615903470802614' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3969340583136822993/posts/default/8435615903470802614'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3969340583136822993/posts/default/8435615903470802614'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://senaryoyazari.blogspot.com/2007/11/haydi-ocuklar-greve.html' title='HAYDİ ÇOCUKLAR GREVE'/><author><name>Sinemada Eser Sahipleri</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14790068428191499679</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_Yjtj_zuDMrs/Rz361FZrPMI/AAAAAAAAAJU/pJv6Xjebh0A/s72-c/senaryo+grev.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3969340583136822993.post-7754920922806142122</id><published>2007-11-16T09:48:00.001-08:00</published><updated>2008-12-11T10:40:47.366-08:00</updated><title type='text'>RIDVAN AKAR'DAN YANIT VAR</title><content type='html'>Antalya Festivali'nde yaşanan dayak skandalından sonra olaya adı karıştırılan gazeteci Rıdvan Akar, konuyla bilgili bir basın açıklaması yaptı:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kamuoyunun bilgisine:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;21 Ekim Günü saat 21.25’de TÜRSAK Başkanı Engin Yiğitgil’in Festival Basın Danışmanı Nimet Demir’e yaptığı saldırının ardından üç hafta geçti. Bu üç hafta içinde TÜRSAK kaynaklı bir lobi faaliyetine maruz bırakıldık. Adımın da konu edildiği bu lobi faaliyeti nedeniyle sizleri yorma pahasına aşağıdaki açıklama zorunlu hale geldi.&lt;br /&gt;Bu zaman dilimi içinde Nimet Demir sadece Festival’in son günü yaşadığı saldırıyı sadece bir tek gün içinde ve zaten bilgiyle gelen iki gazeteciye anlattı. Buna karşılık TÜRSAK Başkanı ve yetkili isimler şunları yaptı:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1. Engin Yiğitgil, Nimet Demir’in açıklamalarından önce, kendisiyle röportaj yapan gazeteciye “Nimet Demir bana saldırdı” dedi. (Dikkatinizi çekerim: “saldırı yapan” kişi tek başına Yiğitgil ve arkadaşlarının yanına gidiyor. 1.55 boyunda, 47 kilo ve 50 yaşında bir kadından söz ediyoruz.)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;2. Ertesinde, Demir’e ve gazetecilere dava açıp, kazanırsa alacağı tazminatı “Hayvanları Koruma Derneği’ne &lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_Yjtj_zuDMrs/Rz3Y81ZrPLI/AAAAAAAAAJM/sUvuHaXdqBE/s1600-h/ridvan_akar2%5B1%5D.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5133497689910754482" style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; CURSOR: hand" alt="" src="http://2.bp.blogspot.com/_Yjtj_zuDMrs/Rz3Y81ZrPLI/AAAAAAAAAJM/sUvuHaXdqBE/s400/ridvan_akar2%5B1%5D.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;vereceğim!” dedi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;3. TÜRSAK adına “böyle bir olay olmamıştır”, “saldırı iddiasının Antalya Belediyesi ve Altın Portakal’a karşı (!) yapılmış olduğu” açıklaması basına yollandı. TÜRSAK Yönetim Kurulu adına yapılan açıklamada, TÜRSAK’ın geleneğinde (!) kadına şiddet yoktur” ve “mahkemede bile Yiğitgil’in elini tutacağız” minvalinde bir açıklama daha yapıldı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;4. Yiğitgil ve TÜRSAK Yöneticisi üç kişi Festival sponsoru kanalda iki farklı programa katıldı. “Böyle bir şey olmadı, o saldırdı” dediler, “komplo”dan söz ettiler, “savaş”tan söz ettiler, (Bu arada Festival Sponsoru’nun cevap hakkı konusundaki özensizliği ayrı bir hukuk ve etik tartışma konusudur)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;5. Ve bununla da yetinilmeyerek TÜRSAK Genel Müdürü ve Senarist Sevinç Baloğlu bu defa konu ile ilgili haber yapan ve ilgilenen kamuoyuna bir mektup yolladı ve gazetecileri dolaşmaya başladı. Nimet Demir, festival süresince olduğu gibi, bu süre içinde de hep sustu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Baloğlu mektubunda, “Nimet hanımın bizlerin de yakından tanıdığı Mehmet Ali Birand’ın oğlunun şirketinin ortağı ve genel müdürü olması, ya da saygın gazeteciliğini bildiğimiz Rıdvan Akar’ın eşinin ablası olması, kendisine bu kadar haksız suçlamaya taraftar bulabilmesi ayrıcalığını vermemeli” diye yazdı. Dolayısıyla da bu cevap gerekli hale geldi.&lt;br /&gt;Öncelikle ne ben ne de Mehmet Ali Birand hiçbir biçimde hiç bir gazeteciyi bu konuyla ilgili haber yapması için aramadık, aramayız. Bir rica ve telkinde bulunmadık, bulunmayız. Baloğlu’nu, ispat etmeye davet ediyorum. Altın Portakal Film Festivali Başkanı’nın yine Festival Basın danışmanı bir hanıma yaptığı menfur saldırı dünyanın neresinde olursa olsun haberdir. Bu haberi “atlayan” kişinin gazeteciliğinden şüphe edilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gelelim Senarist Baloğlu’nun iddialarına:&lt;br /&gt;Öncelikle böyle bir saldırı olmuştur. Baloğlu’nun senaryosundaki “sen nasıl…..erkeksen teke tek konuşalım v. s.” gibi repliklerini ve daha bir çok mantık dışı teknik kurguyu ifşa etmeye değer bulmuyorum. En yetkili isimler ve olay sırasında orada bulunanlar bu saldırının tanığıdır. Senarist Baloğlu karpuz satıcılarına özgü “kan çıkmazsa” mantığı ile hareket edebilir. Ancak kadına yönelik şiddet şöyle tanımlanmaktadır:&lt;br /&gt;“Birleşmiş Milletler Kadınlara Yönelik Şiddetin Önlenmesi Bildirgesi’ne göre "ister kamusal isterse özel yaşamda meydana gelsin, kadınlara fiziksel, cinsel veya psikolojik acı veya ıstırap veren veya verebilecek olan cinsiyete dayanan bir eylem veya bu tür eylemlerle tehdit etme, zorlama veya keyfi olarak özgürlükten yoksun bırakma" (1. madde) halidir.Kadınlara Yönelik Ayrımcılığın Önlenmesi Komitesi'ne göre ise "bir kadına sırf kadın olduğu için yöneltilen ya da oransız bir şekilde kadınları etkileyen" şiddettir. Aşağıdaki sorular kendilerine de gönderildiği halde “böyle bir olay olmamıştır” diyen TÜRSAK yetkilileri tarafından yanıtlanmamıştır. &lt;div&gt;&lt;br /&gt;1. Bildirgenin de öngördüğü gibi Bay Yiğitgil, Nimet Demir’i göstererek güvenlik görevlilerine “Ben festival başkanıyım götürün bu karıyı buradan” emri vermiş midir?2. Bay Yiğitgil Nimet Demir’e herkesin duyacağı şekilde sonraları sesinin kısılmasına neden olacak kadar bağırarak, “Seni sinkaf edeyim, senin yanında çalışan kızları da sinkaf edeyim, aileni ve sülaleni sinkaf edeyim, or..pu ve benzeri küfürler savurmuş mudur?3. 29 Ekim tarihli Milliyet Gazetesi’nde Festival’in en yetkili isimlerinden birinin tanıklığını beyan ettiği üzere Nimet Demir’e fiziki saldırıda bulunmuş ve tekme ve tokat girişimi çevredekiler tarafından önlenmiş midir?&lt;br /&gt;Bu aşamadan itibaren doğrudan benim birinci dereceden tanık olduğum görüşmede Bay Yiğitgil, 24 Ekim günü saat 12.30’da Antalya Sheraton Oteli Lobisi’nde Nimet Demir’den özür dilemiştir. Nimet Demir’in avukatının da ikinci tanık olarak katıldığı görüşmede Yiğitgil, “siz beni affedebilirsiniz ama ben kendimi hiç affetmeyeceğim” demiş ve aynı gün odasına çiçek göndermiştir. Nimet Demir’in olayın gelişimi hakkında anlattıkları ve Bay Yiğitgil’e “nasıl yaptınız? Hadi beni, kendinizi ve Altın Portakal’ı düşünemediniz, kızınızı da mı düşünmediniz” sorusu karşısında, benim önümde niçin “genetik tansiyon hastalığım nedeniyle böyle şeyler oluyor, size yaptığımı hatırlamıyorum” demiştir. Böyle bir olay olmamışsa Yiğitgil neden kendisini hiç affetmeyecektir? Böyle bir olay olmamışsa Yiğitgil, ben ve başka tanıkların önünde niçin böyle bir senaryo uydurmuştur? Ayrıca Baloğlu, senaryosunda kendini anlattığı bölümlerin dışında kalan bölümlerinde, özellikle de bir kadın tarafından çok daha fazla dikkat, ilgi ve kadın lehine şüpheciliği haketmesi gereken böyle bir konuda, erkeğe karşı aşırı korumacı, kadına karşı aşırı duyarsız olduğunun farkında değil midir? Yiğitgil’in özür dilemeye gelmesi öncesi beni arayıp “Yaşananlardan pişmanım, Nimet Hanımla konuşmamı sağlar mısınız” ricasından niçin haberi yok veya bunu niçin şiddete uğramış kadının lehine bir an bile hesaba katmıyor? Niçin bir kadın olarak bir kez bile, iddia sahibi kadına bir tek soru bile sormuyor? Niçin kendi senaryosunda bile “her an’ı” izlemiş olması teknik olarak mümkün görünmeyen an’ları bir tek kez bile sorgulamıyor, duyan gören bütün erkeklerin aksine kadınla hiçbir iletişim kurmuyor? Şimdi Bay Yiğitgil’e gösterdiği gözyaşartıcı anaçlığın bir dakikasını, eleştirmek veya yardımcı olmak için bile hemcinsi bir kadına göstermiyor, hiç düşündü mü? &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;Nimet Demir bu görüşmede Yiğitgil’i sadece bu olaydan çok üzüntü duyduğunu tahmin ettiği eşi ve kızı için affedebileceğini ancak bu özrü samimi bulmadığını belirterek, “lütfen benim kalbimi ve güvenimi kazanın” demiş olmasına ve Yiğitgil de “emin olun, kendimi affettireceğim” demesine karşın, “karakolda doğru söyler, mahkemede şaşar” misali karşısına çıkan ve bu saldırı ile ilgili soru soran ilk meslektaşıma “hayır o bana saldırdı” demek gafletinde bulunmuş ve Demir’in de –saldırı anında olamasa da- hiç olmazsa medya ortamında kendisini savunması gerekli hale gelmiştir.&lt;br /&gt;Senarist Sevinç Baloğlu’nun “köpekleri seven, centilmen” senaryosuna karşılık Gazeteci Ayşe Karasu’nun Hürriyet Gazetesi’nin 4 Kasım tarihli Hürriyet Gazetesi’nde çıkan Kadın dayakçısının işyeri tacizcisi olarak portresi başlıklı yazısını okunmasını önerim. Bakın Karasu o yazıda Yiğitgil’i nasıl tarif ediyor:&lt;br /&gt;“Ben Engin Yiğitgil’i tanımam ama, İstanbul’daki iş ortamında ona yakın tanık ve kurbanlardan dinlediklerim, Antalya’daki Nimet Demir’in anlattıklarıyla birebir örtüşüyor. Dayak kısmı hariç. Ama küfür, hakaret, aşağılama gırla.&lt;br /&gt;Sabah toplantısında kadınlara "Hayvan herifler, yine tuvalet kağıdını bitirmişsiniz" diye bağırmalar, öfke nöbeti geçirip elinde ne varsa etrafa savurmalar. Yemeğini getirene, "Nereden biliyorsun aç olduğumu" diye çıkışmalar, getirmeyene "Aç olduğumu bilmiyor musun" diye çemkirmeler, sürekli "Burada patron benim" diye büyüklenmeler. İş ortamındakilerin çoğu kadın, dolayısıyla küfür ve hakaretleri işitenler de onlar. Üçüncü şahıs kadınlardan da "o" ile başlayıp "u" ile biten sıfatla bahsediyor Engin Bey. Ama hakkını yemeyelim, ofiste kimseye el kaldırmamış. “&lt;br /&gt;Karasu yazının devamında Yiğitgil’in bu davranışlarından mağdur olan bir eski TÜRSAK çalışanının tanıklığını da aktarmış. Bu mağdur şöyle diyor:&lt;br /&gt;"Sürekli herkesin içinde bağırıyor, küçük düşürüyor, aşağılıyor, duygu dünyamı alt üst ediyordu. Her gün eve ağlayarak gidiyordum. Daha yeniyim, beceremiyorum diye kendime kızıyor, adam haklı diye kendimi azarlıyor ve hızlanmak için gayret sarf ediyordum. Konuşma ve davranış üslubunun bende bıraktığı yaraları anlatacak kelimelerim yok. Ben tüm yüreğimle o kadına (Nimet Demir) inanıyorum, ben sessiz kaldım, o kalmasın istiyorum. O şiddete tanık olup hiçbir şey yapmadığım için özür diliyorum kendisinden."&lt;br /&gt;Yani saldırının “münferit” bir olay ve “sıradan” bir tartışma olmadığı anlaşılıyor. Yiğitgil’in şiddet girişiminden azade olmak için TÜRSAK’da yönetici sıfatı kazanmak ya da saldırı girişim(ler)ini örtecek tıynette mi olmak gerekir? &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;Köpek sevmek iyi bir şeydir. Ancak insanları da sevmek ve kadınlara da saygılı olmak gerekir. Hitlerin de köpeği vardı ve adı “Blondi” idi. Yani köpek sevmek Hitler’i melek &lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_Yjtj_zuDMrs/Rz6iXlZrPNI/AAAAAAAAAJc/4LWqg-QF7Cg/s1600-h/hitlerandblondie1.jpe"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5133719151309438162" style="FLOAT: right; MARGIN: 0px 0px 10px 10px; CURSOR: hand" height="361" alt="" src="http://2.bp.blogspot.com/_Yjtj_zuDMrs/Rz6iXlZrPNI/AAAAAAAAAJc/4LWqg-QF7Cg/s400/hitlerandblondie1.jpe" width="233" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;yapmadı. Bu olayda kriter yukarıda anılan “kadına yönelik şiddet” tanımıdır. Nimet Demir bu olay sonunda “veya psikolojik acı veya ıstırap veren veya verebilecek olan cinsiyete dayanan bir eylem” yaşamıştır. Anlaşılan o ki başkaları da yaşamıştır. Ancak Senarist Baloğlu Bay Yiğitgil’in ailesindeki kadınlarla kurduğu empatiyi Nimet Demir için göstermemektedir. Kaldı ki “Türkiye’de Kadına Yönelik Şiddet Araştırması” (Altınay-Arat s. 83) kadına şiddet uygulayan erkeklerin yüzde 17.9’unun üniversite mezunu olduğunu ortaya koymaktadır. Yani kadına yönelik şiddetle “klasik müzik severliğin, kültür adamı” olmanın alakası yoktur. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;Kişinin saygın olması için öncelikle okuduğu okul, unvan, kariyer, para, kültürel birikimden önce haksızlık ve şiddet karşısında vicdani ve etik bir tavır sergilemesi gerekir. Saldırı olayı doğrudur. Benim tanıklığımda da ve bizzat Yiğitgil’in dilediği özürde de kabul edilmiştir. Olayı duyup Antalya’ya ulaştığımda Nimet Demir’in olmadığı ama başka tanıkların da olduğu bir ortamda da Bay Yiğitgil sorularım karşısında olayı doğrulamıştır. Bütün bunlar yargı sürecinde de Bay Yiğitgil’in ve Sevinç Baloğlu’nun gerçeği gizleme ve saptırma çabalarının karşısına çıkacaktır.&lt;br /&gt;Hiç kimse TÜRSAK’ın film festivalindeki başarısını, maddi çıkarlarını, bugüne kadarki kaliteli çalışmalarını sorgulamamaktadır. Saldırının perdelenmesi adına ortaya atılan komplo iddiaları ve çalıştığım şirketin geleceğe dönük çıkar beklentisini vurgulayan imalara karşı açıkça şunu vurgulamak isterim: Çalışanı olduğum şirket kesinlikle bir daha TÜRSAK’ın faaliyet gösterdiği sinema ve benzeri herhangi bir sektörde hiçbir iş ve proje önerisini kabul etmeyecek ve bu alanda hiçbir girişimde bulunmayacaktır.&lt;br /&gt;Son olarak hukuki bir aşamaya gelmiş bir olayın hala lobiciliğini yaparak inkarcı bir tavır sergilemek kabul edilemez. Zira şiddeti yaratan kişiyi koruyanlar da kamu vicdanında “suç ortağı”olarak görülür. Ortada sadece bir kişi tarafından bir kadına yapılan fiziki ve sözlü şiddet vardır ve sadece bu davranışa karşı çıkılmaktadır. Senarist Baloğlu’nun kamoyuna yolladığı “senaryosundaki” çok önemli eksik unsur da budur.&lt;br /&gt;Senarist Baloğlu’nun yazdıklarından sonra tanıklığımın kayıtlara geçmesi için bu açıklama zorunlu olmuştur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Saygılarımla&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Rıdvan Akar&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;/strong&gt;&lt;strong&gt;&lt;/strong&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3969340583136822993-7754920922806142122?l=senaryoyazari.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://senaryoyazari.blogspot.com/feeds/7754920922806142122/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3969340583136822993&amp;postID=7754920922806142122' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3969340583136822993/posts/default/7754920922806142122'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3969340583136822993/posts/default/7754920922806142122'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://senaryoyazari.blogspot.com/2007/11/ridvan-akardan-yanit-var.html' title='RIDVAN AKAR&apos;DAN YANIT VAR'/><author><name>Sinemada Eser Sahipleri</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14790068428191499679</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_Yjtj_zuDMrs/Rz3Y81ZrPLI/AAAAAAAAAJM/sUvuHaXdqBE/s72-c/ridvan_akar2%5B1%5D.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3969340583136822993.post-3032452750562660579</id><published>2007-11-16T08:49:00.000-08:00</published><updated>2008-12-11T10:40:48.326-08:00</updated><title type='text'>ALTIN PORTAKAL, DAYAK, YÜKSEK TANSİYON, PROTESTOLAR VS VS VS</title><content type='html'>&lt;div align="justify"&gt;&lt;strong&gt;ENGİN YİĞİTGİL'E PROTESTOLAR SÜRÜYOR&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Antalya Festivali sırasında yaşanan dayak rezaletinden sonra Engin Yiğitgil'e protestolar devam ediyor.&lt;/div&gt;&lt;p&gt;&lt;br /&gt;Antalya Altın Portakal Film Festivali Başkanı Engin Yiğitgil’in, çok sayıda kişinin önünde, festivalin basın danışmanı Nimet Demir’e tekme ve yumruklarla saldırdığı iddiasıyla ilgili savcılık soruşturması başlatılırken, Kadın Adayları Destekleme ve Eğitme Derneği (KA-DER) üyeleri açıklama yaparak Engin Yiğitgil’i istifaya çağırdılar.&lt;br /&gt;Aralarında öğretim üyesi Fatmagül Berktay, Ahmet İnsel, Milletvekili Baskın Oran, yazar İpek Çalışlar, Selma Ac&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_Yjtj_zuDMrs/Rz6os1ZrPPI/AAAAAAAAAJs/D0I4ygu-ohU/s1600-h/portakal+ve+boks.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5133726113451425010" style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; CURSOR: hand" alt="" src="http://3.bp.blogspot.com/_Yjtj_zuDMrs/Rz6os1ZrPPI/AAAAAAAAAJs/D0I4ygu-ohU/s400/portakal+ve+boks.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;uner, Memet Ali Alabora, Yıldız Önen, Zeynep Tanbay’ın bulunduğu farklı kesimlerden birçok kişi, Engin Yiğitgil’i protesto bildirisi yayımladı.&lt;br /&gt;"Sinemaya şiddet bulaştıran TÜRSAK Başkanı Engin Yiğitgil’i protesto ediyoruz. "Şiddetin üzerini örtmeyelim, örttürmeyelim" denilen bildiride, "Altın Portakal İletişim Danışmanı Nimet Demir’in, TÜRSAK Başkanı Engin Yiğitgil’in sözlü ve fiziki şiddetine uğramasına seyirci kalmayacağız. Altın Portakal Film Festivali’nin ve TÜRSAK’ın kadına yönelik şiddetle birlikte anılmaması, şiddetin her yerden silinmesi için Nimet Demir’e yönelik saldırıyı kınıyor, Engin Yiğitgil’i istifaya çağırıyoruz" denildi. &lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;strong&gt;SİYAD DA OLAYI KINADI&lt;/strong&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;44. Altın Portakal Film Festivali sırasında, festivalin ve TÜRSAK Vakfı'nın başkanı Engin Yiğitgil'in festivalin iletişim işlerini yürüten şirketin genel müdürü Nimet Demir'i dövme girişiminde bulunduğu iddiaları, festivalin son günü basının gündemine oturmuştu. TÜRSAK Vakfı, olayı olaya taraf olan Engin Yiğitgil'in görüşlerine yer vermeden, Milliyet gazetesinde haber yapan Alin Taşçıyan'a dava açmaya hazırlanırken, Sinema Yazarları Derneği (SİYAD), dernek üyesi Taşçıyan'a sahip çıkan ve TÜRSAK Vakfı'nın diyalog kapılarını kapamakla eleştiren bir açıklama yayınladı. SİYAD Yönetim Kurulu imzasıyla yapılan açıklamada şu ifadelere yer verildi :&lt;/p&gt;&lt;p&gt;"&lt;em&gt;Bildiğiniz gibi derneğimiz üyesi Alin Taşçıyan, Antalya Altın Portakal Film Festivali ertesinde, gazetesi Milliyet'te festival sırasında yaşanan tatsız olay hakkında bir haber yapmıştı. Uzun yıllardır mesleğini ilkelerinden ödün vermeden icra eden ve saygınlığı tartışılmayan Taşçıyan, gazeteci olmanın sıkıntılarından birini de bu vesileyle yaşıyor. Festivalin danışmanları arasında aktif bir görev de üstlenen meslektaşımız, yaptığı haber nedeniyle TÜRSAK tarafından mahkemeye veriliyor. Yazma eyleminin büyük 'riskler' taşıdığını hepimiz gayet iyi biliyoruz ve Taşçıyan'ı YAPTIĞI HABERİN HİÇBİR ŞEKİLDE TARAFI OLMADAN destekliyoruz. Bunu yaparken TÜRSAK'ı da diyalog kapılarını kilitleyip doğrudan yargı yoluna gitmesi (ya da bunu ilan etmesi) nedeniyle kınıyoruz&lt;/em&gt;." &lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;BİR PROTESTO DA UÇAN SÜPÜRGE'DEN&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sinemanın diliyle kadınların sözlerini, deneyimlerini aktarmaya çalışan, kadının sinemada da var olduğunu ve bu kendini var etme mücadelesini, bu çabanın sonucunda ortaya çıkan ürünlerini seyirciyle buluşturmayı amaç edinen; bunu yaparken toplumsal cinsiyet eşitliği üzerine düşünmeye, tartışmaya yönlendiren Türkiye’nin iki kadın filmleri festivali olarak bizler, Uçan Süpürge Uluslararası Kadın Filmleri Festivali ile Filmmor Kadın Filmleri Festivali, Antalya Büyükşehir Belediyesi İletişim Danışmanı Nimet Demir’in Altın Portakal Film Festivali’nde TÜRSAK ve Festivalin başkanlığını yürüten Engin Yiğitgil tarafından şiddete maruz bırakılmasını protesto ediyoruz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Festivallerin binbir emek ve çabayla gerçekleştirildiği ülkemizde bir kadının uğradığı sözlü ve fiili hakaret ve şiddet uluslararası düzeyde ülkeyi ve kültür sanatı temsil eden köklü bir organizasyona hiç yakışmamakla ve han&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_Yjtj_zuDMrs/Rz3T81ZrPGI/AAAAAAAAAIk/0PIak1xeQFc/s1600-h/74%5B1%5D.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5133492192352615522" style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; CURSOR: hand" alt="" src="http://2.bp.blogspot.com/_Yjtj_zuDMrs/Rz3T81ZrPGI/AAAAAAAAAIk/0PIak1xeQFc/s400/74%5B1%5D.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;gi koşullarda yapılırsa yapılsın hiçbir özrü olmamakla birlikte, tema olarak “kadına yönelik şiddeti” seçen bir festivalin içinde gerçekleşmiş olması utandırıcıdır; şiddet uygulayanlar utanmalıdır!&lt;br /&gt;Festivallerin şiddete karşı mücadelede de sözünü söyleyen etkin araçlar olması gerekir. Festivalleri gerçekleştirenler de toplumsal cinsiyet duyarlığına sahip, her türlü ayrımcılık ve şiddetten uzak kişi ve kurumlar olmalıdır.&lt;br /&gt;Altın Portakal gibi önemli bir organizasyonu bir kez de uyguladığı şiddetle gündeme getiren Engin Yiğitgil’i istifaya çağırıyoruz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;OLAYLA İLGİLİ, RAHŞAN GÜLŞAN VE ALİN TAŞCIYAN'IN YAZILARI&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;RAHŞAN GÜLŞAN'IN YAZISI&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;'Altın Portakal'da basın ilişkilerini yürüten şirketin genel müdürü Nimet Demir'den skandal yaratacak iddia: Engin Yiğitgil naralar atarak, yumruk ve tekmeler savurarak üstüme geldi! Adli Tıp'tan raporum var, yasal süreci başlatacağım!..&lt;br /&gt;Altın Portakal'da film gösterimleri devam ederken, dışarıda dedikodular başlamıştı: Engin Yiğitgil, Nimet Demir'e tekme tokat saldırmış! Odasından çıkmayan Nimet Hanım, her şeyi uzun uzun anlattı...&lt;br /&gt;* Altın Portakal'ın basın danışmanlığını üstlenme teklifini kimden almıştınız? Bu işe Antalya Belediye Başkanı'nın ısrarıyla girdik. Ancak TÜRSAK Başkanı Engin Yiğitgil, çok engelleyici davrandı. Biz onun geçen yılki sorunları yüzünden vardık. Bir yandan şikayetçiydi gazetecilerden, bir yandan da hiçbir işi kimseye bırakmak istemiyordu. Bazı gazeteci&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_Yjtj_zuDMrs/Rz3WglZrPJI/AAAAAAAAAI8/KiB3N3dXcEc/s1600-h/rah%C5%9Fangul%C5%9Fan.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5133495005556194450" style="FLOAT: right; MARGIN: 0px 0px 10px 10px; WIDTH: 151px; CURSOR: hand; HEIGHT: 170px" height="407" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/_Yjtj_zuDMrs/Rz3WglZrPJI/AAAAAAAAAI8/KiB3N3dXcEc/s400/rah%C5%9Fangul%C5%9Fan.jpg" width="192" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;leri almak istemiyordu; akreditasyon vermiyordu, akreditasyon vereceği gazetecileri kendi belirlemek istiyordu. "Engel olun, istemediğimiz insanlar gelmesin" diyordu. Bu tartışmalar bile, bu işin ne kadar zor olacağının göstergesiydi. Ama Antalya Belediye Başkanı ve Antalya Kültür ve Sanat Vakfı (AKSAV) Başkanı, bizim bu işin içinde olmamız için ısrar etti. Ben bu işin sağlıklı olmayacağını gördüm, geri çekilmek istedim. Ve öngördüğüm sorunlar gerçekleşti!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;KABUL ETMEMİŞ...&lt;br /&gt;* Yaşadığınız tatsız olayın sebebini anlatır mısınız? '32. Gün' ekibinde de çalışan editörümüzün İstanbul'a gitmesi gerekiyordu. Ben de ekibime, "Engin Bey'e söyleyin bileti aldırsın" dedim. Bir süre sonra "Bilet alınmasına Engin Bey izin vermiyormuş" diye haber geldi. Başka bir yerden kendimiz ayarlayalım dedim ama ayarlayamadık. Trafik çok yoğundu çünkü. Organizasyonun da bir kontenjanı var. O gün de Sophie Marceau gelecekti, adamcağız çok yoğun diye telefonda, "Engin Bey, rahatsız ediyorum, müsait misiniz?" dedim. "Hmm" dedi. "Engin Bey size bu telefonu yapmak zorunda kaldığım için özür dilerim, editörümüzün İstanbul'a gitmesi gerekiyor, bilet bulamıyoruz. Elemanlarınız 'Engin Bey kabul etmiyor' diye bir bilgi vermiş. Ama konuyu çözmek istiyorum" dedim.&lt;br /&gt;* Size ne cevap verdi? Cevabı "Erol (AKSAV Yönetim Kurulu Üyesi Erol İşbilir) diye bir adam var ya, o yapmıştır" şeklinde oldu. Teşekkür ettim, telefonu kapatırken "Ayrıca ben festival başkanıyım bana hesap soramazsınız" dedi. "Engin Bey, bu telefonu yapmak zorunda kaldığım için özür dilerim" dedim. O söyleniyordu. "Şu anda Sophie ile tokalaşıyorum" dediğini duydum, telefonu kapattık. Bu kadar kabalığı neden alttan almak zorundayım diye çok üzüldüm. Sonra yardımcım aradı. Lütfen hakkımda çok kırılgan olduğumu düşünmeyin.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;'BEN BORU MUYUM?'&lt;br /&gt;* Anlattıklarınız gayet insani şeyler, sizinle ilgili bir önyargım yok... Yardımcım Levent'in sesi ağlamaklıydı. Engin Bey, 'O Nimet Hanım'a söyle, bir daha bana telefon etmesin. Ben festival başkanıyım; benimle konuşmasın' demiş. Levent de "Engin Bey, ben diyaloğunuzdan habersizim, sizin söylemeniz daha doğru olur" deyince; Engin Bey lobide "Ben ne konuşacağım o Türkçe bilmeyen, telefonda konuşmaktan aciz bir kadın" diye sesini yükseltmiş. Levent, beni korumaya çalışınca da "O uzmansa, ben boru muyum? Festival başkanıyım!" diye bağırmış. Kızı yanındaymış. Koluna girip oradan uzaklaştırmış. Meltem de Levent'i sakinleştirmiş.&lt;br /&gt;* Meltem dediğiniz? TÜRSAK'ın İletişim Koordinatörü Meltem İnan... Lobide bir sürü insan oturuyormuş. Bunun üzerine çok sinirlendim. Bir yetişkinin, bir papyonlunun, bir kravatlının bunu yapmasını aklım almıyor. Ne kadar düşüncesizlik, ne kadar akıl almaz bir kabalık. TÜRSAK Genel Müdürü Sevinç Hanım'ı aradım, duygularımı anlattım ve 'Sevinçciğim lütfen ara, Engin Bey ile karşılaşmaya korkuyorum. O kadar kaba bir adam ki; skandal kopacak diye korkuyorum' dedim. Sevinç de gülerek tam olarak şöyle dedi: "Biz skandallara alıştık!"&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ÇIĞLIKLAR ATIYORDU&lt;br /&gt;* Peki sonra ne oldu? Antalya Kültür Merkezi'ne gittim. Engin Bey ile konuşmak istedim ama kontrolsüz değildim. Film gösterimi vardı, kapılar kapandı ve üst fuayede kimse kalmadı. Beni gördü, bana doğru gelirken ayağa kalktım ve "Konuşmamız gerekiyor Engin Bey" dedim. "Ben senle ne konuşacağım" dedi. Ben sağıma soluma bakıp, "Engin Bey lütfen Erol Bey'in odasına gidip konuşalım. Ben çok üzgün ve kızgınım" dedim. "Sen kimsin, ben seni tanımıyorum" dedi, sesini yükselterek. Ben olduğum yerde durup "Engin Bey, böyle olmaz mutlaka konuşalım" dedim. O "Alın şu karıyı başımdan" diye korumalara doğru bağırdı. Ben de "Engin Bey, kabalaşmayın. Ben size benden özür dileme şansı vermek için geldim" dedim. O ise çığlıklar atmaya başladı. "Şu karıyı alın buradan, festival başkanıyım ben" diyordu.&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Ben festival başkanıyım!&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;* Peki bunlar yaşanırken hiç kimse gelmedi mi yanınıza? Güvenlik görevlileri geldi, sarıldılar bana. "Sakın bana kimse dokunmasın!" deyince bıraktılar. "Ben festival başkanıyım, benim dediğimi yapacaksınız, alın götürün bu karıyı" diye bağırıyordu. "Başkan olabilirsiniz ama burası babanızın malı değil" diye bağırdım. Bir an ayaklarım yerden kesildi. Beni aşağıya indirdi güvenlik. Ben sürüklenirken bir sürü kadın geldi yanıma. (Ağlıyor...) Hiç hakaret etmedim, kendimi yere atmadım, ağlamadım. Sadece "Engin Bey! Bu kabalığı aştı, terbiyesizlik oldu!" diye bağırdım. Ofislerden birine oturttular beni. Erol Bey'le karşılaştık. "Neyiniz var?" diye sorarken birdenbire kapı açıldı. Naralar atarak, yumruk ve tekme savurarak bana doğru geldi. Bir adım geri attım ama duvardı.&lt;br /&gt;KÜFÜRLER SAVURUYORDU&lt;br /&gt;* Erol Bey olaya karışmadı mı? Erol Bey arkadan Engin Bey'e sarıldı ama tutamadı. Bana tekmeleri ile ulaşmaya çalıştı. Ayakları yerden kesiliyordu ve bir sürü küfür savuruyordu. Beni ve kızlarımı hedef alan çok çirkin küfürler... Herkes duydu. Başkan Türel'in iki adamı geldi ve biz orayı terk ettik. Sonra Türel beni aradı, olayı büyütmemeyi seçtim. Çünkü bu olay festivalin önüne geçebilirdi. Ekibimi "Mehmet Ali Birand'a, Rıdvan Akar'a söylemeyin" diye uyardım çünkü Birand, şirketimizin sahibi Umur Bey'in babası. Rıdvan da kardeşimin kocası ve evimizin tek erkeği. İşler büyüsün istemedim.&lt;br /&gt;* AKSAV Yönetim Kurulu Üyesi Erol Bey tüm bunlara şahit değil mi? Evet... Erol Bey "Kadına nasıl böyle şiddet olur?" diye üzülüyordu. Olay sırasında Engin Bey, histeri krizi geçirmiş. Gömleğini filan yırtmış. Sonra Umur Birand geldi ve "Toplanıp gidelim, biz para için buna katlanamayız" dedi. Onu durdurdum...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Engin Yiğitgil'in benden hoşlanmadığını düşünüyordum. Ben de ondan hoşlanmadım! Festival için yaptığımız son bir-iki toplantıda, iş ilişkimizi sürdürebilir hale getirdiğimi düşünmüştüm. Antalya'ya geldiğimizden beri yüz yüze gelmedik. Ama ekibime engeller çıkarılıyordu. Ya hiç bilgi verilmiyor ya da yanlış bilgi veriliyordu. Nedenleri araştırdığımda "Engin Bey 'hayır' dedi", "Engin Bey 'olmaz' dedi", "Engin Bey böyle talimat verdi" gibi cevaplarla karşılaşıyordum. İlk kez geçen pazar, şehit olayları sırasında festival partilerini iptal etme toplantısı sırasında yüz yüze gelmiştik.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Engin Yiğitgil, küfürler savururken, size vurabildi mi? Temas hatırlamıyorum... Olayın başında beni arkamdan itiyordu ama tekme veya yumruğunun bana ulaştığını hatırlayamıyorum... Sırtımda ve kollarımda morluklar vardı. Doktor da bunu doğruladı.* Bu olay, Engin Bey'i son görüşünüz mü oldu? Hayır, Rıdvan (Akar) geldi. Gidip Engin Bey ile konuşmuş. Döneceğimizi söylemiş. Yaptığı hatayı düzeltmesini istemiş. Düşündüğü her şeyi söylemiş. Adam hep alttan almış. Umur Bey (Birand) gidip, "Nimet Hanım'dan özür dilemeniz gerek" demiş. Engin Bey de "O gelip benden özür dilesin" demiş. Ben hiçbir şeyi unutamam. Çok fena dayak yiyecektim. Kaçabileceğim bir yer yoktu.&lt;br /&gt;'&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ÇOK PİŞMANIM' DEMİŞ* Sonra herhangi bir girişimi olmamış mı Engin Bey'in? Sonra Rıdvan'ı aramış "Ben çok pişmanım, ne yaptığımı bilmiyorum, yaptıklarıma da inanamıyorum, Nimet Hanım'dan özür dilemek istiyorum" demiş. Ve yalnız görüşmek istemiş. Bana söylediklerinde elim ayağım titredi. Gözlerini hatırlayınca çok fena oluyorum. Sonra ısrarla geldi. Lobide yanıma oturdu. "Yaklaşmayın bana, sizden iğreniyorum" dedim. "Aaa Nimetçiğim, ben iğrenç bir adam mıyım? Ben salon adamıyım, incelmiş zevkleri olan bir adamım" dedi. İnsan bu kadar mı yüzsüz olur? Kabul etmiyorum ben özür filan!* Neden böyle bir olay yaşandığını sormadınız mı? Neden yaptığını sordum. "O ben değildim" dedi. "Bende ve abimde bir hastalık var" dedi. "Yüksek tansiyon var bende, tansiyonum yükselince kendimi kaybediyorum. O an seni tanımadım" dedi. Ben de fazla uzatmadım. Ben bu işimden para istemiyorum. Bir sürü insan ekmek yiyor. "Size pazar akşamına kadar süre. O ana kadar hiçbir şey yapmayacağım. Doktor raporum var. Yasal haklarımı da öğrendim. Avukatım da var. Şimdi gidin ama pazar akşamına dek en küçük sorun çıkarmayacaksınız" dedim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;strong&gt;ALİN TAŞCIYAN'IN YAZISI&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hoşgörüsüzlük, şiddet ve namus cinayetinin öne çıktığı, sinemacıların bu kavramlara karşı tavır aldığı filmlerle dolu 44. Antalya Altın Portakal Film Festivali'ne "dayak gölgesi" düştü. Festival Başkanı, Türkiye Sinema ve Audiovisuel Kültür Vakfı (TÜRSAK) Yönetim Kurulu Başkanı Engin Yiğitgil, 23 Ekim akşamı, çok sayıda kişinin önünde, Antalya Büyükşehir Belediyesi'nin iletişim danışmanlığını yapan Bir İletişim'in ortağı ve yöneticisi Nimet Demir'e saldırdı.Antalya Büyükşehir Belediye Başkanı Menderes Türel'in araya girmesi ve Yiğitgil'in özür dilemesi üzerine, festivalin gidişatına zarar vermekten ve olayı "uluslararası platforma yansıyacak bir skandal"a dönüştürmekten kaçınan Demir, şikâyetçi olup olmama kara&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_Yjtj_zuDMrs/Rz3WyVZrPKI/AAAAAAAAAJE/xRCRiejvl9M/s1600-h/ap_alin_tasciyan%5B1%5D.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5133495310498872482" style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; WIDTH: 146px; CURSOR: hand; HEIGHT: 167px" height="225" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/_Yjtj_zuDMrs/Rz3WyVZrPKI/AAAAAAAAAJE/xRCRiejvl9M/s400/ap_alin_tasciyan%5B1%5D.jpg" width="146" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;rını festival sonuna ertelediğini söyledi. Olayın komplo olduğunu iddia eden Yiğitgil ise konuyla ilgili yorum yapmaktan kaçındı ve basın yoluyla tehdit edildiğini ileri sürdü.&lt;br /&gt;Güvenlik görevlileri attıDemir, organizasyonla ilgili sorunlar nedeniyle Yiğitgil'le konuşmak istediğini, kabul etmeyince ısrarla yolundan çekilmediğini, bunun üzerine Yiğitgil'in kendisine sözlü ve fiziksel şiddet uyguladığını söyledi. Çok sayıda tanığın önünde Yiğitgil, şahsına ve ekibine küfürler yağdırdığı Demir'i önce iki güvenlik güvenlisi aracılığıyla Antalya Kültür Merkezi fuayesinden attırmak istedi. Demir, karşı koymaması üzerine görevliler tarafından bırakıldı.Sakinleşmek ve su içmek için ofis bölümüne doğru giden Demir'in peşinden koşarak koridorda yumruklayan ve tekmeleyen Yiğitgil'i, Antalya Kültür ve Sanat Vakfı (AKSAV) Başkanı Erol İşbilir ile ofisteki diğer görevliler engelledi. Demir aldığı darbelere karşın saldırıda önemli bir fiziksel zarar görmedi, ancak "travma sonrası stres" tanısıyla rapor aldı.&lt;br /&gt;'Üzeri kapatılırsa tekrar edebilir'Saldırıdan bir gün sonra Yiğitgil, Demir'e çiçek gönderdi ve yanına giderek özür diledi. Özrü kabul etmeyen Demir "Benim için önemli olan dava açmak, mahkemelere gitmek gibi şeyler değil. Bu olayın insanların ve onun vicdanında cezalandırılmasını istiyorum. Eğer ertesi gün içtenlikli tavır görseydim farklı düşünürdüm. Hem kadın, hem insan, hem profesyonel kimliğimle aşağılandım. Bu kadar denetimsiz bir şiddet, üzeri kapatılırsa tekrar edebilir" dedi.&lt;br /&gt;'Sen kim oluyorsun?'Demir, gün içinde önce kendisiyle telefonda tartışan, daha sonra Bir İletişim çalışanlarıyla sürtüşme yaşayan Yiğitgil ile görüşmeye gittikten sonra yaşadığı saldırıyı şöyle anlattı: "'Sen kim oluyorsun da benimle konuşacaksın, alın bu kadını buradan' gibi sözler sarf etti. 'Ben Festival Başkanı'yım' diye bağırıyordu. 'Festival Başkanı olabilirsiniz ama burası babanızın malı değil, Altın Portakal Film Festivali' dedim. Gitmeye çalışıyordu, bir adım ileri, bir adım geri atarak gitmesine engel oldum. 'Atın bu kadını dışarı' diye bağırıyordu. Güvenlik görevlileri geldi. 'Kimse dokunmasın bana. Güvenlik görevlilerini ilgilendirecek hiçbir şey yapmıyorum' dedim. 'Siz kabalığı terbiyesizlik boyutuna getirdiniz, bunu yapamazsınız' diyordum.&lt;br /&gt;'Ayaklarım yerden kesildi'Çok da kaba davranmadılar, ama bir ara ayaklarımın yerden kesildiğini hissettim. Çok gururum kırıldı. Ellerim titremeye başlamıştı. Kendimi çok aşağılanmış ve yalnız hissediyordum. Ofis bölümünde bizim kullandığımız bir oda var. Arkadaşlarımın orada bulunacağını düşündüm. Yoktular. Erol Bey'i gördüm, telefonda konuşuyordu. Ondan su istedim. 'Siz odaya geçin' dedi, çay ocağına yöneldi.&lt;br /&gt;'Tekme ve yumrukla saldırdı'Daha odaya varmamıştım ki, koridora açılan bir kapıdan Engin Bey'in inanılmaz çığlıklar atarak, bağırarak, yumruk savurarak bana doğru geldiğini gördüm. Çok korktum. Kendisini kaybetti. Bir yandan ağır küfürler ederken tekme ve yumruklarla saldırdı. Kaçacak bir yer yoktu. Saldırı sırasında çığlıklar atıyordu. Kimse yoktu o anda yanımda. Ben Erol Bey diye hatırlıyordum, ama güvenlik şefi arkadan sarılarak durdurmaya çalışmış.&lt;br /&gt;'Belden aşağı küfürler'Bir anda koridora insanlar doldu. Odadakiler de beni içeri çekti. İnanılmaz hakaretler, küfürler geliyordu. Tekrar etmekte zorlanıyordum. Anneme, bana, benimle çalışan kızlara belden aşağı küfürler yağdırıyordu. Beni arabaya bindirip oradan götürdüler."&lt;br /&gt;'Yiğitgil'e iğne yapıldı'Yiğitgil, Antalya Büyükşehir Belediye Başkanı Türel'in hatırı için özür dilediğini, saldırıda bulunmadığını ve iddiaların komplo olduğunu öne sürdü. Olayı "iş ortamı stresi" olarak yorumlayan AKSAV Başkanı Erol İşbilir ise şöyle konuştu: "Olay doğrudur. Yiğitgil'i fiziksel olarak engelledim, önüne geçtim. Kişisel bir saldırı vardı. Küfürler benden sonra, zaten bana da küfür var, ne kadar insan varsa herkese var. Engin Yiğitgil kendisinde değildi, iğne yapıldı."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;TÜRSAK AÇIKLAMASI &lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;İMZAMIZI NEREYE ATIYORUZ?&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ACABA "KADINA ŞİDDET" AMBALAJI ALTINDA SUÇSUZ BİR KÜLTÜR ADAMININ "İNSAN HAKLARINA" YAPTIĞIMIZ SALDIRININ ALTINA MI ATIYORUZ İMZAMIZI?. ACABA “KADIN HAKLARINI” KORUYORUZ DERKEN, HAKSIZ İTHAMLARLA YIPRATILAN BİZDEN BİRİNİN, KARISI VE KIZININ DUYDUKLARI BÜYÜK ÜZÜNTÜ SONUCU SAĞLIKLARININ HER GÜN BİRAZ DAHA BOZULAMASININ ALTINA MI ATIYORUZ İMZAMIZI? YOKSA İMZALARIMIZ, SON DERECE BAŞARILI GEÇEN BİR ORGANİZASYONUN BAŞINDAKİ İSİM OLMASI DOLAYISIYLA HEDEF&lt;br /&gt;SEÇİLEN VE HİÇ BİLMEDİĞİMİZ BAŞKA HESAPLARIN ARACISI MI OLUYOR?&lt;br /&gt;BU ÜLKENİN DÜŞÜNEN AYDINLARI VE SANATÇILARI OLARAK LÜTFEN; AYNI TARAFTA OLAN BİZLERİN SAYILARI ZATEN ÇOK AZ... BİR BAŞKA DEYİŞLE İMZALARIMIZ KIYMETLİ... BİZLER BİR ŞEYİ PROTESTO EDERKEN YÜZEYSEL DE OLSA BİR ARAŞTIRMA YAPMAK ZORUNDAYIZ. YOKSA GÜVENDİĞİMİZ TANIDIĞIMIZ BİR ARKADAŞIMIZA OLAN İNANCIMIZLA ONUN YAPABİLECEĞİ BİR HATAYI, İMZAMIZI&lt;br /&gt;KOYARAK BİZ KATMERLERSEK, SONRADAN ÜZÜNTÜ DUYABİLECEĞİMİZ VE ASLA TAMİR EDEMEYECEĞİMİZ SONUÇLARA NEDEN OLABİLİRİZ. VE BEN BU DİKKATLE OLAYA AÇIKLIK GETİRMEK İSTİYORUM.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Öncelikle; "kadın'a şiddet"; genelde ise tüm "insan hakları" konusunda duyarlı bir birey olarak ve de; ellili yaşlarına merdiven dayamış bir mülkiyeli olarak hayattaki duruş biçimimle de, bu konuyla ilgili yaşanmış herhangi bir olayın değil üzerini örtmek tam tersi konunun üzerine gitmeyi görev edinmiş bir KADIN olarak cevapladığımı bilmenizi isterim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ben yaşandığı söylenen "şiddet" olayının olduğu sırada ordaydım. Nimet hanımı da tanırım.&lt;br /&gt;Olay böyle olmadı ki... Eğer olayda “kadına şiddet” gibi bir durum olsaydı. Böyle bir şey 3 gün&lt;br /&gt;bekleyebilir mi? Buna her şeyden önce Vakfın yetkili kadınlarından biri olarak ben müsaade etmezdim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ne “festivalin başarısı”, ne da belediye başkanına duyulan “saygı” gibi şiddetin yanında sadece bir “detay” kalabilecek olgular, bir şiddet olayının yaşandığı yerde olayın önüne geçemez, geçmemeli…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Zaten düşünülenin festivale ya da başkana zarar vermek olmadığı da, festivalden sonra yaratılan atmosferle anlaşılmıştır. Bu tuhaf oyun, Vakfa gelerek, telefon ya da e-mail göndererek Altın Portakal’a, Türsak’a ve Başkanı Engin Yiğitgil’e yapılan haksızlığa olan tepkilerini bildiren kültür sanat camiası ve aydınların içinde bulunduğu tüm kamuoyu tarafından da biliniyor, gözleniyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şimdi bu aydınlarımız da imzalarımızı doğru yere koymamız için bu haksızlığı protesto eden bir kampanya başlatıyorlar… Birkaç gün içinde kamuoyu, bu saygın insanların Engin Yiğitgil’i destekleyen imzaları ile karşılaşacaklar…&lt;br /&gt;Sonuç olarak insan ne diyeceğini şaşırıyor tabii.&lt;br /&gt;Çünkü ülkemizde olayların kaynağına inmeden, herhangi bir araştırma yapılmadan, tek taraflı&lt;br /&gt;bilgilenmelere dayanılarak yapılan "protesto"lar, sadece olayın taraflarında değil, toz duman arasında duyduğumuz öfke ile kendimizde ve daha da önemlisi Türkiye'nin kültür-sanat ortamında onarılması güç yaralar açmaktadır. Yapılan bu haksız saldırılarla, hem kamuoyu vicdanında bir insan “yargısız infazla” hapsedilmeye çalışılırken, bir yandan da yıllardır onunla çalışan ve onu çok iyi tanıyan Türsak üyeleri ve yönetimi karalanma çabasındadır.&lt;br /&gt;BU NEDENLE ÜLKEMİZDE ÇOĞU ZAMAN "HAKLI VE HAKSIZIN BİRBİRİNE KARŞITIRILDIĞI", "DEĞER YARGILARININ HIZLA BOZULDUĞU" GERÇEĞİNİ BİLENLER OLARAK, SON DERECE "HASSAS" OLAN OLAYLARA ADIMIZI VE İMZAMIZI KOYARKEN ÇOK DİKKATLİ DAVRANMAMIZ GEREKİYOR DİYE DÜŞÜNÜYORUM.&lt;br /&gt;ÇÜNKÜ KİMSE NE OLDUĞUNU BİLMİYOR? HERKES KADINA ŞİDDET’E HAYIR DİYOR, BEN DE “HAYIR” DİYORUM. AMA BU OLAYDA “KADINA ŞİDDET” YA DA “ŞİDDET” YOK Kİ… İKİ İNSANIN TARTIŞMASI VAR. BU NEDENLE ÇOK KISA OLARAK OLAYI DİNLEMENİZİ RİCA EDİYORUM. &lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;br /&gt;Herşeyden önce Bir İletişim’in yani Genel Müdürü Nimet Hanım’ın olduğu bizler bu başarılı organizasyon için çalışan bir ekibin aynı tarafta olan çalışanlarıyız.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Nimet Hanım, yayın editörünün biletinin iptal edildiğine ve bu iptalin de Engin Bey tarafından&lt;br /&gt;yapıldığına inanarak Engin Bey’i cep telefonundan arar. Engin Bey festivale gelen yabancı konukların karşılanması telaşı içinde, bilet konusundan haberi olmadığını ve kendisinin bu tür ayrıntıları bilemeyeceğini konuyla ilgili Sevinç Baloğlu'nu veya Erol İşbilir'i aramasını söyler.&lt;br /&gt;Nimet Hanım beni aradı. Bir gala gösterimini başlatmakta olduğumdan, 15 dakika içinde kendisini arayacağımı söyledim. Hatta Nimet Hanım telefonda “aramazsam bir skandal çıkaracağını” da söyledi ama buna asla ihtimal vermediğim için telefonu "Antalya skandallara alışıktır, lütfen dert etme, seni 15 dakika içinde arayacağım" diyerek telefonu kapattım. (Bunlar mahkeme için istenmiş Turkcell’de mevcut kayıtlardır.) Salona girdim. Gerçekten de "kırmızı halı" seremonisini başlatmak yaklaşık 15 dakika sürüyor. Ama Nimet Hanım herhalde -benim o sırada ayrıntısını bilemediğim- konuya çok sinirlenmiş olacak ki, 15 dakika beklemeden gala salonu kapısına geldi. Engin Bey konuk oyuncunun sunumunu yapmış olarak tam&lt;br /&gt;kapıdan çıkmıştı ki (hemen ardından ben de çıktım) Nimet Hanım Engin Bey’in önünü kesip, elleriyle Engin Bey’i omuzlarından iterek; “Benim yayın editörümün biletini nasıl engellersin, sen kim oluyorsun” vb. türden sözler söyleyerek bağırmaya başladı. Olay gala kapısı önünde olduğundan Engin Bey’in eşi, salona seslerin gitmemesi için odada konuşmayı teklif ettiyse de Nimet Hanım’ın sinirli bağırmaları sürünce, Engin Bey de çok sinirlendi ve fuayedeki güvenlik kuvvetlerine “çıkarın bu kadını buradan, nasıl bana bunları söyler” türünden bağırmalarla Nimet Hanım’ı uzaklaştırmalarını söyledi. Ben de sinirlenen Engin Bey’i oradan uzaklaştırıp, koridora yönelmesini sağladım. Ama güvenlik görevlisi İsmail Bey’e, su içmek istediğini söyleyerek salonun diğer tarafından aynı koridora yönelen Nimet Hanım, tekrar Engin Bey’in önüne gelip, “Erkeksen gel tek tek konuşalım” türünden bağırmalarını sürdürünce, Engin Bey de kendisine bağırdı. Olay büyümemesi için biz Engin Bey’i, orada bulunanlar da Nimet Hanım’ı ayrı odalara aldılar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Engin Bey’in odada olanları düşündükçe tansiyonu yükseldi. Fesitval için görevli bekleyen ambulansın sıhhiyecilerini çağırdık. O sırada gala gösteriminde olan Menderes Türel’e de haber verilmiş olduğundan beş-on dakika içinde Başkan da Engin Bey’in odasına gelip, “üzülmemesini, bu kadar yoğun bir çalışma içinde bu tür olaylarının yaşanmasının doğal” olduğunu söyleyerek Engin Bey’i teskin etti. Yani bu olayda Engin Bey’in Nimet Hanım’a en ufak bir fiziki saldırısı ya da benzer bir davranışı olmadığı gibi, telefonda da söylediği gibi “skandal” çıkarmak için olay yerine gelen, Engin Bey’in önünü kesen ve ilk bağıran Nimet Hanım’dır. Engin Bey’in de sinirle ona bağırdığı doğrudur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu olay, gerçekten, sadece Festival mutfağında yaşanan bir kızgınlık ve tartışmadan ibaretken, nasıl bu hale getirilmiş olduğunu hakikaten şaşkınlıkla karşılıyorum. Böyle bir şey olsa bir kadın olarak neden ben susayım ki! Burada ne vazgeçemeyeceğimiz bir “ün” ya da “toplum takdiri” var; ne de büyük kazançlar….&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Burası bir holding değil… Bir Vakıf… Öyle bir Vakıf ki, birkaç ay önce Vakıflar Genel Müdürlüğü&lt;br /&gt;teftişinden, çalışmaları için “teşekkür” almış bir Vakıf. Çalışanlarının %97’si kadın. Birçoğu gönüllü. Yönetim kurulu üyeleri; Kültür sanat camiasının saygın isimleri.. Vakfın kendi üyeleri de öyle… Türsak’ı tüm kültür sanat çevreleri bilir. Yaptığı işlerle önde olan bir kurumdur. Festivalin Nimet Hanım’ın her yere, Türsak’ın ve Engin Yiğitgil’in kınanmasını istediği bildiri kağıdında var olduğu söylenen milyon dolarlık bütçeleri buradan değil, AKSAV tarafından yönetilir. Bunu da en iyi Nimet Hanım bilir. Para Türsak’dan geçmez. İşi biz yaparız. İşi yaptırdığımız kişi ve kurumlar faturalarını direkt Aksav’a keserler ve paraları da yine Aksav tarafından kendi hesaplarına ödenir. Başkanı Engin Yiğitgil, Vakfa girdiği 1991 yılından beri; yani 17 senedir bilabedel çalışmaktadır. Vakıf’dan tek kuruş almadığı gibi, gerektiğinde cebinden desteklemektedir. Bunu da Vakfın yakın çevresi çok iyi bilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yani Engin Bey’i, Vakfı yıpratmak; hele de böyle olmamış bir olayla yıpratmak istemenin ardındaki gerçeği herhalde yakın bir gelecekte hep beraber öğreneceğiz. Nimet Hanım’ın, bizlerin de yakından tanıdığı Mehmet Ali Birand’ın oğlunun şirketinin ortağı ve genel müdürü olması, ya da yine saygın gazeteciliğini bildiğimiz Rıdvan Akar’ın eşinin ablası olması, kendisine bu kadar haksız bir suçlamaya taraftar bulabilmesi ayrıcalığını vermemeli… Engin Bey kendisine yapılan bu haksız saldırıyı tabi ki yargıya taşımış; Nimet Hanım’a da, bununla ilgili haksız yazı yazan ya da imza kampanyası açanlara kişisel davalarını açmıştır. Ne yazık ki "hukuk sürecinin" uzun olması nedeniyle, bu saldırıyı haksız yapanların ve bilmeden istemeden buna alet olanların durumun farkına varmaları da uzun bir zaman alacaktır. Ama Türkiye’nin bir hukuk devleti olduğuna inanıyoruz. Bu noktada da bizlerin sakin ve itidalli ve de vakur durmaktan başka yapacağımız bir şey yok.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şu anda sadece bir "KADIN" olarak bu yanılgıya öfke duyuyorum. 17 yıldır bu kurumda, Başkanı Engin Yiğitgil'in liderliğinde, kimsesiz çocuklar, sokak çocukları, yaşlılar yurdu sakinleri gibi toplumun farklı kesimlerine sinema ile kültür taşıyan; gençlerin yurtdışında burslu sinema eğitimi almalarına olanak sağlayan, kadın sinemacılarla omuz omuza çalışan bir KADIN olarak, bu "kınama" ve "haksız saldırıları" bizati kendime yapılmış hissediyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bundan da büyük "hicap" duyuyorum Aslında Vakfa ulaşan bu tür yazılara, mahkeme sonuçlanana kadar cevap vermeme yolunu seçmiştim. Çünkü olay anında orada olan bir kadın olarak, herhangi bir şiddet'in olmadığına tanığım ve Yargının da bunu böyle sonuçlandıracağını biliyorum. Dediğim gibi olayı yaşadım ve bir KADINIM.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şiddet'in her türüne aynen sizin gibi karşıyım.&lt;br /&gt;Son olarak, hiç tanımadığınız bu Vakfın Başkanı’nın, Kadın sinemacılara özel destek veren pek çok çalışmaya imza attığını; Kardelen projesi ile İstanbul'da okumaya gelen genç kızlarımızın&lt;br /&gt;festivallerimizde ücretsiz film izlemelerine olanak sağladığını; tedavisini üstlendiği yüzlerce sokak kedisi ve köpeği (inanın abartmıyorum, doğrulamak isterseniz yazar Feride Çiçekoğlu'ndan, Sinema yazarı Sevin Okyay'a kadar herkese sorabilirsiniz) olduğunu; isimlerini vermemden rahatsız olacaklarını düşünerek söylemiyorum ama şiddete maruz kalmış pek çok sanatçı dostumuzun da maddi ve manevi hep yanında olduğunu, sadece uzun süre birlikte çalışmaktan dolayı hasbelkader tanığı olduğumdan, “insan” olarak eklemeden edemiyorum.&lt;br /&gt;Bu yazıyı özellikle cevaplamamın nedeni ise, bir "kültür adamını", yıpratma kampanyasına, işin iç yüzünü bilmeden katkıda bulunulmasından duyduğum rahatsızlıktır. Çünkü bizler zaman zaman farkında olmadan bu tür davranışlarımızla, sayıları çok az olan bu tür insanları küstürebiliriz. Netice olarak, geçmişlerine bakmadan onları tanımadan, adlarının karıştığı olayların içeriğini bilmeden, tek taraflı dinleyerek zarar verdiğimiz bu insanlar aracılığıyla aslında yapılan ve yapılacak olan iyi işlere zarar verebiliriz. En kötüsü de bu diye düşünüyorum zaten.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Netice olarak hep atalarımız haklı çıkıyor; "meyve veren ağaç taşlanıyor"; her sene bir önceki yıla oranla daha da başarılı olan festivalde de "portakal ağacını taşlayacak" yeni bir malzeme bulunuyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İşin ironik yanı ise, bu sene icad edilen "taşlamanın", festivalin basın iletişimini yapmak ve bu başarının PR'ını en iyi şekilde gerçekleştirmek üzere biraraya geldiğimiz kişi ve kurum tarafından gelmesi oldu. Artık yapılacak tek şey, hukuk devletine güvenmek ve bu tür olayların, hakikaten her alanda sayıları çok az olan özveriyle çalışan insanları yıldırmaması için dua etmek diye düşünüyorum. İlginize teşekkür ediyor, saygılarımı iletiyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Sevinç Baloğlu&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;&lt;strong&gt;Türkiye Sinema ve Audiovisuel Kültür VakfıGenel Müdür&lt;/strong&gt;&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;BİR İLETİŞİM'İN YANITI&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ulusal ve uluslararası kamuoyuna,&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Barışın dili sinema" söylemiyle başlayan Altın Portakal Film Festivali' nde ne yazık ki, barışın diliyle hiç örtüşmeyen olaylar yaşanmış, Festival'in basın danışmanlığını üstlenen Bir İletişim A.Ş'nin Genel Müdürü Nimet Demir, TÜRSAK Başkanı Engin Yiğitgil'in sözlü ve fiziki saldırısına uğramıştır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Olay ,22 Ekim Pazartesi günü 21.35 'de, "A Mighty Heart" "Güçlü Bir Yürek" filminin gösterimi sırasında AKM'nin fuayesinde başlamış ve ardından AKM'nin ofis bölümünde devam etmiştir. Bir İletişim Genel Müdürü Nimet Demir ve Bir İletişim çalışanları, festival boyunca bu üzücü olayın kamuoyuna yansımaması ve festivale gölge düşürmemesi için elinden geleni yapmış; olayı duyan gazetecilere bu konuda festival süresince konuşmayacaklarını bildirmiştir. Ancak festivalin kapanış gününde Engin Yiğitgil'in olayı soran bir gazeteciye; "Ben ona saldırmadım, o bana saldırdı" demesi üzerine festivalin son gününde açıklama yapılması zorunlu olmuştur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Olay sadece TÜRSAK yöneticilerinin değil, güvenlik görevlilerinden festival çalışanlarına kadar pek çok tanık önünde gerçekleşmiştir. TÜRSAK'ın "Böyle bir olay hiç olmamıştır" iddiası, inkarın ötesinde kanıtlanabilir bir yalandır!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Nimet Demir, medyaya yansıyan ve yansımayan tüm açıklamalarında AKSAV Başkanı ve Antalya Büyükşehir Belediyesi'nin olayın dışında olduğunu vurgulamış; her iki kurumun başkanlarının ve çalışanlarının saldırı sonrasında kendisine verdiği manevi destek ile bir haftadır ayakta durmayı başardığını açıklamıştır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Nimet Demir, hiçbir ifadesinde sivil toplum kuruluşu olan TÜRSAK ve AKSAV'ın yanı sıra ANTALYA BÜYÜKŞEHİR BELEDİYESİ'ne herhangi bir ithamda bulunmamıştır. Festival başkanı üzerinden, bu kurumlara ve festivale zarar verilmeye çalışıldığı iddiası, "hedef şaşırtmayı" amaçlayan "akıl dışı" bir saptırmadır. Bu olayda itham edilen ve eleştirilen tek kişi Engin Yiğitgil'dir. Festivale zarar veren ise kendini bir kültür adamı olarak tanımlayan Yiğitgil'in, profesyonel bir işkadını olan Nimet Demir'e festival sürerken halka açık bir mekanda saldırması, sözlü ve fiziksel şiddet uygulamasıdır. TÜRSAK yönetimi ve Yiğitgil, olayın gerçekleştiği 22 Ekim tarihinden festivalin kapanış günü olan 28 Ekim'e kadar, bir hafta boyunca, takındığımız profesyonel duruş için Bir İletişim'e teşekkür etmelidir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Engin Yiğitgil, düşünmeden saldırmayı bir alışkanlık haline getirmiş ve 22 Ekim'de yaşanan olaydan sonra da buna devam etmiştir:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Festivalin kapanış gününe kadar Nimet Demir, içinde bulunduğu psikolojik durum nedeniyle henüz hiçbir açıklama veya hukuki girişimde bulunmamış Altın Portakal'ın gerçek sahipleri olan kurumlar, sanatçılar ve diğer konuklar lehine profesyonel tutum takınmışken Yiğitgil'den gerçek dışı açıklamalar gelmiştir. Yiğitgil, gazetecilere ve iyi niyetle aracılık yapmak isteyenlere "Nimet Demir'in kendisine saldırdığını" söyleyerek saldırganlığını pervasız bir üslupla sürdürmüştür.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kendisiyle uzun süreli iletişim içinde bulunmak zorunda kalmış birçok kişiye bu alışkanlığını çok defalar sergilemiş olduğunu bu olay vesilesiyle öğrendiğimiz Yiğitgil, şimdi kendince başka tür bir saldırganlık daha yapıyor. Basına yaptığı açıklamalarda olayla ilgili dava açacağını ve kazanması halinde alacağı parayı Hayvanları Koruma Derneği'ne bağışlayacağını açıklıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yarattığı olumsuz tabloya rağmen, eğer varsa hayvan haklarına duyarlılığını takdirle karşılarız. Ancak, sözde kinaye yapmaya çalışan Yiğitgil'in dilinin altındaki seviyesiz üslup ve zihinsel mekanizmasını da denetimsiz saldırma alışkanlığının bir göstergesi olarak kabul ediyoruz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şimdi Engin Yiğitgil şu sorulara yanıt vermek zorundadır:&lt;br /&gt;1. Nimet Demir'e fiziki saldırı girişiminde bulunmuş mudur?&lt;br /&gt;"Defedin bu karıyı buradan" şeklinde Festival güvenlik elemanlarına ısrarla talimat vermiş midir? Nimet Demir'in sakinliği karşısında ne yapacağını şaşırıp onu dinlemeyen güvenlik görevlileri ve şefine kızıp, defalarca "Ben Festival Başkanıyım, dediğimi yapmazsanız..." dememiş midir? (Güvenlik şefi ertesi gün Nimet Demir'den özür dilemek için oteline gelmiş, "Beyefendinin size zarar vermemesi için sizi oradan uzaklaştırmak zorunda kaldık" diyerek özür dilemiştir. Nimet Demir'e çalışanlarını kastederek, "seni de kızlarını da sinkaf edeyim" demiş midir? Edepli konuşması için uyarıldığında, orada bulunan ve bulunmayan tüm Festival üst düzey yöneticilerini de, "sinkaf ederim" diye en az 20 dakika boyunca bağırmamış mıdır? Bu bağırmalar yüzünden Festival süresince sesi kısılmamış mıdır? Olaydan iki gün sonra tanıkların önünde Nimet Demir'e "bak sesim o günden beri kısık" dememiş midir? Aynı görüşmede Nimet Demir'in, neyse ki basın duymadı ifadesine karşılık "Fuayede Türkmax'çılar çekim yapmış, Allahtan kaseti hemen aldık" dememiş midir? Nimet Demir'e, vurma ve tekme atma girişiminde bulunmuş mudur? Kendini kaybedip onu tutanların elinden kurtuldukça saldırmaya devam etmemiş midir? Yan odaya alındığında bu kez kendi üstünü başını yırtmaya başlayıp gömleğini parçalamamış mıdır? Ertesi gün, Nimet Demir'in bu olaya rağmen sürdürdüğü "Festivalin Selameti" kaygısını kendisi hiç duymadan AKM'ye gelmediği ve Bir İletişim'in görüntülü haber servisi için yapılan çekim ve röportaj çalışmaları gibi tüm görevlerini engellediği doğru değil midir? Bir İletişim'in buna rağmen soğukkanlılığını koruyarak kendi muhabirlerinin elde ettiği özel röportajları bile, büyük bir olgunlukla TÜRSAK iletişim koordinatörüne devretmesine neden olmamış mıdır? Bir İletişim'in, Yiğitgil'in özür dilememesi halinde Festival ile ilgili bütün görevlerini bırakarak Antalya'yı terk edeceği açıklamasından sonra, 24 Ekim saat 12.30'da Nimet Demir'in kaldığı Sheraton Otel'ine gelerek lobide iki şahit önünde Demir'den özür dilemiş midir? Bu özür sonrasında BİR İLETİŞİM çalışmalarına engel çıkarılmaması kaydıyla hizmetlerini sürdürmüş ve 29 Ekim günü de Festival'in Kapanış Töreni ile ilgili haber servisini gerçekleştirmiş midir? Yiğitgil, bu nedamet açıklamasında "benim abim de ben de genetik olarak hastayız. Tansiyonumuz yükseldiğinde ne yaptığımızı hatırlamayız, o gün sizi tanımamıştım" demiş midir? Böyle bir özür dilenmemişse biz bu bilgiyi nereden öğrenmiş olabiliriz? Yiğitgil, Nimet Demir'in "Benden daha yaşlısınız, hem bir profesyonel hem de bir baba olarak nasıl bu kadar kontrolsüz olabilirsiniz. Beni ve kendinizi düşünmediyseniz hiç tanımıyor olsam da kızınızı da mı düşünmediniz, o haliniz kimbilir onu da ne kadar yaralamıştır" demesi üzerine "siz beni affetseniz bile ben böyle bir şey yaptığım için kendimi hiç affetmeyeceğim" demiş midir?&lt;br /&gt;Fiziki saldırıya ve küfürlere, hakarete uğrayan bir kadının onuru hiçbir çıkarın örtemeyeceği kadar önem taşım&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_Yjtj_zuDMrs/Rz3UNFZrPHI/AAAAAAAAAIs/2PO3WQUp4PA/s1600-h/ap_alin_tasciyan%5B1%5D.jpg"&gt;&lt;/a&gt;alıdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Zira adında sanat olan, adında sinema olan ve "barış" adına hareket ettiği söylenen bir vakfın başkanının önce bu kadar saldırgan, sonra o kadar pişman, şimdi de bu kadar inkarcı olması düşündürücüdür. Bu tavır ulusal ve uluslararası bütün platformlarda izlenecek ve takdir edilecektir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Son olarak, TÜRSAK adına konuştuğu söylenen kişilerin bu hakkı ve yetkiyi TÜRSAK Yönetim Kurulu adına mı kullandıkları önemli bir sorudur. TÜRSAK'ın disiplin ya da Etik Kurulu'nun hiçbir takdir hakkı olmadan, ya da Yönetim Kurulu'nun imzalı bir açıklaması yok iken bu açıklama kimleri bağlamaktadır?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir İletişim olarak yaşanan olayın hukuki, vicdani, ve ahlaki takipçisi olacağımız ve fikri takibimizi sonuna kadar sürdüreceğimizi ulusal ve uluslararası bütün kamuoyuna duyururuz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;BİR İLETİŞİM &lt;/strong&gt;&lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3969340583136822993-3032452750562660579?l=senaryoyazari.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://senaryoyazari.blogspot.com/feeds/3032452750562660579/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3969340583136822993&amp;postID=3032452750562660579' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3969340583136822993/posts/default/3032452750562660579'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3969340583136822993/posts/default/3032452750562660579'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://senaryoyazari.blogspot.com/2007/11/altin-portakal-dayak-yksek-tansiyon.html' title='ALTIN PORTAKAL, DAYAK, YÜKSEK TANSİYON, PROTESTOLAR VS VS VS'/><author><name>Sinemada Eser Sahipleri</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14790068428191499679</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_Yjtj_zuDMrs/Rz6os1ZrPPI/AAAAAAAAAJs/D0I4ygu-ohU/s72-c/portakal+ve+boks.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3969340583136822993.post-2107882010374653753</id><published>2007-11-16T08:14:00.000-08:00</published><updated>2008-12-11T10:40:48.511-08:00</updated><title type='text'>TÜRK SENARYO YAZARLARI DA GREVDE</title><content type='html'>&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_Yjtj_zuDMrs/Rz3DZFZrPFI/AAAAAAAAAIc/_nT7Q5JM9uY/s1600-h/senaryo+grevi.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5133473985986247762" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://3.bp.blogspot.com/_Yjtj_zuDMrs/Rz3DZFZrPFI/AAAAAAAAAIc/_nT7Q5JM9uY/s400/senaryo+grevi.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="center"&gt;&lt;strong&gt;TÜRK SENARİSTLERİ GREVDE&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;em&gt;(ABD’deki senaristler grevinin Türkiye’de olabilirliği üzerine düşsel bir y&lt;/em&gt;azı)&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;TMSF’in ihalesinden sonra Botox-Tv adını alan ulusal kanalın Amerikalı genel müdürü Mr.Buldog, dehşet içinde kalmıştı. Türk senaryo yazarlarının greve gitmesi onun için dünyanın sonu demekti… En çok reytingleri alan dizilerin yapımcılarını ivedi olarak görüşmeye çağırdı.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Yapımcılar Hünkar Bey, Arol Bey ve Muson Bey apar topar geldiler, bir anlam verememişlerdi bu şekilde çağrılmalarına.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Hünkar Bey “Hayrola Mr.Buldog bizi gece rüyanda mı gördün de hayırlara vesile olsun diye çağırdın” diye takıldı.&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Mr.Buldog panik içindeydi “Yahu haberiniz yok mu senaryo yazarları greve gitmiş, tıpkı Amerika’daki gibi” diye haykırdı.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Yapımcılar şaşkın şaşkın bir birlerine baktılar…&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;“Eeee yani ?” dedi Arol Bey…&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;“Gittilerse gittiler, güle güle gitsinler” diye devam etti Muson Bey…&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;“Nasıl bu kadar rahat olabiliyorsunuz, bu diziler en sevilen diziler; bunlar yazılmazsa çekilemez, çekilmezse gösterilemez, gösterilmezse reklam alamaz, reklam alamazsa biz de batarız” diye haykırıyordu Mr.Buldog.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;Hünkar Bey “Ya Buldog kardeş bu kadar komplo teorisi fazla, sen iyice paranoyak olmuşsun; bir kere diziler neden çekilemiyormuş anlamış değilim” diye onu sakinleştirmeye çalıştı…&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Mr. Buldog “Senaryo yazarları senaryo yazmıyor…” diye üstüne basa basa bir daha yineledi.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;“Biri yazmazsa öteki yazar” dedi Arol Bey…&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Mr.Buldog şaşkın haldeydi “Nasıl yazar yahu, senaryo yazarı eser sahibi değil mi, onun izni olmadan başkasına nasıl yazdırırsınız?&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;”Üç yapımcı onun bu saflığı karşısında kahkahalarla gülmeye başladılar…Muson Bey elini Buldog’un omzuna koydu “Bak mister, biz işe başlarken bütün eser sahiplerinden imzalı kağıt alıyoruz, her bi haklarını bize devrediyorlar…”&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Hünkar Bey de “Hatta ben daha garanti olsun diye analarına bunlara hamileyken senarist olabilecekleri ihtimalini düşünerek kağıt imzalatıyorum. Aslında babalarından da başlayacaktım ama abartmak istemedim” diye tamamladı.&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Mr.Buldog şaşkındı; “İyi de bu adamların dernekleri, meslek birlikleri yok mu? Onlar çanımıza ot tıkarlar vallahi…”&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Arol Bey gülmekten sandalyeden düşecekti neredeyse, “Dernekleri de var birlikleri de, ama onlar kendi aralarında birbirlerini yemekten başka şeye vakit bulamıyorlar” cümlesini on dakikada söyleyebildi, cümle bittiğinde kasıkları fena ağrıyordu.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Mr.Buldog hâlâ kavrayamamıştı “Peki ya meslek dayanışması ! Bir senaristin işine bir başkası böyle balıklama atlar mı?”&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Hünkar Bey hemen cep telefonunu açıp seslendi “Mahçuk hemen gel bakiiim” diye.&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;On dakika sonra senaryo yazarı Mahçuk Çokyazaroğlu karşılarındaydı…&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;“Geldim abi”&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;“Nasıl gidiyor Mahçuk ?”&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;“Gitmiyo abi, yerinde sayıyor; geçen sene üç dizim ikinci bölümünde yayından kalktı; bu sezon on bölüm senaryo yazdırdılar, tam çekilecekken TMSF kanala el koydu iş battı. Beş kuruş alamadım… Battım vallahi…”&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;“Peki senaryo yazar mısın?”&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;“Yazarım abi… Her türlü drama, komedi, sitkom, mafya dizisi, fantastik, aşk, meşk, entrika, polisiye, nostaljik, trajik iş itinayla yazılır. İki drama ısmarlayana bir sitkom bedava…”&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;“Aferin yavrum, bundan sonra bizim dizileri sen yazacaksın…”&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;“Yazayım yazmasına da, yalnız şu…..”&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;“Yalnız ne Mahçuk ?”&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;“Şu grev işi abi… Çocuklara ayıp olmasın, adım grev kırana çıkmasın…”&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;“Sen de adını değiştir çocuğum… Zaten Mahçuk diye isim mi olur? Senin adın bundan sonra Mazlum Uyaroğlu olsun”&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;“Olsun abi…”&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;“Tamam yavrum hemen başla, giderken boş kağıdı imzalamayı unutma…”&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Mr.Buldog’un ağzı bir karış açık kalmıştı…“Nasıl oldu bu bizim Amerika’da böyle olmuyor…”&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Onun bu tavrı yapımcıları biraz sinirlendirdi, üçü de sapına kadar milliyetçiydi…&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Muson Bey “ Mister mister, burası Türkiyeeee yok öyle laga luga” diye ünledi…&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Mr.Buldog hayranlığını gizleyemedi; hemen üçünü de o mübarek ellerinden öptü.“Amerika ki kapitalizmin kalelerinden biridir, orada bile böyle bir şeyin gerçekleşmesi hayaldir… Bunu nasıl başardınız söyleyin ne olur; bizimkilere de anlatalım orada da uygulayalım bu yönetimi, nooolur bunun sırrını anlatın” diye yalvardı.&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="center"&gt;***&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Meslek birliğinin önünde grev çadırı kurulmuştu senaristler davul zurna eşliğinde halay çekiyorlardı. Yönetmenler, oyuncular, sinema emekçileri, bazı siyasiler, sivil toplum örgütleri ziyaret ederek onlara destek veriyordu.Aynı anda da televizyon kanallarında dizilerin yeni bölüm tanıtımları dönmeye başlamıştı… &lt;/div&gt;&lt;div&gt; &lt;/div&gt;&lt;div align="right"&gt;&lt;strong&gt;Atay SÖZER&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt; &lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3969340583136822993-2107882010374653753?l=senaryoyazari.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://senaryoyazari.blogspot.com/feeds/2107882010374653753/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3969340583136822993&amp;postID=2107882010374653753' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3969340583136822993/posts/default/2107882010374653753'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3969340583136822993/posts/default/2107882010374653753'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://senaryoyazari.blogspot.com/2007/11/trk-senaryo-yazarlari-da-grevde.html' title='TÜRK SENARYO YAZARLARI DA GREVDE'/><author><name>Sinemada Eser Sahipleri</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14790068428191499679</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_Yjtj_zuDMrs/Rz3DZFZrPFI/AAAAAAAAAIc/_nT7Q5JM9uY/s72-c/senaryo+grevi.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3969340583136822993.post-2470220919021312432</id><published>2007-11-16T06:19:00.000-08:00</published><updated>2008-12-11T10:40:49.508-08:00</updated><title type='text'>BU İŞ YERİNDE GREV VAR...</title><content type='html'>&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_Yjtj_zuDMrs/Rz2pgVZrPEI/AAAAAAAAAIU/fZ8-wjHMHJM/s1600-h/pic1%5B1%5D.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5133445523237977154" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/_Yjtj_zuDMrs/Rz2pgVZrPEI/AAAAAAAAAIU/fZ8-wjHMHJM/s400/pic1%5B1%5D.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;div&gt;&lt;div&gt;&lt;div&gt;&lt;div align="center"&gt;&lt;strong&gt;HOLLYWOOD SENARYO YAZARLARI GREVDE! &lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;12.000’den fazla yazarın üyesi olduğu Amerika Yazarlar Birliği 5 Kasım Pazartesi günü başladığı greve devam ediyor. Genel olarak senaryo yazarlarının prodüksiyon şirketlerinden kar payı bazında daha fazla ücret talep etm&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_Yjtj_zuDMrs/Rz2nilZrPBI/AAAAAAAAAH8/DYbOmbLqmms/s1600-h/pic4%5B1%5D.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5133443362869427218" style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; CURSOR: hand" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/_Yjtj_zuDMrs/Rz2nilZrPBI/AAAAAAAAAH8/DYbOmbLqmms/s400/pic4%5B1%5D.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;esiyle başlayan ve yapımcıların bir türlü uzlaşmaya yanaşmamasıyla artan tedirginlik yazarların kalem atmasıyla sonlandı. Dernek üyelerinin, yazdıkları senaryolardan yola çıkılarak üretilmiş filmlerin, dizilerin ve diğer görsel malzemelerin DVD satışlarından ve internet yayınlarından alınan payın tekrar düzenlenmesini istiyorlar zira yapım şirketlerinin özellikle dizilerin DVD ve internet yayınlarından yaptıkları kar gittikçe artıyor. Büyüyen bu pazarda varlıklarını daha çok hissettirmek isteyen senaryo yazarları uzlaşma olmadan grevi bırakmak niyetinde değiller. &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;SALLANTIDAKİ PROGRAMLAR&lt;/strong&gt; &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Elbette Amerika için çok önemli bir sektör olan sinema ve televizyon alanında grev ciddi bir sarsıntı yarattı. Bir senelik programlarını önceden bitiren ve her ihtimale karşı kenarda telifi alınmış senaryolar bulunduran sinema endüstrisi şimdilik rahat ancak çok izleyici çeken prime-time programları ve gün içnde yayınlanan bazı diziler yayından kaldırılma tehditiyle karşı karşıya. “The Daily Show With Jon Stewart”, “The Late Night With Conan O’Brien” gibi akışı güncel olaylarla ilgili esprilere dayayan programlar metin yazarlarının grevde olması nedeniyle ilk sırada etkilenenlerden. Amerika’da gündüz kuşağında hala devam eden Yalan Rüzgarı da tehlikede olan programlardan. Grevden etkilenmesi Türkiyeli izleyicileri de tedirgin edecek olan başka bir program da Lost. Şubat ayında başlayacak yeni sezonun sadece yarsının hazır olduğu ünlü dizinin yeni sezona girip girmemesi tartışılıyor. Benzer sebeplerden en son 1988’de greve giden dernek, gerekli düzenlemeler yapılmadıkça grevi sürdürme konusunda ısrarlı görünüyor. Bu grevin sinema ve televizyon sektöründe nelere yol açacağını zamanla göreceğiz. &lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_Yjtj_zuDMrs/Rz2nyVZrPCI/AAAAAAAAAIE/G6R0pRTZghI/s1600-h/Dreyfus%5B1%5D.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5133443633452366882" style="FLOAT: right; MARGIN: 0px 0px 10px 10px; CURSOR: hand" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/_Yjtj_zuDMrs/Rz2nyVZrPCI/AAAAAAAAAIE/G6R0pRTZghI/s400/Dreyfus%5B1%5D.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;strong&gt;GREV DEVAM EDİYOR, DESTEK ARTIYOR...&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Stüdyolar ve yapım şirketleriyle bir kez bu anlaşmalar yapıldığında uzun süre yenilenmediğini bilen birlik 31 Ekim’de yenilenmesi gereken anlaşmaların ilerki zamanlarda pişmanlık yaratmaması için şartlarının güçlü ve adil olması gerektiğini düşünüyorlar. Gittikçe taşınabilir hale gelen ve internet, DVD gibi teknolojilerle zaten büyük kitlelere ulaşan eserlerden yazarların da yeterince pay alması gerektiğini savunan birlik üyeleri, yeni antlaşmalar için önerilen ücretleri yeterli bulmuyor. Mevcut DVD antlaşmalarına göre her 15 Dolar için sadece 4 sent alan Amerikalı senaryo yazarları internetten indirilen ve cep telefonundan izlenen programlar için payın da aynı şekilde haksız olduğu konusunda hem fikir ve bu antlaşmaların şartları yenilenip iyileştirilmediği taktirde greve devam edeceklerini duyurdular.&lt;br /&gt;Mevcut şartlar altındaki kontratların artık yenilenmesi gerektiği konusunda Oyuncular Birliği (Screen Actors Guild) gibi benzer meslek birlikleri ve loncalardan da destek alan Amerika Senaryo Yazarları Birliği her geçen gün yeni bir meslek örgütünü yanına alıyor. Birlik için son destek de Avrupa Senaryo Yazarları Federasyonu'ndan geldi. Tüm üyelerine ve bağlantılı olduğu birlik ve loncalara bir mektup gönderen federasyon, senaryo yazarlarını antlaşmaya yanaşmayan Sinema ve Televizyon Yapımcıları Derneği ile ortak iş yapmamaya çağırdı. (Mektubun tam metnini duyurular kısmında görebilirsiniz.)Yazarların grevi sürdükçe sıkışan yapım şirketleri Umutsuz Ev Kadınları, Çirkin Betty, CSI gibi dizilerin ve bazı Prime-Time programlarının tekrarlarını göstermek zorunda kalacak gibi görünüyor. Gerçek olaylara dayanan Haber Bültenleri ve Realiti şovlar şu sıralar Amerika’da grev nedeniyle sıkıntı çekmeyen nadir programlar arasında. Birliğin en son 1988 yılında yaptığı grev 22 hafta boyunca yayınları aksatmıştı. Amerika Senaryo Yazarları Birliği Hakkında Aslında Amerika’da yazarların daha iyi şartlar altında çalışması için ilk girişimler 1912’de Amerika Yazarlar Birliği (Authors League of America) ile başladı. 1920’lerde film endüstrisi büyümeye başlayınca ve 2. Dünya Savaşı sonrasında Televizyon atağa kalkınca bu birlik daha da önem kazandı ve içinde çeşitli gruplar oluşmaya başladı. Özellikle 1954 sadece bu birliğin sinema, televizyon ve radyo yazarları için yeterli olmadığı açıkça anlaşıldı. Böylece Amerika Yazarlar Birliği’nden Amerika Senaryo Yazarları Derneği, Doğu kısmı (Writers guild of America, East) ve Amerika Senaryo Yazarlar Derneği, Batı kısmı (Writers guild of America, West) ilk kurulan birlikten ayrı olarak sadece sinema, televizyon ve radyo yazarlarını birleştirmek için kurulmuş oldu. 1954’ten beri varlığını sürdüren bu dernek birçok ana yapım şirketiyle, televizyon kanalları ve radyo istasyonlarıyla, bugün sayısı 36’yı bulan temel antlaşmalar yapmıştır. Merkezi New York ve Los Angeles’ta olan ve başkanlığını Patric Verrone’nin yaptığı derneğin 12.000’e yakın üyesi var.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Kaynak: &lt;a href="http://www.wga.org/"&gt;http://www.wga.org/&lt;/a&gt; Amerika Senaryo Yazarları Birliği'nin resmi sitesi &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_Yjtj_zuDMrs/Rz2nPFZrPAI/AAAAAAAAAH0/zAJJLZ4IQ4A/s1600-h/Strikespan%5B1%5D.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5133443027861978114" style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; CURSOR: hand" alt="" src="http://3.bp.blogspot.com/_Yjtj_zuDMrs/Rz2nPFZrPAI/AAAAAAAAAH0/zAJJLZ4IQ4A/s400/Strikespan%5B1%5D.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3969340583136822993-2470220919021312432?l=senaryoyazari.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://senaryoyazari.blogspot.com/feeds/2470220919021312432/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3969340583136822993&amp;postID=2470220919021312432' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3969340583136822993/posts/default/2470220919021312432'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3969340583136822993/posts/default/2470220919021312432'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://senaryoyazari.blogspot.com/2007/11/bu-i-yerinde-grev-var.html' title='BU İŞ YERİNDE GREV VAR...'/><author><name>Sinemada Eser Sahipleri</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14790068428191499679</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_Yjtj_zuDMrs/Rz2pgVZrPEI/AAAAAAAAAIU/fZ8-wjHMHJM/s72-c/pic1%5B1%5D.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3969340583136822993.post-3076105149019271868</id><published>2007-10-04T09:31:00.001-07:00</published><updated>2007-10-04T09:31:05.208-07:00</updated><title type='text'>Bizden Görüntüler</title><content type='html'>&lt;div&gt;&lt;embed src="http://widget-91.slide.com/widgets/slideticker.swf" type="application/x-shockwave-flash" quality="high" scale="noscale" salign="l" wmode="transparent" flashvars="cy=bb&amp;amp;il=1&amp;amp;channel=504403158281950353&amp;amp;site=widget-91.slide.com" style="width:400px;height:320px" name="flashticker" align="middle"&gt;&lt;/embed&gt;&lt;div style="width:400px;text-align:left;"&gt;&lt;a href="http://www.slide.com/pivot?cy=bb&amp;amp;ad=0&amp;amp;id=504403158281950353&amp;amp;map=1" target="_blank"&gt;&lt;img src="http://widget-91.slide.com/p1/504403158281950353/bb_t000_v000_a000_f00/images/xslide1.gif" border="0" ismap="ismap" /&gt;&lt;/a&gt; &lt;a href="http://www.slide.com/pivot?cy=bb&amp;amp;ad=0&amp;amp;id=504403158281950353&amp;amp;map=2" target="_blank"&gt;&lt;img src="http://widget-91.slide.com/p2/504403158281950353/bb_t000_v000_a000_f00/images/xslide2.gif" border="0" ismap="ismap" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3969340583136822993-3076105149019271868?l=senaryoyazari.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://senaryoyazari.blogspot.com/feeds/3076105149019271868/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3969340583136822993&amp;postID=3076105149019271868' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3969340583136822993/posts/default/3076105149019271868'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3969340583136822993/posts/default/3076105149019271868'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://senaryoyazari.blogspot.com/2007/10/bizden-grntler.html' title='Bizden Görüntüler'/><author><name>Sinemada Eser Sahipleri</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14790068428191499679</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3969340583136822993.post-8921720650281120944</id><published>2007-10-04T06:36:00.000-07:00</published><updated>2008-12-11T10:40:49.646-08:00</updated><title type='text'>Ümit ÜNAL'dan Festival Jürisine Açık Mektup</title><content type='html'>&lt;span style="color:#990000;"&gt;Yönetmen Ümit ÜNAL, son filmi "ARA" nın Antalya Film Festivali ön jürisi tarafından elenmesine &lt;/span&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_Yjtj_zuDMrs/RwTtcvQHmII/AAAAAAAAAHs/zjiCNFosie0/s1600-h/umitunal%5B1%5D.gif"&gt;&lt;span style="color:#990000;"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5117476154575919234" style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; CURSOR: hand" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/_Yjtj_zuDMrs/RwTtcvQHmII/AAAAAAAAAHs/zjiCNFosie0/s400/umitunal%5B1%5D.gif" border="0" /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="color:#990000;"&gt; tepki gösterdi. Ön jürinin kimliği ve eleme kriterlerinin belli olmamasına yapılan eleştirilere başka sinemacılardan da destek geldi. Ünal, festivalin ana jürisini yazdığı açık mektupta bu duruma tepki vermeye çağırdı.&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;strong&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;strong&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;strong&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;strong&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;strong&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;strong&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;strong&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;strong&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;strong&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;strong&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;strong&gt;44. Altin Portakal Film Festivali Juri uyelerine açık mektup: &lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;strong&gt;Sayın Jüri Üyeleri,&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Festivalinizde yarışmak üzere başvuran ARA adlı filmim kimlikleri, sayilari, kriterleri, filmleri nasil degerlendirdikleri gizli tutulan bir "on juri" tarafindan yine gizli tutulan bir gerekceyle ve yine gizli tutulan 20 kusur filmle birlikte elendi. Basinda ve TV'de yaptigim acik itirazlar sonucu cika cika karsimiza elestirmen Atilla Dorsay cikarildi. Gizli isimlerden biri oymus. Kendisine neden jurinin basvuru oncesi aciklanmadigi, gizli tutuldugu soruldugunda Dorsay dunyanin her festivalinde, mesela Cannes'da da on eleme oldugu cevabini verdi. Sorunun cevabi bu degil. Her festivalde on eleme vardir ama ismi belirli kisiler festivalleri yonetir ve secimleri yaparlar. Filminizi yollarken kime yolladiginizi bilir, karanlik bir kuyuya atar gibi basvuru yapmazsiniz. Dorsay belli bir sinema anlayisini temsil eden, cogu zaman o anlayisla da tutarli olmayacak seyler yazan bir elestirmen. Yazdiklarinin cogunu en hafifinden hicap duyarak okurum ve eger bu yarismanin "ön" jurisinde Dorsay'in temsil ettigi anlayisin oldugunu bilseydim filmimi asla yollamazdim. Antalya, Sayin Dorsay'i "baş danisman" olarak haketmek icin ne yaptigini kendi bilir. Sayin juri uyeleri, ben filmimi size yolladim. Sizin degerlendirmenize sundum. Fakat arada, tamamen karanlikta, o ana kadar orada olduklarini bilmedigim bir takim insanlar filmimi el cabuklugu marifet kaybettiler ve size ulasmasini engellediler. Boyle bir sey olur mu? Elenen diger 20 filme kefil olamam. Hangi filmler olduklarini bilmiyorum. Ama ne ben ne de filmim bu uygulamaya layik degiliz, onu biliyorum. Yaptigim butun itirazlar, Tursak tarafinda Dorsay'in temsil ettigi korkunc bir piskinlikle karsilaniyor. Beni filmi begenilmedigi icin mizikcilik yapan kaprisli sanatci konumunda gostermek istiyorlar. Ön jurinin bilindigini soyluyorlar, "bilmiyorsa onun sucu" diyorlar. Göz göre göre bu festivali yapacaklar, yuklu para odulleri dagitacaklar ve icleri rahat edebilecek. Sizin edecek mi sayin juri uyeleri? Benim bu adamlarin hepsini "ilahi adalet"e havale etmekten ve derdime yanmaktan baska yapacak bir seyim yok. Ama su an bu gidise dur diyebilecek tek yetkili sizsiniz. Tum filmleri gormek ve kendi degerlendirmenizi yapmak istemeyecek misiniz? Dorsay'in temsil ettigi sinema anlayisinin festivali ve jurinizi rehin almasina izin verecek misiniz? Bu konuda merakiniz, degistirme cabaniz, israriniz olacak mi? Ben filmimin kurban edilmesine kizginim evet ama koskoca Altin Portakal'in hala bu piskin, "ben yaptim oldu"cu anlayisin elinde oyuncak olabilmesine daha cok kizginim. Bu festival bu haliyle yapilirsa bence buyuk bir zan altinda, buyuk bir haksizligin golgesinde yapilacak. Sizin de icinde oldugunuz Türk Sinemasi'na bir hakaret olacak. Bu noktada son sozu sizlere birakiyorum, bir daha bu konuda soz almayacagim. &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Saygilarimla.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Ümit ÜNAL&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3969340583136822993-8921720650281120944?l=senaryoyazari.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://senaryoyazari.blogspot.com/feeds/8921720650281120944/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3969340583136822993&amp;postID=8921720650281120944' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3969340583136822993/posts/default/8921720650281120944'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3969340583136822993/posts/default/8921720650281120944'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://senaryoyazari.blogspot.com/2007/10/mit-naldan-festival-jrisine-ak-mektup.html' title='Ümit ÜNAL&apos;dan Festival Jürisine Açık Mektup'/><author><name>Sinemada Eser Sahipleri</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14790068428191499679</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_Yjtj_zuDMrs/RwTtcvQHmII/AAAAAAAAAHs/zjiCNFosie0/s72-c/umitunal%5B1%5D.gif' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3969340583136822993.post-1263391298250625869</id><published>2007-10-04T06:23:00.000-07:00</published><updated>2008-12-11T10:40:50.088-08:00</updated><title type='text'>ÖN JÜRİ HAKKINDA AKLA ZARAR SORULAR</title><content type='html'>&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_Yjtj_zuDMrs/RwTqxvQHmHI/AAAAAAAAAHk/cPcnTnWVt2w/s1600-h/alt%C4%B1n+juri+rnk.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5117473216818288754" style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; CURSOR: hand" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/_Yjtj_zuDMrs/RwTqxvQHmHI/AAAAAAAAAHk/cPcnTnWVt2w/s400/alt%C4%B1n+juri+rnk.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;Karikatür:Atay SÖZER&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;Altın Portakal Festivali'nin ön jürisiyle ilgili tartışmalar sürüyor, yetkililer net bir açıklama yapmadıkları için akla türlü çeşitli sorular geliyor, işte onlardan birkaçı.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;1- 20 kişi civarında bir jüri varmış ama bunların kimlikleri saklı tutuluyormuş, kedileri bile diğer üyeleri bilmiyormuş... Peki bu kişiler festival filmlerini nasıl izlediler?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;2-Filmlerin çoğu gösterime festivalden sonra girecek dolayısıyla önceden izlemiş olmazlar... Bazı filmler son dakikada teslim edilmiş (Eylül ortası)… Yaklaşık 30 filme yakın katılım olduğu söyleniyor, bu kadar kısa sürede bu filmler izlenmiş olabilir mi?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;3-Jüri birbirini tanımadığına göre toplu izleme mümkün değil... O zaman ayrı ayrı izlediler; peki ama nasıl ve ne koşullarda izlediler ?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;4-20 kişilik jüri için 30'a yakın filmden 30'a yakın kopya (cd veya bant) mı hazırlandı ?&lt;br /&gt;Böyle bir şey olduysa bu kopyalar ne şekilde teslim edildi ? Daha vizyona çıkmamış bir filmin kopyalarının bu şekilde ortalarda dolaşması ne kadar doğru? Bu kopyaların korsanların eline geçmeme garantisi var mı?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;5-Bu 20 kişinin 30'a yakın filmi tek tek izlemesi size inandırıcı geliyor mu? Eğer belli bir yere çağırılıp izledilerse ortaya başka bir soru çıkıyor, bir üyenin günde iki film izlediğini varsayarsak bütün filmleri 15 günde tamamlaması gerekiyor. 20 üye için bu işlem tekrarlandıysa 300 gün gerekiyor ki festival yönetimin bunu yapacağını düşünmek onların zekâsına yapılacak bir hakaret olur.&lt;br /&gt;Demek ki jüri üyelerine bu kopyalar verilmiş (&lt;em&gt;belki de hiç verilmemiştir !!!&lt;/em&gt; )&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;6-Jüri üyeleri bazı filmleri hiç izlemeden karar vermiş olamaz mı? Zaten kararlarını da merkeze postayla yollamışlar... İzlemeyip de izledim durumu olamaz mı? Bu durumu denetleyen biri var mı?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;7-Jürinin birbirinden etkilenmesin diye başlangıçta gizli tutulduğunu kabul etsek bile karardan sonra neden açıklanmadı? &lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;p&gt;&lt;strong&gt;&lt;/strong&gt; &lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;strong&gt;8-Acaba jüri sadece tek kişiden mi oluşuyor? (&lt;em&gt;Ama kişilik bölünmesi olduğundan kendini 20 ayrı kişi zannediyor?&lt;/em&gt;)&lt;/strong&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;strong&gt;&lt;/strong&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;9-Uluslararası festival hayalleri kuran, Coppollaları getiren bir organizasyon için çok alaturka bir sistem değil mi?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;10-Bu akla zarar soruları yanıtlayacak birileri var mı? &lt;/strong&gt;&lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3969340583136822993-1263391298250625869?l=senaryoyazari.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://senaryoyazari.blogspot.com/feeds/1263391298250625869/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3969340583136822993&amp;postID=1263391298250625869' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3969340583136822993/posts/default/1263391298250625869'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3969340583136822993/posts/default/1263391298250625869'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://senaryoyazari.blogspot.com/2007/10/n-jri-hakkinda-akla-zarar-sorular.html' title='ÖN JÜRİ HAKKINDA AKLA ZARAR SORULAR'/><author><name>Sinemada Eser Sahipleri</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14790068428191499679</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_Yjtj_zuDMrs/RwTqxvQHmHI/AAAAAAAAAHk/cPcnTnWVt2w/s72-c/alt%C4%B1n+juri+rnk.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3969340583136822993.post-1911336660597873135</id><published>2007-09-29T23:43:00.000-07:00</published><updated>2008-12-11T10:40:50.258-08:00</updated><title type='text'>ALTIN PORTAKAL'A BİR ELEŞTİRİ DAHA</title><content type='html'>Yeni filmi 'Ara'nın, adı açıklanmayan ön jüri tarafından yarışmaya seçilmemesi üzerine Altın Portakal Film Festivali'ni eleştirerek bir daha festivale katılmayacağını açıklayan Ümit Ünal'a yönetmen Ali Özgentürk'ten destek geldi. Radikal'i telefonla arayan 'Hazal', 'At', 'Bek&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_Yjtj_zuDMrs/Rv9GJ_QHmCI/AAAAAAAAAG8/MMFFP60zTL4/s1600-h/aliozgen.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5115884839127980066" style="FLOAT: right; MARGIN: 0px 0px 10px 10px; CURSOR: hand" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/_Yjtj_zuDMrs/Rv9GJ_QHmCI/AAAAAAAAAG8/MMFFP60zTL4/s400/aliozgen.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;çi Murtaza', 'Balalayka' gibi önemli filmlerin yönetmeni Ali Özgentürk, "Öncelikle şunu belirteyim. Benim bu yıl filmim yok, festivale katılmıyorum ama Ümit Ünal'ın açıklamalarını Radikal'de okudum. Onu destekliyorum ve Antalya Festivali'ne filmleri seçilmiş bütün yönetmenleri, bütün sinema derneklerini Ümit Ünal'ı desteklemeye davet ediyorum" dedi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bütün filmler gösterilmeli' 11 milyonluk Yunanistan'da bile yılda yaklaşık 60 filmin çekildiğini hatırlatan Özgentürk, "Biz 30 filmi fazla zannediyoruz. Dünyanın hiçbir yerinde, bir ülkede 30 film çekiliyorsa bunlar ulusal bir festivalde önseçime tabi tutulamaz. Filmleri eleyerek yeni sinemacıların gelişimini köstekliyorlar. İlk filmlerin yer aldığı bir yarışma kategorisi yaparsın ve 30 film de gösterilir, tartışılır, güzel bir ortam oluşur. Festival budur. Ama bizimkisi şov. Kendini Cannes'a benzeten bu festival sömürge olan bir ülkenin festivalini andırmakta. Çünkü onlara göre Coppola'nın gelişi Türk sinemasından daha önemli. Elbette Coppola'nın getirilmesi başarı. Ama aynı zamanda Türk sinemasını izlemesi, sinemacılarla diyalog kurması açısından önemli. Yoksa 'Döner kebab çok güzel, deniz çok güzel. Hiç Türk filmi izlemedim ama Türk filmleri çok güzel!' demesi için değil" diye konuştu. Altın Portakal'ın son birkaç yıldır Türk sinemasını bir figüran gibi kullandığını söyleyen Özgentürk şöyle devam ediyor: "Büyük bir para ödülü vermek yeterli değildir. Bizim filmlerimizin doğru zemin bulması, etkili&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_Yjtj_zuDMrs/Rv_XkfQHmFI/AAAAAAAAAHU/6VRYQYmT4mQ/s1600-h/alt%C4%B1n+juri+rnk.jpg"&gt;&lt;/a&gt; bir ortam yaratılması daha önemlidir. Ayrıca ön jürinin gizli tutulması da demokratik bir tutum değil. Cannes diyorlar. Nereden Cannes oluyorsun, haddini bil, ulusal bir festivalsin sen. Altın Portakal'ın bu yapısı değişmedikçe ben de filmlerimle festivalde yer almayacağım."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Kaynak:Radikal&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_Yjtj_zuDMrs/Rv_YavQHmGI/AAAAAAAAAHc/0Epem5Ht-3o/s1600-h/alt%C4%B1n+juri+rnk.jpg"&gt;&lt;/a&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3969340583136822993-1911336660597873135?l=senaryoyazari.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://senaryoyazari.blogspot.com/feeds/1911336660597873135/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3969340583136822993&amp;postID=1911336660597873135' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3969340583136822993/posts/default/1911336660597873135'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3969340583136822993/posts/default/1911336660597873135'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://senaryoyazari.blogspot.com/2007/09/altin-portakala-bir-eletiri-daha.html' title='ALTIN PORTAKAL&apos;A BİR ELEŞTİRİ DAHA'/><author><name>Sinemada Eser Sahipleri</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14790068428191499679</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_Yjtj_zuDMrs/Rv9GJ_QHmCI/AAAAAAAAAG8/MMFFP60zTL4/s72-c/aliozgen.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3969340583136822993.post-8216203686410307235</id><published>2007-09-29T14:14:00.000-07:00</published><updated>2008-12-11T10:40:51.241-08:00</updated><title type='text'>MEŞHUR FESTİVALİN MEÇHUL JÜRİSİ</title><content type='html'>&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_Yjtj_zuDMrs/Rv7BvvQHl_I/AAAAAAAAAGk/4s6f-r8i6pE/s1600-h/alt%C4%B1nport.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5115739252621547506" style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; CURSOR: hand" alt="" src="http://2.bp.blogspot.com/_Yjtj_zuDMrs/Rv7BvvQHl_I/AAAAAAAAAGk/4s6f-r8i6pE/s400/alt%C4%B1nport.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;strong&gt;44.Antalya Film Festivaline bu yıl 12 film katılıyor ama başvuranlar daha fazla, 20 kadar film yapılan ön elemeyi geçemedi.&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;strong&gt;Hangi filmlerin katıldığı, bu filmlerin nasıl bir değerlendirme sistemiyle elendiği meçhul; bir ön jüri tarafından mı elendi yoksa başka bir yöntemle mi bu konu gizemini koruyor.&lt;br /&gt;Eğer bir ön jüri varsa bunlar kimlerden oluşuyor bu da belli değil, bir jüri tutanağı var mı yoksa biri “helvacının kızında” yöntemiyle mi seçmiş belli değil.&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Bildiğimiz, SenaryoYazarları Derneği (Sender) tarafından organize edilen Hayal Kurmak Serbest projesi kapsamında gerçekleşen ve senaryosu Bayrampaşa Cezaevi’ndeki mahkumlar tarafından yazılan,çekimi de cezaevinde gene mahkumlar tarafından gerçekleşen MİNT PRODÜKSİYON yapımcılığındaki “Ben Fazla Kalmayacağım” adlı bu çok özel filmin elenmesi. Filmi henüz gerçekleştirenler bile izlememişten meçhul bir gözün izleyip eleme kararı vermesi merak konusu.&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Elendiğinden haberdar olduğumuz bir başka film de ödüllü yönetmenlerimizden Ümit Ünal’ın “Ara” adlı filmi ,onun da eleme gerekçesi meçhul.&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;strong&gt;Festivalin düzenleyicilerinden olan TURSAK henüz bu konuda bir açıklama yapmış değil.&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;/strong&gt;&lt;div&gt;&lt;strong&gt;Ancak filmi elenen Ümit Ünal bu konuda bir açıklama yaptı, düzenleyicilerden bu durumun yanıtını istedi. Ümit Ünal ayrıca konuyla ilgili meslek kuruluşları olan SİNEBİR ve SENDER'i de bu konuyla ilgili gerekli tavrı koymaya çağırdı.&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#ff0000;"&gt;Antalya Altın portakal Film Festivali icin yapılan elemeler sonrası, festival başkanı Engin Yiğitgil'e aşağıdaki emaili yolladım. Burada yapılan seçmenin gizliliğiyle şaibeli, haksiz ve taraflı olduğunu düşünüyorum. Ön jürinin kim olduğunu bilmiyoruz. Kaç kisi olduğunu bilmiyoruz. Filmlerimizi nasıl izlediklerin, nasıl oyladıklarını bilmiyoruz. Ben açıkçası bu sözde "ön juri"nin tamamen formalite icabi olduğunu düşünerek, "elenme ihtimali"ni aklıma bile getirme&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_Yjtj_zuDMrs/Rv7BGfQHl-I/AAAAAAAAAGc/k9rskIthDdc/s1600-h/%C3%BCmit%C3%BCnal.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5115738543951943650" style="FLOAT: right; MARGIN: 0px 0px 10px 10px; CURSOR: hand" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/_Yjtj_zuDMrs/Rv7BGfQHl-I/AAAAAAAAAGc/k9rskIthDdc/s400/%C3%BCmit%C3%BCnal.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;yerek yarışmaya başvurdum. Eğer isimleri, kriterleri, kaç kişi oldukları, oylama sakilleri belli olmayan bir "jüri”ye filmimi teslim ettiğimi bilseydim bu yarışmaya katılmazdım. Seçilen 12 filmlik liste, listede olanlar kusura bakmasın, benim acımdan adil bir liste değil. Tursak bir an once on secimi kimlerin, hangi koşullarda yaptığını açıklamak zorunda. Yoksa bence, 44. Altın Portakal yarışmasının üzerinde kapkara bir şüphe bulutu var. Bu festivale ve ileriki yıllara dair yargımı, Engin Yiğitğil'e yolladığım maili paylaşmak istiyorum:&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="color:#000099;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="color:#000099;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="color:#000099;"&gt;Engin Bey,&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="color:#000099;"&gt;Bugün filmim Ara'nin Antalya festivaline kabul edilmediğini öğrendim. Festivalin bu derece gelişme göstermesinden duyduğum sevinci belirteyim. Tevazuyu bir an için bir kenara bırakırsam bu ülkenin en özgün sinema yaratıcılarından biri ve katıldığı her festivalden mutlaka ödüllerle dönmüş biri olarak benim filmimi reddediyor olmanız festivalinizin çitasının hayli yükseldiğini gösteriyor. Kim olduklarını kimsenin bilmediği (isimleri de oyları gibi gizli anlaşılan) ön secici kurulunuzu da bu vesileyle tebrik etmek isterim. Umarım festivaliniz gelişimine ayni doğrultuda devam eder ve daha da buyur, güzelleşir.Ancak ben festivalinizin gelecek başarılarını paylaşamayacağım. Bugune kadar yönettiğim filmler başka festivallerde ödül aldığı icin Antalya'da yarışmaya hic katılamamıştım, bundan sonraki Antalya festivallerine de, kendi irademle katılmayacağım. Ümit Ünal’ın yazdığı/yönettiği herhangi bir film bugünkü yapısı sürdüğü surece Antalya Festivali çatısı altında asla olmayacak. Başarılarınızın devamını dilerim. &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="color:#000099;"&gt;Ümit ÜNAL&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="color:#000099;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="color:#000099;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="color:#000099;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="color:#000099;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="color:#000099;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="color:#000099;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="color:#000099;"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_Yjtj_zuDMrs/Rv7DZfQHmAI/AAAAAAAAAGs/CNIPtFZfhng/s1600-h/yigitgil.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5115741069392713730" style="FLOAT: right; MARGIN: 0px 0px 10px 10px; CURSOR: hand" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/_Yjtj_zuDMrs/Rv7DZfQHmAI/AAAAAAAAAGs/CNIPtFZfhng/s400/yigitgil.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_Yjtj_zuDMrs/Rv7DZfQHmAI/AAAAAAAAAGs/CNIPtFZfhng/s1600-h/yigitgil.jpg"&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_Yjtj_zuDMrs/Rv7DZfQHmAI/AAAAAAAAAGs/CNIPtFZfhng/s1600-h/yigitgil.jpg"&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_Yjtj_zuDMrs/Rv7DZfQHmAI/AAAAAAAAAGs/CNIPtFZfhng/s1600-h/yigitgil.jpg"&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_Yjtj_zuDMrs/Rv7DZfQHmAI/AAAAAAAAAGs/CNIPtFZfhng/s1600-h/yigitgil.jpg"&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="color:#000099;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#000099;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#000099;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#000099;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#000099;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="right"&gt;&lt;span style="color:#000099;"&gt;Engin YİĞİTGİL&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="right"&gt;&lt;span style="color:#000099;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="right"&gt;&lt;span style="color:#000099;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="right"&gt;&lt;span style="color:#000099;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="right"&gt;&lt;span style="color:#000099;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="right"&gt;&lt;span style="color:#000099;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="right"&gt;&lt;span style="color:#000099;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="right"&gt;&lt;span style="color:#000099;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="right"&gt;&lt;span style="color:#000099;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="right"&gt;&lt;span style="color:#000099;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="right"&gt;&lt;span style="color:#000099;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="right"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="left"&gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="left"&gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="left"&gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="left"&gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="left"&gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="left"&gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="left"&gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="left"&gt;&lt;span style="color:#000000;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="right"&gt;&lt;span style="color:#000099;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3969340583136822993-8216203686410307235?l=senaryoyazari.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://senaryoyazari.blogspot.com/feeds/8216203686410307235/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3969340583136822993&amp;postID=8216203686410307235' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3969340583136822993/posts/default/8216203686410307235'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3969340583136822993/posts/default/8216203686410307235'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://senaryoyazari.blogspot.com/2007/09/festivalin-mehul-jrisi.html' title='MEŞHUR FESTİVALİN MEÇHUL JÜRİSİ'/><author><name>Sinemada Eser Sahipleri</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14790068428191499679</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_Yjtj_zuDMrs/Rv7BvvQHl_I/AAAAAAAAAGk/4s6f-r8i6pE/s72-c/alt%C4%B1nport.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3969340583136822993.post-4635308269424213967</id><published>2007-09-22T13:30:00.000-07:00</published><updated>2008-12-11T10:40:51.883-08:00</updated><title type='text'>İNTİHAL SORUNUMUZ</title><content type='html'>&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#000099;"&gt;Atay SÖZER&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="color:#990000;"&gt;Reha Muhtar ATV’de yeni başlayan “Elveda Rumeli” dizisi üzerine bir yazı yazdı. Bu dizinin “Damdaki Kemancı” filmiyle (ve oyunuyla) örtüştüğünü söylüyor. Önce o yazıya bir bakalım sonra da durumu yorumlayalım…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;em&gt;REHA MUHTAR / VATAN&lt;br /&gt;Damdaki skandal&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Önceki akşam saat sekiz sularında Ayten Gökçer arıyor telefonla...&lt;br /&gt;-“Evde misiniz Reha Bey?.. Lütfen ATV’yi açar mısınız?.. Elveda Rumeli diye bir dizi oynuyor... Bu kadar rezalet olmaz... Bu dizinin teksti bile bizim Damdaki Kemancı’nın aynısı...” diye feryat figan tepki gösteriyor...&lt;br /&gt;9-10 yaşlarındaydım Damdaki Kemancı’yı ilk seyrettiğimde... Dünya klasiklerine giren “If I were a ritch man” (Ah bir zengin olsam) parçasını yaratan, o ünlü müzikali, Broadway’de sahnelendikten sonra, Cüneyt Gökçer Türkiye’ye getirmişti ve oyunda 5 kız sahibi Sütçü Tevye’yi de kendisi oynuyordu...&lt;br /&gt;“If I were a rich man... Daba diba diba, daba diba diba diba da...”&lt;br /&gt;Çarlık Rusyası’nda bir Yahudi köyünde yaşayan fakir Yahudi Sütçü Tevye’nin dramıydı ve 1900’lerin başında Ukrayna’da Anatevka isimli bir Yahudi köyünde geçiyordu...&lt;br /&gt;Çarlık Rusyası, orada bir Yahudi köyü, fakir sütçü Tevye ve isteklerini yerine getirmeyen kızları...&lt;br /&gt;Damdaki Kemancı, “Yoksul bir sütçünün Çarlık Rusyası’nın zulüm iiktidarına dayanmasını sağlayan sevgi, gurur ve inancının hayat dolu hikayesiydi...” En iyi film ve en iyi yönetmen dahil olmak üzere 8 dalda Oscar’a aday gösterildi ve dünya klasikleri arasına girdi...&lt;br /&gt;***&lt;br /&gt;Önceki gece ATV’de yayınlanan Elveda Rumeli dizisine bakıyorum...Dünya klasiklerine giren Yahudi Sütçü Tevye, el çabukluğuyla Sütçü Ramiz oluvermiş... &lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_Yjtj_zuDMrs/RvV9P_QHl2I/AAAAAAAAAFQ/2qYBTUNP9yw/s1600-h/reha.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5113130665579616098" style="FLOAT: right; MARGIN: 0px 0px 10px 10px; CURSOR: hand" height="147" alt="" src="http://2.bp.blogspot.com/_Yjtj_zuDMrs/RvV9P_QHl2I/AAAAAAAAAFQ/2qYBTUNP9yw/s400/reha.jpg" width="192" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Ayten Gökçer, “Sütçü Tevye’den, kızıyla evlenmek isteyen terziye, çöpçatandan, kasapa ve anarşist oğlana kadar herkes aynı yeni dizide...” diyor...&lt;br /&gt;“Üstelik konuşmalar, diyaloglar, tekst de aynı... Onu bile değiştirme gereği görmemişler...”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;YAPIMCISI NE SÖYLÜYOR?..&lt;br /&gt;Sorun bu yönüyle bir sanat eserinin araklanıp araklanmaması konusudur belki...Ama bir başka yönü var ki, o bugünlerde Türkiye’de iktidar avantalarından yararlanmak için hızla çoğalan, “Televizyonlarda türban takarak program yapmaktan, gece saat 21’de canlı yayınlarda oruç açmaya varan, bir zırvalıklar, sakillikler ve yalakalıklar ve fırsatçılıklar dönemine denk düşen ilginç rastlantıdır.”&lt;br /&gt;Dünya klasiklerine giren ve bütün dünya gençlerinin Yahudi Sütçü Tevye diye öğreneceği olayı bundan böyle Türkiye’deki gençlik Sütçü Ramiz olarak öğrenecek...&lt;br /&gt;Olay Çarlık Rusyası’nda bir Yahudi köyünde geçmeyecek, Makedonya’da Manastır yakınlarında bir Osmanlı köyünde gerçekleşecek...&lt;br /&gt;Belli ki Yahudi Tevye, Sütçü Ramiz olacak...&lt;br /&gt;Elveda Rumeli dizisinin konusu resmi sitesinde şöyle yazıyor:&lt;br /&gt;“Elveda Rumeli’de 500 yıllık hakimiyetten sonra Rumeli’ye elveda diyen bir halkın hikayesini kimi zaman kahkahalarla kimi zaman gözyaşlarıyla izleyeceksiniz...”&lt;br /&gt;Ne yazık...&lt;br /&gt;Osmanlı’nın aldığı topraklardan çekilirken yaşanan dramlar bile dünya çapındaki bir klasik oyunun Yahudi köyündeki dramından alınıyor...&lt;br /&gt;Yarın Elveda Rumeli dizisini izleyen genç bir Türk çocuğu, Avrupa’daki bir yaşıtıyla konuşurken acaba Damdaki Kemancı hakkında ne diyecek?..&lt;br /&gt;-Damdaki Kemancı mı? O ne?.. Bizde Damdaki Kemancı ve Sütçü Tevye yok... Bizdeki Sütçü Ramiz... O olay Çarlık Rusyası’nda geçmiyor... Makedonya’da Manastır köyünde geçiyor... Nereden çıktı şi&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_Yjtj_zuDMrs/RvV-APQHl3I/AAAAAAAAAFY/mzDQAUDQwxo/s1600-h/fiddler-on-the-roof%5B1%5D.gif"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5113131494508304242" style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; WIDTH: 214px; CURSOR: hand; HEIGHT: 191px" height="252" alt="" src="http://3.bp.blogspot.com/_Yjtj_zuDMrs/RvV-APQHl3I/AAAAAAAAAFY/mzDQAUDQwxo/s400/fiddler-on-the-roof%5B1%5D.gif" width="292" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;mdi bu Yahudilik ve Tevye... Nasıl takarsınız bu adı bizim Sütçü Remzi Efendi’ye?..&lt;br /&gt;***&lt;br /&gt;Elveda Rumeli’nin dünkü ratinglerine bakıyorum... Totalde 15 share, sosyo-ekonomik düzeyi yüksek AB grubunda ise yüzde 19’larda...Yani üst gelir grubunda, açık olan her yüz televizyonun 19’unda bu dizi izlenmiş...&lt;br /&gt;Yapımcısı Tarkan Karlıdağ’la konuşturuyorum Gülşen Yüksel’i...&lt;br /&gt;“Ana temada benzerlikler var... Ama genel anlamda benzerlik taşımıyor” diyor yapımcı...&lt;br /&gt;ATV şu anda TMSF tarafından atanmış bir yönetimin elinde...&lt;br /&gt;Elbette TMSF’dekiler bunun böyle olmasını istemediler...&lt;br /&gt;Ama hayat böyle bir şey...Herkes Türkiye’nin yeni durumundan kendine vazife çıkartıyor...&lt;br /&gt;Birileri canlı yayında türban takmaya başlıyor...Öteki türbanlı resim veriyor...&lt;br /&gt;Diğeri gecenin 9’unda “Orucumu daha açmadım... Oruç açacağım” diye tutturuyor..&lt;br /&gt;En sonunda Damdaki Kemancı’daki Sütçü Tevye, oluyor Sütçü Ramiz...&lt;br /&gt;Çarlık Rusyası oluyor Makedonya...&lt;br /&gt;Artık Türkiye bu yeni sunumu izleyecek televizyonlardan...&lt;br /&gt;***&lt;br /&gt;En çok neyi merak ediyorum biliyor musunuz?..Hani Cumhuriyet rejiminin renklerinden memnun olmayan, onları haki renkten ibaret sayan, Cumhuriyet’in çoğulculuğuna dayatmacılık diyen, Mustafa Kemal’in valsine batının üretim değil, tüketim kopyacılığı muamelesi çeken, çok renkli ve çok demokrat İkinci Cumhuriyetçi arkadaşlar var ya...&lt;br /&gt;Acaba onlar “Damdaki Sütçü Ramiz’e ne diyecekler?..” Hani “Çağdaş dünyayla nihayet bütünleşiyoruz ya...” Damdaki Sütçü Ramiz için de iki satır attırsalar diyorum...&lt;br /&gt;Ramazan vakti bu fakiri sevindirme niyetine!!!&lt;br /&gt;&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;Bu gibi durumlar pek çok dizinin başına geliyor ne yazık ki; kimi haklı kimi haksız bu sözlerin. Bazen senarist arkadaşlarımız haksız yere hırsız konumuna düşerken bazen de sanıldığı kadar masum olamayabiliyorlar ve başka bir meslektaşlarını mağdur ediyorlar, bazen de olay kendilerinin dışında gelişiyor… Bu gelişimleri birkaç başlık altında toplayabiliriz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1-Senarist bir öykü bulmuştur, hele hele mesleğe yeni başlayan bir arkadaş ise bulduğu öykü ona göre dünyanın en güzel öyküsüdür. Senaryosu kanal kanal gezerken bir de bakar ki benzer bir konu başka bir yerde oynamakta. Zaten “eserim çalınır mı?” paranoyası içinde olan arkadaşımız ayağa kalkar, feveran eder. Oysa örtüşen sadece bir iki tema vardır, örneğin her iki senaryoda da bir taksi şoförünün aşkı işlenmektedir. Bu kolay akla gelecek bir türüktür, yüzlerce dizinin çekildiği bir ortamda iki kişinin aynı temayı bulması olasılık dahilidir. Gene bu günlerde başlayan “Pusat” dizisiyle ilgili bir intihal iddiası gündeme geldi. “Sahipsiz Gezegen” isimli romanla “birebir örtüştüğü” söylenmekte, bunu destekleyen iki dayanak ileri sürülüyor; her iki eser de Sivas Suşehri’nde başlıyor ve her ikisinin karakteri de boksör… İnternette şöyle kısa bir tur atınca Suşehri’nin özellikle kickboksun yoğun olarak yapıldığı yerlerden biri olduğunu görürsünüz. Yani bir boksörün hayatı yapılacaksa her iki taraf da doğru yerden başlamış. İntihal iddiası belki doğru belki yanlış, dramatik yapının ilerlerde örtüşüp örtüşmediğine bakılmalı. Yani iki yerde de Sivaslı bir boksör olması iddia için yeterli değil.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;2-Bazen iddialar doğrudur; senaryo yazarı başka bir eserden bilerek yürütmüştür…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;3-Bazen senaristin yıllar önce okuduğu öykü, izlediği film veya bir meslektaşından dinlediği öykü bilinçaltına yer eder, yıllar sonra bu sanki kendi fikriymiş gibi ortaya çıkar. Burada art niyet yoktur ama senarist için zor bir durumdur…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;4-Bazen izlenen öykü, filmden esinlenme, çağrışım yollarıyla yeni bir eser ortaya çıkar. Bu esinlenmede aşırıya kaçılırsa senarist intihalle suçlanır. Burada akılcı olmakta fayda var, eğer ki başlangıçta belirgin bir benzerlik yapıp da adınız intihalciye çıkmışsa yandınız demektir. İşin devamında tamamen özgün işiniz bile devam etse bu suçlama sürer, daha da acısı sizin özgün işiniz bu kez yola çıktığınız eserin sahibine mâl edilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;5-Uyarlama işler de vardır, örneğin Ahmet Vefik Paşa’nın Molier uyarlamaları meşhurdur. Tabii asırlar önce ölmüş Molier için böyle bir sorun yok ama söz konusu yakın zaman yazarları olunca burada dikkat etmek gerekiyor. Eser sahibinin adını anıp uyarlamanızı yaparsanız mesele kalmıyor. Nitekim geçtiğimiz yıllarda yapılan bir iki sitkomda bu denendi. Sonra gene unutuldu…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Burada bıçak sırtı kadar hassas bir nokta var… Genellikle TV dizilerinde projeler senaryo yazarları ve yapımcıların kafa kafaya vermesiyle hazırlanıyor.&lt;br /&gt;Yapımcı doğası gereği ticari olarak yaklaşır, kendini güvenceye almak ister; hele hele bizim yapımcılarımız riske girmeyi asla istemez. İşportacı, bakkal, market sahibi, süpermarket, hipermarketler zinciri sahibi yaptıkları iş gereği esnaf sınıfına girerler. İşportacılıktan başlayıp marketler zinciri kuran kişilerin öykülerini duymuşuzdur…&lt;br /&gt;Bizim yapımcılarımız işportacılığı geçtiler, bakkallığı geçip market kuranlar da var ama bir türlü zincir oluşturmak istemiyorlar, azıcık aşım kaygusuz başım diyerek günü kurtarmak onlara yetiyor.&lt;br /&gt;Risk olmayınca, farklı yeni bir projenin nereye varacağını bilemediklerinden; daha önce denenmiş sonucu alınmış işleri tercih ediyorlar. Senaryo yazarlarından bu tür işler istiyorlar.&lt;br /&gt;Bazen eski bir film oluyor bu, o kaynak film de zamanında başka bir kaynaktan alınmışsa idare ediliyor bir yere kadar, neticede anonim bir konu, diyip geçiyoruz…&lt;br /&gt;Bazen çok belirgin bir eser olunca iş değişiyor. Senarist uyarladığı eserin kaynağını belirtirse yapımcısının canını sıkıyor çünkü muhterem, telif ödemek zorunda kalacak; kaynak belirtmeze kendine ait olmayan bir konuya imza atarak intihalci damgası yiyecek. Yani iki ucu kirli değnek misali bir durum. Genellikle benim fedakar, cefakar senaristim yapımcısını kurtarmak için kendini feda ediyor. Ama bu arada mesleğimiz de yara alıyor tabii…&lt;br /&gt;Hatta bu durumu görmezden gelip , utanmadan “Türkiye’de senaryo yazarı yok” diyenler de (özellikle yapımcılar içinde) çıkabiliyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gelelim “Damdaki Kemancı” örneğine; bu aslında Solem Aleyhem’in romanı, oyunu oynadı, filmi çekildi. Klasik bir roman defalarca filme çekilir ve sahnelenebilir. Solem Aleyhem’in ölüm tarihi 1916, yani teliften de düşmüş durumda, yapımcı elini cebine atmak zorunda  da değil. Göğüslerini gere gere “Bu dizi Solem Aleyhem’in eserinden uyarlanmıştır” diyebilirlerdi, gördüğüm kadarıyla da çok başarılı bir uyarlamaydı.&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="color:#3333ff;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="color:#3333ff;"&gt;&lt;/span&gt; &lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="color:#3333ff;"&gt;Atay SÖZER&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="color:#3333ff;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;span style="color:#3333ff;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5113132370681632642" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://3.bp.blogspot.com/_Yjtj_zuDMrs/RvV-zPQHl4I/AAAAAAAAAFg/7IKWepwZDNk/s400/elveda_rumeli_1334_c%5B1%5D.jpg" border="0" /&gt;&lt;br /&gt;Elveda Rumeli Dizis&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3969340583136822993-4635308269424213967?l=senaryoyazari.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://senaryoyazari.blogspot.com/feeds/4635308269424213967/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3969340583136822993&amp;postID=4635308269424213967' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3969340583136822993/posts/default/4635308269424213967'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3969340583136822993/posts/default/4635308269424213967'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://senaryoyazari.blogspot.com/2007/09/intihal-sorunumuz.html' title='İNTİHAL SORUNUMUZ'/><author><name>Sinemada Eser Sahipleri</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14790068428191499679</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_Yjtj_zuDMrs/RvV9P_QHl2I/AAAAAAAAAFQ/2qYBTUNP9yw/s72-c/reha.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3969340583136822993.post-3818342934093189443</id><published>2007-09-22T12:31:00.000-07:00</published><updated>2008-12-11T10:40:52.338-08:00</updated><title type='text'>Senaryo Yazarı Söyleşileri : Birol Güven</title><content type='html'>&lt;div align="center"&gt;&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;&lt;strong&gt;ZENGİNLE FAKİRİN KESİŞTİĞİ TEK ALAN TV&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;p&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_Yjtj_zuDMrs/RvVzivQHl1I/AAAAAAAAAFI/MdLA6mrh0hU/s1600-h/birolguven2.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5113119992585885522" style="FLOAT: right; MARGIN: 0px 0px 10px 10px; CURSOR: hand" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/_Yjtj_zuDMrs/RvVzivQHl1I/AAAAAAAAAFI/MdLA6mrh0hU/s400/birolguven2.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Söyleşi : Dürsaliye Şahan&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#990000;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#990000;"&gt;Şu ‘made in Turkey’den başlayalım. Alaylı bir meydan okuma gibi algılıyorum yanılıyor muyum?&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;Evet. Ünlü bir oyuncu ‘Türkiye de sitcom yazarı yok’ demişti. Çok alınmıştım. Oysa o dönemde ben ‘Ayrılsak da Beraberiz’ dizisini yazıyordum. ‘Çocuklar Duymasın’ çok sevilince biraz reaksiyonal bir şekilde o damgayı vurdum. Türk yazarlarını hafife alanlara karşı duygusal bir tepki diyebiliriz. Sadece bir şeylerin altını çizmek için ama bugün böyle bir şey yapar mıyım bilmem. O zamanlar her şeyi çok ciddiye alıyordum herhalde. Bu coğrafyada yaşayan insanların dünyanın diğer insanlarından farklı olmadığını anlatmaya çalışıyordum bugün böyle bir şeyi anlatmayı gereksiz bulurum. Buna kimsenin şüphesi yok zaten.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;‘Gani Müjde beni bir şey sandı’ diyerek başladığınız yapımcı olma hikayeniz gerçekten bu kadar basit mi? &lt;/span&gt;&lt;span style="color:#990000;"&gt;O zaman niye bu kadar genç üniversitelerde sinema televizyon okuyor?&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;Büyük tesadüfler insanın yaşamını belirliyor. Belki de bu tesadüfler bizim kariyer senaryomuzu yazıyor. Eğitim de sonuçta bizleri bu büyük tesadüflere yaklaştırmaya yarıyor bence. Gençler hep eğitimlerini tamamlayacaklar hem de büyük tesadüfler için fırsatlar hazırlamanın yollarını arayacaklar. Sonuçta kimse onları okul kapılarında beklemeyecek. Yıllar sonra bu soru onlara sorulduğunda onlarında her biri farklı şeyler anlatacaklar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#990000;"&gt;Söylendiği kadar kendinizi zeki buluyor musunuz? &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;Hayır, sadece olduğumdan daha zeki görünüyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#990000;"&gt;Size yakından bakınca asla töre dizisi yapmayacakmışsınız gibi bir hisse de kapılıyorum. Yanılıyor muyum dersiniz?&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;Hayır, yapamam. O kanaldan gelmiyorum. İyi bildiğim bir dünya değil. Ama bir yazar yeteri kadar araştırma yaparsa, yani yeteri kadar okursa her konuda senaryo yazabilir. Bu açıdan bakınca ben de töre dizisi yazabilirim ama tercih etmem.&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#990000;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;span style="color:#990000;"&gt;Lider bir yanınız olduğundan kuşkum yok. Ekibiniz patron olarak sizden memnun mu? Daha doğrusu çalıştığınız insanların düşüncelerini merak ediyor musunuz? &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;Memnun olduklarını sanıyorum. Çünkü bilerek isteyerek kimsenin hakkını yemem ama egosu yüksek insanlar benimle yan yana gelince biraz rahatsız olur. Benim olduğum yerde başarı da başarısızlıkta bana mal ediliyor bu da zaman zaman ekibimi rahatsız ediyor ve ben de onlara hak veriyorum. Ben hiçbir şeyi tek başıma yapmadım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#990000;"&gt;Yapımcılar senarist sıkıntısı var diyor, senaristler de iyi yapımcı ve iş yok diyorlar. Ne dersiniz?&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;Türkiye’de iyi doktor, iyi mühendis, iyi marangoz ne kadarsa iyi senaristte o kadar. Ülkemizin genel profilinden farklı bir durum yok senaryo dünyasında. Ama senaristlere yapılan bir haksızlıktan söz edebiliriz. Film iyi olunca yönetmene mal edilir, kötü olunca senaryo kötüydü denir. Bir de senaryo herkesin üzerine konuşabileceği bir şey. Herkesin fikri var. Resim gibi değil. Siz hiç bu resmin kırmızısı az diyen duydunuz mu ama senaryo için okuma yazma bile herkes konuşabilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;Siz senaristlikten yapımcılığa geçmiş birisiniz. Diğerlerinden farklı olmalısınız. Size göre senarist ne kadar karar mekanizmasında olmalı?&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;Bence her şeye senarist karar vermelidir. Çünkü hiç kimse olacakları senarist kadar iyi bilemez. Boş sayfaya yeni bir dünya kuran senaristtir. Karakterin ne renk kostüm giyeceğine bile senarist karar vermelidir. On bölüm sonra ne olacağını kimse bilemez ama senarist bilir. Ekibin diğer elemanları senaristin hayallini gerçekleştiren teknisyenlerdir aslında. Ben sadece yapımcılık yaparken yani başka arkadaşlarım yazarken de her şeye onların karar vermesini isterim. Mesela filmin çekileceği mekanı senarist seçmelidir. Ondan daha iyi kim bilebilir ki. O yazarken gözünün önünde duruyordu o ev. Senaristin hayalindeki mekana en yakın mekanı bulan kişiye yapımcı denir. Yani yapımcı senaristin hizmetinde olmalıdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#990000;"&gt;Sanıyorum senaristlikten geldiğiniz için böyle düşünüyorsunuz. Yapımcıların çoğu direk yapımcı olmuş insanlar. Yani sektörün sorunlarına çok da vakıf değiller gibi. Ne dersiniz? &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;Sektörün sorunlarına vakıflar da senaristlerin ve senaryonun sorunlarına vakıf değiller. Ben galiba olaya sadece senarist gözüyle bakıyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#990000;"&gt;Yapımcıların özgün hikayelere çok sıcak bakmadığı söyleniyor. Sürekli denenmiş hikayeleri tercih ettikleri, para kazanmış dizileri uyarlayarak yeniden yeniden çekmek istedikleri söyleniyor. Ne dersiniz?&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;Bu işi sadece para kazanmak için yapıyorlarsa bence en doğrusunu yapıyorlar. Yaratıcı olmak farklı şeyler yapmak için biraz bu işi idealize etmek gerekiyor. Ben klişeleri yapmamak için özel bir çaba harcıyorum ama bunu tüm sektörden bekleyemeyiz. Yaratıcılık para kazandırırsa hepsi yaratıcı olur merak etmeyin&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;.‘Çocuklar Duymasın’ın başarısını ikinci kez başka bir projede yakalayamadınız sanki. Ne dersiniz?&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;‘Kadın İsterse’ de yakaladım aslında. Nisan ayında saatler ileri alındığında saat 22.00 de yayınlayalım talebim kabul edilseydi ‘Çocuklar Duymasın’ı bile geçebilirdim ama olmadı. Saat 20.00 de yayınlamaya devam ettiler ve giderek reyting kaybettik.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;Şu ilginç hapishane projenizden bahsedelim. ‘Hayal Kurmak Serbest.’ Sizin için nasıl bir deneyim oldu?&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;“Sanatla yolu kesişen insanlar bir daha suç işlemez” düşüncesinden hareket ettim. Onların hayata müdahale etmelerinde yardımcı olmaya çalıştım. İçerdeyken ne kadar hayata müdahale ederlerse çıkınca o kadar suçtan uzak kalırlar düşüncesiyle Bayrampaşa Cezaevinde yaklaşık sekiz ay senaryo dersleri verdim. Bu süre içinde çok önemli iki şey öğrendim. Bir “cezaevine düşenler senin benim gibi insanlar”, iki “herkes cezaevine düşebilir”. Suçu insanlar işliyor. Oradaki bir duvar yazısı beni çok etkilemişti. “Her özgür insan cezaevi için bir adaydır.” Cezaevine düşenler suçlu olabilir ya da suçsuz olabilir, bu yargının sorunu ama onlar hala insan ve hayata müdahale hakları var. Sanat hayata müdahale etmenin en güzel yolu. Onlar bu güne kadar her ne yaptılarsa yaptılar ama şu anda film yapıyorlar ve en önemlisi bu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;Çok etkiliyici. Bence oradaki çalışmalarınızı belgesel olarak da hazırlamalısınız.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;Hazırladık zaten. Şu anda montajı yapılıyor yakında onu da yayınlayacağız.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#990000;"&gt;Hangi dizileri takip ediyorsunuz?&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;Bu aralar hiçbir şey seyretmiyorum&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;Dizi senaryoları sürekli birbiri ile pişti oluyor ama sizin çizginiz zaten diğerlerinden biraz farklı.&lt;br /&gt;Hep keyfe keder konuları ele alıyor gibisiniz. Kişiliğinizden mi kaynaklanıyor, yoksa bilinçli bir seçim mi?&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;Bugün yapılan dizilerin büyük bir çoğunluğu anonim bir hikaye bankasını kullanıyor. Sırasıyla çocuk kaçırma, fidye aldatma, kanser yoğun bakım hikayeleri anlatılıyor. İnşallah ben de bir gün bu hikayeleri yapmak zorunda kalmam. Özgün ve küçük hikayeler hem benim tarzım hem de iyi yazabildiğim konular. Ben televizyonculuğu sadece para kazanmak için yapmıyorum. Para kazanırsam hayır demem tabii ama yaratıcılık daha önemli benim için. Farklı şeyler yapmak para kazanmaktan daha çok haz veriyor bana.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#990000;"&gt;Yeri gelmişken dizilerdeki şiddet sahnelerini nasıl yorumluyorsunuz?&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;Diziler toplumun aynasıdır. Toplumda şiddet varsa dizilerde de olacaktır. Topumdan değil de sadece TV den şiddeti kaldırırsak kendimizi kandırmış oluruz. Bu ülke sadece televizyoncuları terbiye etmekten vaz geçmelidir. Neden TV de şiddet var diye soranlar neden toplumda şiddet var diye de sormalıdır. Televizyonda yaratılan steril dünyanın kimseye faydası yoktur. Ben TV de şiddete karşı değilim sadece çocukların izlediği saatte yayınlanmasına karşıyım. Ama aynı zamanda çocukların geç saate kadar TV seyretmelerine de karşıyım. RTÜK çocuklarının geç saatlere kadar Tv seyretmesine izin veren ailelere de ceza kesmelidir&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#990000;"&gt;Sinema, televizyon ve internet çağındayız. Bu alanda çalışan insanların bir ayrıcalığı var. Bir anda insanları ekrana kilitleyebiliyorlar. Bunun büyük bir güç olduğu düşüncesindeyim. Ne düşünüyorsunuz?&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;Evet çok büyük bir güç. Özellikle TV. Çünkü ücretsiz ve adil. Zenginle fakirin kesiştiği tek yer. Siz Rahmi Koç’la aynı yemeği yiyemeyebilirsiniz ama aynı diziyi seyredebilirsiniz. Ama bu güç kontrol altında tutulmazsa çok tehlikeli de olabilir. Unutmayın kontrolsüz güç güç değildir. Japonya’da Pokemon adlı dizi yayınlandıktan sonra acil servislere 700 başvuru olmuş. Çocuklar pokemon gibi uçacaklarını düşünmüşler ve camdan atlamışlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;Sinema ile aranız nasıl? &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;Çok iyi. Hiçbir şeye benzemeyen özgün bir hikaye bulunca ilk filmimi yapacağım. Şu ana kadar her yazdığımı çöpe attım. Hep daha önce yapılmış bir şeye benziyordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;Şu anda çalıştığınız projenizden biraz bahseder misiniz?&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;Uçuş dünyasını anlatan bir dizi üzerinde çalışıyorum. Havaalanları, uçaklar pilotlar hostesler falan. Teması “Türkler uçuyor”. Bu konuda daha önce hiç dizi yapılmadı. Dünyada da sadece bir tane var o da çok izlenmemiş. Bakir bir alan. Bir de son 10 yıldır üniversiteye bir tek öğrenci bile sokamamış bir lisede geçen bir başarı hikayesi yazıyorum. O da bir dizi olacak&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;Gelecekte neler yapmayı düşünüyorsunuz?&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;Özgün ürünlerle TV de hep olacağım ama asıl hedefim sinema. Senaryosuyla, hikayesiyle anılan filmler yapmak istiyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;Oyuncu olarak kimlerle çalışmayı tercih edersiniz? Tiyatrocu, manken ve şarkıcı üçlemesinde sizin tercihiniz hangisinden yana?&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;Benim yazdığım role kim uygunsa ondan yana. Yukarıdakilerin hiçbiri de olmayabilir. Hiç aklınıza yada aklıma gelmeyen bir meslek grubundan biriyle de film çekebilirim. Yeteneğe eğitimden daha çok inanırım. Bayrampaşa da çalıştığımız mahkumlardan birisi benim bugüne kadar gördüğüm en iyi oyunculardan biriydi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;Edebiyat ve sinema iki ayrı dildir tezine katılıyor musunuz?&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;Katılıyorum. Ama kesiştikleri nokta aynıdır, hikaye. Her ikisi de hikayeyi anlatmaya çalışır. Asıl olan hikayedir.&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#990000;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;span style="color:#990000;"&gt;Bazı ülkelerin yaptığı diziler neredeyse bütün dünyada seyrediliyor. Örneğin Brezilya dizileri. Biz neden yurt dışına satamıyoruz?&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;Telif yasasından dolayı. Bizim yaptıklarımız bizim olmuyor. Kanalların oluyor ve onlarda bunun satışıyla ilgilenmiyor. Çocuklar Duymasın’ın tüm hakları ben de olsaydı dünyanın her ülkesine satardım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;Yabancı Damat’ın Yunanistan’a satıldığını duymuştum. Yapımcı değil de kanal mı sattı?&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;Galiba o projenin hakkı yapımcıdaydı. Kanalda değildi&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;Reyting sizin için de korkulu bir rüya mı? Bir aralar reyting ölçümleri doğru yapılmıyor filan da dendi. Ne dersiniz?&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;“Reytingler doğru yapılmıyor” başarısız insanların sığındığı bir limandır. Ben o limana hiç demir&lt;br /&gt;atmadım. Başarısız bir iş yapınca bunu kendimde ararım.Ama evet reyting benimde korkulu rüyamdır.&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;Oyuncuya göre hazırlanan projeler var. Böyle bir projeniz oldu mu? Veya olabilir mi?&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;Bir projem oldu O da ‘Kadın İsterse’ dizisiydi. . Hülya Avşar için özel yazmıştım. Onun toplumdaki algısına uygun bir diziydi ama benim tarzım projeye göre oyuncu seçmek, mümkünse tanınmamış yetenekli oyuncularla çalışmak.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;Senaristlerinizi seçerken nasıl davranıyorsunuz?&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;Hiçbir kriterim yok. Akacak kan damarda durmuyor. Senarist olacak kişi kendisini seçtiriyor zaten. &lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3969340583136822993-3818342934093189443?l=senaryoyazari.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://senaryoyazari.blogspot.com/feeds/3818342934093189443/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3969340583136822993&amp;postID=3818342934093189443' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3969340583136822993/posts/default/3818342934093189443'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3969340583136822993/posts/default/3818342934093189443'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://senaryoyazari.blogspot.com/2007/09/senaryo-yazar-syleileri-birol-gven.html' title='Senaryo Yazarı Söyleşileri : Birol Güven'/><author><name>Sinemada Eser Sahipleri</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14790068428191499679</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_Yjtj_zuDMrs/RvVzivQHl1I/AAAAAAAAAFI/MdLA6mrh0hU/s72-c/birolguven2.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3969340583136822993.post-8579004615420633427</id><published>2007-09-21T14:49:00.000-07:00</published><updated>2008-12-11T10:40:52.717-08:00</updated><title type='text'>Senarist Her Yerde Senaristtir</title><content type='html'>&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_Yjtj_zuDMrs/RvQ9cfQHlzI/AAAAAAAAAE4/54YPeOtdfRg/s1600-h/tv+yazar%C4%B1+kitab%C4%B1.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5112779036607092530" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 229px; CURSOR: hand; HEIGHT: 317px; TEXT-ALIGN: center" height="328" alt="" src="http://3.bp.blogspot.com/_Yjtj_zuDMrs/RvQ9cfQHlzI/AAAAAAAAAE4/54YPeOtdfRg/s400/tv+yazar%C4%B1+kitab%C4%B1.jpg" width="244" border="0" /&gt;&lt;/a&gt; &lt;span style="color:#cc0000;"&gt;Gerald Kelsey, dört yüzü aşkın senaryoya katkıda bulunmuş, BBC ve ITV’de yayınlanan birçok dramaya imza atmış bir yazar. “Televizyon Yazarlığı” adlı kitabı Yapı Kredi Yayınları’ndan çıkmıştı. Diğer bilinen senaryo kitapları gibi teknik bilgiler içeriyor. Ama bunun yanında diğer kitaplarda olmayan önemli konular var. Bir senaryo yazarı için gerekli pratik bilgiler, yapımcılarla ilişkilerde önemli püf noktaları gibi. Kitabı okudukça size hiç yabancı gelmeyen ilişkileri görüyorsunuz “Bu yaşananlar ne kadar da bizim yaşadıklarımıza benziyor” diyorsunuz. Belki de bizim piyasamızın İngiliz piyasasıyla benzerliğini görüp biraz&lt;br /&gt;moral bulacaksınız (tabii İngiliz piyasasındaki senaryo ücretlerini düşünmemek kaydıyla.)&lt;br /&gt;Kitaptaki yapımcılar da, oyuncular da, senaristler de, yönetmenler de bizimkilere o kadar benziyor ki…  &lt;/span&gt;&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;Öyle oyuncu tipleri anlatıyor ki, karşınızda bizimkileri görüyorsunuz hemen.&lt;br /&gt;Örneğin onların senaryo yazarları da zaman zaman “Benim senaryomu yürüttüler” düşüncesine kapılıyorlarmış.&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;Kitaptan bu konuyla ilgili bir bölüm:&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#009900;"&gt;TELİF HAKKI&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;Yazarlar ve Oyuncular Yılhğı'nda, telif haklan yasası için de bir rehber vardır. Kendi çalışmalarınızı ve haklarınızı korumak için ve farkına varmadan başkalarının telif haklarını ihlal etmemek için bunları biraz da olsa bilmek zorundasınız. Ama bir tuzak vardır ki düşmek çok kolaydır -özellikle yeni yazarlar için. O da, bir başkası sizin fikrinizle ortaya çıktığı zaman, otomatikman onun, sizin senaryonuzu ya da sinopsisinizi okumuş olduğunu ve çaldığını varsaymaktır. Ender olarak böylesi durumlar da vardır ama yeni yazararın sandığı sıklıkta değil.&lt;br /&gt;Bir zamanlar BBC'nin Oyun Senaryoları Danışmanı olan Sır Basil Bartlett, daha 1955'te şunları söylemişti: 'Ne kadar çok sayıda yazarın aynı anda aynı fikirle ortaya çıktığını bilseniz, şaşınrsınız.' Yıllar boyunca benim edindiğim deneyimler de bunun gerçek olduğu doğrultusunda. Zaten durup düşündüğünüzde bunun asımda hiç de şaşırtıcı&lt;br /&gt;olmadığını fark edeceksiniz. Benim senaryo yazmak dışmda yaptığım şeylerden biri de yeni dizi ya da oyunlar için fikir geliştirmeye zaman ayırmaktır. Dosyalarımda uzun konu listelerim vardır ama bunların yarısından çoğunun üstü, ekranda teker teker karşıma çıktıkça çizilir. Hiç kuşkum yok ki, bir düzine TV yazarı kendi dizi önerilerini bir liste haline getirseler, benim listemde olmayanların sayısı çok olmayacaktır ya da tam tersi onların listesinde olmayıp&lt;br /&gt;da benim listemde olanların sayısı çok az olacaktır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu nokta, benim bir zamanlar BBC'ye yaptığım bir dizi ile daha da iyi aydınlanabilir. Hakkında öyküler yazabileceğim bir grup insan arıyordum ve aklıma bir futbol takımı geldi. O dönemde ne BBC'de ne de ITV'de bu türden bir tema işleyen bir dizi çekilmemişti. Böylece ben de konuyu geliştirip, Home and Away adını verdiğim diziyle ilgili olarak detaylı bir sinopsis hazırlayıp, teslim ettim. Ama bir süre sonra bir red mektubuyla birlikte geri geldi. İstemiyorlardı.&lt;br /&gt;Bir yıl sonra, bir futbol takımını konu alan, United adlı bir dizi çevirdiklerini duyduğumda neler hissettiğimi kolayca tahmin edebilirsiniz.&lt;br /&gt;Fikrimi çaldıklarını düşündüm. Şimdi ne yapmalıydım? Bir protesto mektubu mu yazmahydım? Yazarlar sendikasına mı başvurmalıydım? Avukatımla mı görüşmeliydim? Hangi yolu takip edeceğimi düşünüp, bir karar vermeye çalışırken, yıllardır tanıdığım bir başka televizyon yazarına rastladım. Ateş püskürüyordu. BBC'deki sahtekarlar benim fikrimi çaldılar.' dedi.&lt;br /&gt;Evet doğru tahmin ettiniz. Aynı temayı işleyen bir senaryoyu benden üç ay sonra teslim etmişti. İşin gerçeği, ikimizin de tanıyıp, saygı duyduğu bir başka yazar, bizlerden hiç haberi olmadan, aynı temayla çıkmıştı ortaya.&lt;br /&gt;Üstelik, yeni bir konu arayan ve bu temayla ilgilenen bir prodüktör de bulmuştu. Hayat böyledir işte. Yeni bir program hazırlarken, şansa, her zaman şansa ihtiyacınız vardır. Zamanlama çok önemlidir.Doğru fikri doğru zamanda doğru kişiye götürmeye bağlıdır bu, genellikle.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yazarlar Birliği'nin bir üyesi olarak, bir yazarın, bir prodüksiyon şirketinin ya da bir başka yazarın kendi fikrini çaldığı şikayeti üzerine görüş bildirmem istenir benden. Özellikle tecrübesiz yazarlar kendi senaryolarını bir şirkete gönderdikten sonra benzer bir konuyu ekranda seyrettiklerinde, kendi konularının çalınmış olduğu fikrine çok çabuk kapılırlar. Hatırlıyorum, yazarlık mesleğimin başarında, beni çok heyecanlandıran özgün bir fikir, konulu senaryo&lt;br /&gt;editörünün, bu konuyu çok eski ve klişe olması nedeniyle daha önce de defalarca reddettiklerini bildiren mektubunun ekinde geri gönderildiğinde, çok öfkelenmiştim. Bir kaç yıl sonra adamın dediklerinoe haklı olduğunu anladım. Tabii ki fikirler yürütülebilir, ama daha önce de dediğim gibi, hiçbirimizin paranoyak duygulara kapılmamızı gerektirecek sıklıkta değil. Olmuş gibi görünen durumlarda, hırsızlıktan ziyade tesadüf olma ihtimali daha yüksektir.&lt;br /&gt;Eğer bir başka yazarın sizin fikrinizi yürütme şansına sahip olduğunu kanıtlayacak durumda değilseniz, bunu bir tesadüf olarak kabul edin ve kendinizi bir sürü tatsızlık ve harcamadan kurtarmış olun.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#009900;"&gt;Televizyon Yazarlığı&lt;br /&gt;Gerald Kelsey –&lt;br /&gt;Çeviren: Bahar Öcal Düzgören&lt;br /&gt;YapıKredi Yayınları &lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3969340583136822993-8579004615420633427?l=senaryoyazari.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://senaryoyazari.blogspot.com/feeds/8579004615420633427/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3969340583136822993&amp;postID=8579004615420633427' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3969340583136822993/posts/default/8579004615420633427'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3969340583136822993/posts/default/8579004615420633427'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://senaryoyazari.blogspot.com/2007/09/senarist-her-yerde-senaristtir.html' title='Senarist Her Yerde Senaristtir'/><author><name>Sinemada Eser Sahipleri</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14790068428191499679</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_Yjtj_zuDMrs/RvQ9cfQHlzI/AAAAAAAAAE4/54YPeOtdfRg/s72-c/tv+yazar%C4%B1+kitab%C4%B1.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3969340583136822993.post-3729074620438404446</id><published>2007-09-21T13:37:00.000-07:00</published><updated>2008-12-11T10:40:53.283-08:00</updated><title type='text'>"HATIRLA SEVGİLİ" DİZİSİNDE OLAY VAR</title><content type='html'>&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_Yjtj_zuDMrs/RvQsivQHlwI/AAAAAAAAAEg/Pmfn94VPg6o/s1600-h/hat%C4%B1rla+sev.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5112760452283602690" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/_Yjtj_zuDMrs/RvQsivQHlwI/AAAAAAAAAEg/Pmfn94VPg6o/s400/hat%C4%B1rla+sev.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;Hatırla Sevgili", Hatırlatma Danışman!Fahri Aral, "Hatırla Sevgili"de Deniz Gezmiş'e "Kanlı Pazar'ı yaratanlar İlim Yayma Cemiyeti'nin üyeleri değil mi" dedirtince işinden oldu.&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;"Kanlı Pazar"ın gölgesi 38 yıl sonra bir TV dizisinin üstüne düştü. "Hatırla Sevgili" dizisinin yapımcıları, danışmanlardan Fahri Aral'ı, dizide 1969'daki olayda İlim Yayma Cemiyeti'ni ilzam eden bir replikten sorumlu tutarak işten çıkardı.&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Bianet'e gönderdiği açıklamaya göre "Hatırla Sevgili" danışmanı, 32. Bölüm’ün senaryosunda yeralan bir hapisane sahnesinde, Deniz Gezmiş’in Şubat 1969’daki Kanlı Pazar olaylarına tepkisinin "onu tanıyan, uslubunu ve konuşma tarzını bilen biri olarak" dizide yayınlandığı şekilde canlandırılmasını öneriyor.&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Yönetmen ve senaristin de benimsediği versiyona göre Deniz Gezmiş cezaevinde olayları radyodan dinlerken, “...olayları yaratanlar İlim Yayma Cemiyeti üyeleri değil mi, zaten bu adam da (eski İstanbul Vali&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_Yjtj_zuDMrs/RvQtRvQHlxI/AAAAAAAAAEo/Nrh26dfC2T8/s1600-h/Deniz%5B1%5D.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5112761259737454354" style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; WIDTH: 175px; CURSOR: hand; HEIGHT: 244px" height="375" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/_Yjtj_zuDMrs/RvQtRvQHlxI/AAAAAAAAAEo/Nrh26dfC2T8/s400/Deniz%5B1%5D.jpg" width="261" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;si Vefa Poyraz) bu cemiyetin şeref üyesi değil mi...” diyerek tepki gösteriyor.&lt;br /&gt;Sansürcü mantık... Aral, yayınladığı açıklamada, adlarının bu şekilde anılmasından rahatsız olan İlim Yayma Cemiyeti’nin şimdiki yöneticileri düzeltme isteyince yapımcıların kendisini senaryodan sorumlu tutarak işine son verdiklerini duyurdu.&lt;br /&gt;Aral "32. Bölüm’den sonra meydana gelen gelişmeler, Hatırla Sevgili’de 'reyting uğruna' yapılan bazı şeylerin nasıl bir anti-demokratik ve sansürcü mantığa dönüştüğünü gösterdi" dedi.&lt;br /&gt;Hatırla Sevgili 27 Ekim 2006'dan bu yana atv'de gösteriliyor. Sis Yapım şirketince üretilen dizinin yönetmenleri Ümmü Burhan ve Faruk Teber; senaryo yazarları Nilgün Öneş, Şebnem Çıtak ve Aylin Alıberen; diğer danışmanlar arasında Can Dündar, Mümtazer Türköne, Ferhat Kentel, Mustafa İlker Gürkan ve Mustafa Yalçıner de var.&lt;br /&gt;Aral'ın açıklamasının tamamı şöyle:&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="color:#990000;"&gt;BİR AÇIKLAMA&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Bir süredir ATV’de yayınlanmakta olan Hatırla Sevgili adlı dizinin 25. Bölümü’nden itibaren danışmanlığını yapmaktaydım. Bu danışmanlığı kabul etmemin başta gelen nedeni, bir dönem dizisi olduğunu iddia eden böyle bir yapımda yansıtılacak tarihi gerçekleri, olayları bizzat yaşamış biri olarak, yeni kuşaklara saptırmadan, doğru olarak aktarılmasına katkıda bulunmak kaygısıydı.&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Ne var ki, 32. Bölüm’den sonra meydana gelen gelişmeler, Hatırla Sevgili’de “reyting uğruna” yapılan bazı şeylerin nasıl bir anti-demokratik ve sansürcü mantığa dönüştüğünü göstermiş olduğu için kendimi konuyla ilgili bir açıklama yapmakla sorumlu saydım.&lt;br /&gt;Şöyle ki, 32. Bölümdeki bir hapisane sahnesinde Deniz Gezmiş’i canlandıran oyuncu, Şubat 1969’daki Kanlı Pazar olaylarından sonra basın toplantısı düzenleyen dönemin İstanbul Valisi Vefa Poyraz’ın radyoda yayınlanan sözlerine tepki duyarak, “...olayları yaratanlar İlim Yayma Cemiyeti üyeleri değil mi, zaten bu adam da bu cemiyetin şeref üyesi değil mi..” şeklinde sözler sarfeder.&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Bölümün yayınlanmasının ertesinde ise İlim Yayma Cemiyet’nin şimdiki yöneticileri bu sözlere tepki duyarak, bunu yapımcı kuruluşa iletir ve düzeltilmesini ister.&lt;br /&gt;İşin tuhaf ve kamuoyu tarafından bilinmesini istediğim önemli yanı; yapımcı kuruluş yöneticilerinin İlim Yayma Cemiyeti’nin bu tepkisi karşısında danışman olarak beni sorumlu tutmasıdır.&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Bu bölümde tepkilere neden olan bilgiler dahil danışmanlık sürem boyunca senaryo yazımından çevre düzenlemesine kadar gerekli tüm bilgileri, bizzat yaşadıklarımdan ve danışmanlığa başladığımdan beri dizinin yapımcılarına da açtığım kişisel arşivimdeki çeşitli kaynaklardan (günlük gazeteler, dergiler, bildiriler, afişler, fotoğraflar ve sözkonusu bölüm için de ANT Haftalık Dergi Sayı) derleyerek, yapımcı kuruluşun çeşitli kademelerinde görevli çalışanlarına yazılı ve sözlü olarak ilettim.&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Bunun yanısıra 32. Bölüm’ün senaryosında yeralan ve “tepki” toplayan diyalogun önerisini de Deniz Gezmiş’i tanıyan, uslubunu ve konuşma tarzını bilen biri olarak ben yaptım.&lt;br /&gt;Türkiye tarihinin en önemli dönüm noktalarında, “kimi zaman yirmi yılda yaşanacakların yirmi saatte yaşandığı” dönemlerde tarihe tanık olmuş biri olarak bu danışmanlık süresi içinde yaşanan gerçekleri dile getirmeye, bunların yeni kuşaklara doğru olarak aktarılmasına çalıştım.&lt;br /&gt;Bunun bilincinde olarak, başta inandıkları daha güzel bir dünya uğruna idam sehpalarına giden Denizlerin ve bu uğurda can veren onlarca arkadaşımın anısına saygı duyduğumdan, sözkonusu dizinin danışmanlığı ile hiçbir ilişkimin kalmadığını duyurmak istiyorum,,,&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#990000;"&gt;TOMRİS GİRİTLİOĞLU'NUN YANITI&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;Hatırla Sevgili 'Tarafsız' Olmak Zorunda""Aral'ın danışmanlıktan ayrılmasına sebep olan görüş ayrılığı da, doğrudan tarafsızlığımızla ilgiliydi. Farklı görüşler arasında dizinin prensiplerine uygun çözümleri bulurken, bazen herkesi ikna etmek mümkün olamıyor."&lt;br /&gt;"Hatırla Sevgili" dizisinin danışmanlarından Fahri Aral, 32. bölümde yer alan 1969 "Kanlı Pazar" olaylarıyla ilgili dizide Deniz Gezmiş'i oynayan aktörün İlim Yayma Cemiyeti ve eski İstanbul Valisi Vefa Poyraz'ı sorumlu tutan repliği nedeniyle gelen tepkiler üzerine işine son verildiğini açıkladı. Aral'ın olayı özetleyen ve konuyla ilgili açıklamasını içeren haber dün bianet'te yayınlandı.&lt;br /&gt;Bunu üzerine bir açıklama yapan Sis Yapım'dan dizinin proje yapımcısı Tomris Giritoğlu, "Hatırla Sevgili"nin "toplumun ve yakın tarihin ortak vicdanı ve sağduyusunu yansıtma iddiasıyla" hazırlandığını; bunu "kırmadan, incitmeden ve yargılamadan" yapmaya çalıştıklarını söyledi. Giritoğlu, Aral'la bu tarafsızlık kaygısı sırasında görüş ayrılığı yaşandığını belirtti.&lt;br /&gt;Giritlioğlu'nun açıklamasının tam metni şöyle:&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="color:#3366ff;"&gt;"Hatırla Sevgili'nin senaryo danışmanlarından sevgili Fahri Aral'ın diziden ayrılması üzerine bir açıklamada bulunma ihtiyacı hissettim.&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="color:#3366ff;"&gt;Hatırla Sevgili dizisi büyük bir emeğin ve çok sayıda değerli insanın katkılarının eseridir. Ama çok daha önemlisi toplumun ve yakın tarihin ortak vicdanını ve sağduyusunu yansıtma iddiası taşımaktadır. Dizinin konu aldığı 60'lı (ve sonrasında 70'li) yıllar, ülkemizin en sancılı yıllarıdır.&lt;br /&gt;Bu yılları, o dönemin acılarını yaşayan kişilere, karşı kamplarda yer alanlara, belki de en önemlisi tarihe haksızlık etmeden anlatmak, takdir edileceği üzere çok zordur. İzleyicilerden ve o dönemi yaşıyanlardan gelen tepkiler bu güne kadar tarihe şahitlik ve ortak vicdanı temsil etmek konusunda Hatırla Sevgili dizisinin son derece başarılı olduğunu göstermektedir.&lt;br /&gt;Güçlü kalemleri olan senaristlerimizin ve dönemle ilgili keskin gözlemlere ve birikime sahip danışmanlarımızın iyiniyetli ve kılı kırk yaran özenli çabalarının sonucu bu çok önemsediğimiz "ortak vicdan" dizimizin hemen her sahnesine egemen olmuştur.&lt;br /&gt;Dizide görev alan bütün ekip, o çalkantılı dönemi taraf olmayan ve yargılamayan bir gözle bugünkü nesillere aktarmanın ne kadar saygıdeğer bir çaba olduğunun bilincindedir. Doğrusu da budur. Hükmü tarih verecek, bugünkü nesiller de paylarına düşeni alacaktır.Yargılamak ve mahkum etmek bizim işimiz değildir. Yaptığımız iş sadece mütevazî bir hatırlatmadır. Bu hatırlatmayı yaparken etik sorumluluğumuzun ne kadar ağır olduğunun farkındayız.&lt;br /&gt;Fahri Aral da 25. bölümden itibaren Hatırla Sevgili'ye yaşam tecrübesi ve gözlemleriyle birlikte yüreğindekileri de dökerek çok değerli katkılarda bulunmuştur. Sevgili Fahri Aral'ın öğrencilik yıllarını ve dönemin meşhur gençlik liderlerini anlatan bölümlerde, kaybettiği arkadaşlarına duyduğu vefa ve bağlılık hepimiz tarafından takdir ve saygı ile karşılanmaktadır.&lt;br /&gt;Bu sahnelerin çoğunun onun çok değer verdiği hatıraları ile ilgili olduğunun farkındayız. Bizler ise tarihe şahitlik görevimizi elimizden geldiği kadar tarafsızlıkla ve kimseyi kırmadan ve incitmeden sürdürmek zorundayız. Bunların arasında "kırmamak ve incitmemek" bizim açımızdan en önemlisi.&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="color:#3366ff;"&gt;Çok değerli Fahri Aral'ın danışmanlıktan ayrılmasına sebep olan görüş ayrılığı da, doğrudan tarafsızlığımızla ilgiliydi. Farklı görüşler arasında dizinin gözettiği prensiplere uygun çözümleri bulurken, maalesef bazen herkesi ikna etmek mümkün olamıyor.&lt;br /&gt;Sevgili Fahri Aral'ın kişiliğine, hatıralarına ve görüşlerine saygımızı vurgulayarak, bugüne kadar yaptığı değerli katkılardan dolayı kendisine kamuoyu önünde teşekkür ediyoruz. "(TG/EÜ)&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;* Tomris Giritlioğlu, Hatırla Sevgili Proje Tasarımcısı&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;KAYNAK: Bianet &lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3969340583136822993-3729074620438404446?l=senaryoyazari.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://senaryoyazari.blogspot.com/feeds/3729074620438404446/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3969340583136822993&amp;postID=3729074620438404446' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3969340583136822993/posts/default/3729074620438404446'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3969340583136822993/posts/default/3729074620438404446'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://senaryoyazari.blogspot.com/2007/09/hatirla-sevgilim-dizisinde-olay-var.html' title='&quot;HATIRLA SEVGİLİ&quot; DİZİSİNDE OLAY VAR'/><author><name>Sinemada Eser Sahipleri</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14790068428191499679</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_Yjtj_zuDMrs/RvQsivQHlwI/AAAAAAAAAEg/Pmfn94VPg6o/s72-c/hat%C4%B1rla+sev.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3969340583136822993.post-3980009014776776209</id><published>2007-09-15T09:26:00.000-07:00</published><updated>2008-12-11T10:40:53.582-08:00</updated><title type='text'>"HAYAL KURMAK SERBEST"</title><content type='html'>&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_Yjtj_zuDMrs/RuwKHJR38GI/AAAAAAAAACA/ukEqoEUyqIA/s1600-h/benfazla+kalmaya.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5110470795024920674" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://2.bp.blogspot.com/_Yjtj_zuDMrs/RuwKHJR38GI/AAAAAAAAACA/ukEqoEUyqIA/s320/benfazla+kalmaya.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_Yjtj_zuDMrs/RuwJw5R38FI/AAAAAAAAAB4/OX_JIuHS_vU/s1600-h/haluksol.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5110470412772831314" style="FLOAT: right; MARGIN: 0px 0px 10px 10px; CURSOR: hand" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/_Yjtj_zuDMrs/RuwJw5R38FI/AAAAAAAAAB4/OX_JIuHS_vU/s320/haluksol.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Senaryo Yazarları Derneği (Sender) tarafından yürütülen "Hayal Kurmak Serbest" projesi cezaevlerindeki mahkumlara senaryo atölyeleri düzenlendi. Burada ortaya çıkan bir senaryo gene mahkumların katılımıyla filme çekildi. &lt;/div&gt;&lt;div&gt; &lt;/div&gt;&lt;div&gt;"Ben Fazla Kalmayacağım" adlı film şimdi Antalya Film Festivali yolunda.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Sender Genel Sekreteri A.Haluk Ünal'la Diğiturk Dergisi bir söyleşi yaptı; HKS ve Sender'in yeni projeleri üzerine konuşuldu.&lt;/div&gt;&lt;div&gt; &lt;/div&gt;&lt;div&gt;Söyleşi :Beril Yalçın&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="color:#ff0000;"&gt;Hayal Kurmak Serbest" projesi hakkında bilgi alabilir miyiz?&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;"Hayal Kurmak Serbest", Senaryo Yazarları Derneği'nin yürüttüğü bir sosyal sorumluluk projesi. Bu projeyi bize teklif eden Levent  Kazaktı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#ff0000;"&gt;"O Şimdi Mahkum"un senaryosunu yazmıştı, filmde oynamıştı...&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;Evet, senaryo çalışmasını Bayrampaşa Tutukevi'nde&lt;br /&gt;yapıyor. Orada muhterem bir başsavcı vekili var, Metin Şentürk. onun aydın kişiliği birleşiyor, festival gibi bir şeye girişiyorlar. Film gösterimi yapıyorlar, ama atölyeler gerçekleşemiyor. 2006'da bize üye oldu Levent. Yaptığınız işleri duydum, çok beğendim, gelin bunu dernek olarak yürütelim dedi. Demek yönetimi de, Levent'le bana bu projenin tasarımı ve geliştirilmesi için yetki verdi.&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#ff0000;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="color:#ff0000;"&gt;Proje sadece mahkûmlarla film çekmeyi mi kapsıyordu?&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;Hayır, iki unsurdan oluşuyordu. Film festivali ve film öyküsü atölyeleri... İki tutukevinde çalıştık. Bir pilot çalışma yapalım,&lt;br /&gt;başarabiliyorsak, projeyi İstanbul'daki bütün cezaevlerine yayalım dedim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#ff0000;"&gt;Biri Bayrampaşa, diğeri neresiydi?&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;Paşakapısı. Bayrampaşa erkek, Paşakapısı kadın tutukevidir. Biz haziranda atölyelere başladık. Kasımda festival başladı. Eylül  ayına kadar vizyona çıkmış yerli filmler yarıştı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#ff0000;"&gt;Kaç film vardı?&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;11 film yarıştı. Tutukluların koğuş temsilcilerinden oluşan 50 erkek 50 kadın, kişilik bir jüri, önce kendi koğuşlarında tartıştılar.&lt;br /&gt;Sonra eğilimleri alıp kendi kararlanıla en iyi birinci, ikinci, üçüncü filmi seçtiler. Birinci, "Dün Gece Bir Rüya Gördüm"dü,  ikinciliği "Oyun" ve "Kurtlar Vadisi: Irak" paylaştı. Üçüncüsü de "Beyza'nın Kadınları". Paşakapısı'nda Neşe Şen, Gaye Boralıoğlu,&lt;br /&gt;Bayrampaşa'da ise Hüseyin Kuzu, ben ve Birol Güven atölyeleri vardı. 15'er kişilik atölye yaptık.&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#ff0000;"&gt;Senaryo yazılıyordu...&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;Film öyküsü geliştiriyorlar, tretman yazıyorlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#ff0000;"&gt;Dersler nasıl geçiyordu?&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;Çok keyifliydi. Atölyeler, 15, 20, 25 kişilikti. Ürün odaklı çalışıyorduk, 15 öykü çıktı. Birol'un atölyesinden çıkan, tümüyle cezaevinde geçiyordu, "Ben Fazla Kalmayacağım"... Bunu 15 dakikalık kısa film yapsam diye düşündü Birol, bir ürün de çıksın&lt;br /&gt;ortaya diye... Ben de 90 dakika yapalım dedim. Eh, nereden buluruz bu kaynağı? Ezel Akay, Türk-Max için Mehmet Karaca  ile çalışıyordu; projeden söz ediyor, Mehmet Karaca sıcak yaklaşıyor. Birol'la gidiyoruz, Mehmet Beyle görüşüyoruz, geliyoruz&lt;br /&gt;bugüne. DIGITURK projeye sponsor oluyor... Bu bizi motive etti. Birol öğrencileri alıp, bu sefer 90 dakikalık bir filmin çıkması  için çalıştırmaya başladı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#ff0000;"&gt;Mahkûmlar ne hissetti?&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;Başlangıçta ciddiye almamışlardı. "Böyle çok şey duyuyoruz, birileri gelip,dostlar alışverişte görsün,  bir şey yapıp gidiyor." diyorlardı.Ama sonra baktılar karşılananda Safa Önal, Birol Güven, Levent Kazak, Gaye, Neşe, ben, Macit  Koper... Ciddi bir ekip gelip gidiyor, zaman ayırıyor. O zaman anladılar işin farkını. Adalet Bakanlığı’nı ve Kültür Bakanlığının&lt;br /&gt;da farkındalığı değişti. Çok ciddi bakıyorlar. Biz, "Hayal Kurmak Serbest projesiyle, Türkiye'de insan merkezli bir ceza infaz  sistemi reformunda çok önemli bir işlev gördüğümüze inanıyoruz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#ff0000;"&gt;Neyi hedeflemiştiniz?&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;İşte şu: Senaryo... Sonuçta biz senaryocuyuz. Bu proje de bir senaryocular filmi. Sloganımız şu: Başlangıçta  senaryo vardır. Biz genel olarak sanatın, özel olarak da sinemanın ve senaryo yazarlığının gücünün, insanlarda yarattığı özgürleştirici etkiyi, bunun dezavantajlı gruplar üzerinde nasıl dönüştürücü olabileceğini göstermeyi düşündük. Geçmişte,tutukluyu bir yere kapatıyorsun,dönüp arkanı gidiyorsun gibi bir durum vardı. Ona yeni bir hayat kurabilmesi için fırsat veriyor musun? Hayır... Bunların sayısının artmasının tutuklularda yaratacağı sonuç çok önemli.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#ff0000;"&gt;Başka cezaevlerine de yayılsa...&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;Zaten bunu söylüyoruz, Türkiye'deki bütün cezaevlerine bütün sanatçılar çıkarma yapsın. Sadece sinemacılar  değil, tiyatrocular, edebiyatçılar... Bütün sanat dallarında atölyeler açılsın. Şu anda 110 kişilik bir koğuştayız, burada en büyük sorun zaman geçirmektir, vaktin nasıl geçtiğini anlamıyoruz diyorlar. İsterseniz koğuşlarınızı değiştirelim, sizi başka tarafa&lt;br /&gt;taşıyalım dedi müdür bey, hayır gitmeyiz, biz izlemek istiyoruz dediler&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#ff0000;"&gt;Çekimlere karışıyorlar mı?&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;Aksine saygıyla özenle davranıyorlar, bizim işimizi Kolaylaştırıcı bir tutumları var,&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#ff0000;"&gt;Seti koğuşta kurdunuz...&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;Evet.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#ff0000;"&gt;Kaçtan kaça çalışılıyor?&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;Sabah sekiz, gece on bir, on iki. Bildiğiniz set, diğer setlerden farkı yok. Ama mekan, bir cezaevi koğuşu; gerçek bir koğuş, gerçek  bir avlu, gardiyan odası, koridor, spor salonu...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#ff0000;"&gt;Hep olumlu bir tablo çizdiniz, orada set kurmanın hiç mi zor yanı yok?&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;Tutukevi, güvenlik merkezli üretilmiş, insan merkezli değil. Suçluların güvenliği ve bir cezayı yatması üzerine tasarlanmış,  film çekilmesi için tasarlanmamış. Attığınız her adımda oradaki ezberi bozuyorsunuz. Eğer cezaevi idaresi, Adalet Bakanlığı  ve tutuklular size sahip çıkmasa, sizin için özveride bulunmasa, bir saniyegörüntü çekemezsiniz. Birisinin engellemesi gerekmez,&lt;br /&gt;oradaki sistem sizi engeller. Burası cami avlusu da değil, beş bin tutuklu var. Dalıa suçları kesinleşmemiş ama, kimisi ikinci,  kimisi beşinci suçtan gelmiş. Sonuçta beş bin kişi yaşıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#ff0000;"&gt;Bütün nıahkûınların haberi var mıydı projeden?&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;Tabii. Bir broşür ve bir anket dağıttık. Gönüllüleri ve kültürel profillerini belirleyelim diye.&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#ff0000;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="color:#ff0000;"&gt;Sizi şaşırtanlar oldu mu içlerinde?&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;Vallahi, şaşırtmadılar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#ff0000;"&gt;Hepsi çalışkan mıydı, hiç tembel yok muydu?&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;Çalışkanı da vardı, tembeli de. Biz dışarıda nasıl amatörlerle çalışıyorsak, orada da öyle. Tek fark şu: Dezavantajlı bir grupla  karşı karşıyasınız. Ama dışarıdakilere göre daha fazla bir sarılma ve sahiplenme  var. Dışarıdakilerin birçoğu, ben de bir tane yazarsam, şöhreti, parayı kaparım diye geliyor. Cezaevinde ise, vakit geçmiyor  ve bir şey öğrenebilir miyim gibi daha mütevazı ama çok daha anlamlı bir yerden hareketle geliyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#ff0000;"&gt;Filmin konusu nedir?&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;Film, tutukluların gerçek deneyimlerinin bir havuzda toplanması ve bundan üretilmesi üzerine kurulu. Suçlu olmadığı halde hapse düşen ve iki yıl boyunca mahkemeleri bitmeyen, saf, naif bir aile babasının, Vural Çelik'in başından geçen komik, dramatik ve hüzünlü olaylar...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#ff0000;"&gt;İsmine bakınca komedi gibi geliyor, ama...&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;Tamamen değil, ilk başta komedi unsuru egemendi, ama cezaevini tanıdıkça ve tutuklular işi öğrendikçe, işin hüzünlü, dramatik yanlan da güçlendi. Biz cezaevine çok gülümseyen bir bakış ürettik, ama ne kadar gülümserseniz gülümseyin, hüzünlü şeyler var.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#ff0000;"&gt;Ünlü oyuncular filme nasıl dâhil oldular?&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;Bu, tutukluların yazdığı, oynadığı, müziğini yaptığı ve cezaevinde çekilen ilk film. Bu dört unsurdan birini,  ikisini barındıran vardır, ama ben dünyada da hepsini birden barındıran bir film olduğunu zannetmiyorum.  Basın çok ilgi gösterdi. Biz kime telefon edip de ünlüleri küçük rollerde görmek istiyoruz,destek verir misiniz dediysek, çoğundan tereddütsüz evet aklık. Hayır diyenler de ya vakti yok, ya yurt dışına gidiyor, ya tatildeyim diye özür dilediler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#ff0000;"&gt;Müzikler de mahkûmlara aitmiş...&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;Arkadaşlar-besteleri ürettiler. Burcu Güven, Birol Güven'in eşi, profesyonel düzenlemecidir, müziklerin düzenlemelerini o yapıyor.  Biz tanınmış bir ismin bu sarkılan söylemesini istiyoruz. Bir şarkıyı basın toplantısında söylettik. "Hırsız Polis"in şarkısı nasıl yürüdü gitti, bu da öyle yürüyüp gider. Çalışmalar bitince tutukevinde bir stüdyo kuracağız. Kayıtlar orada yapılacak, onlan biz stüdyoya götüremeyeceğimiz için...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#ff0000;"&gt;Stüdyo kalıcı mı olacak?&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;Hayır, kalıcı olarak kullanabilirlerse gene kullanırlar ama orası zaten yıkılacak. Bayrampaşa kasım aralıkgibi boşalıyor, Silivri'ye taşınıyor. Tutukevi yıkılıyor, yerine toplu konut yapılıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#ff0000;"&gt;Film. son bir belge gibi o zaman.&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;Evet, tarihinin son görüntüleri bu. Silivri'de 10 bin kişilik, bu amaç için üretilmiş bir bina var, oraya taşınıyor bütün tutuklular.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#ff0000;"&gt;Yeni projeleriniz var m?&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;Çok güzel projeler var, yine DIGITURK'le iş birliği yapacağımız projeler de olacağını tahmin ediyorum. Mesela, bir senaryo  atölyemiz var Senarist... Buna bir uluslararası atölye vasfı kazandırmaya çalışıyoruz. Önümüzdeki yıl, bu kış, Oscar lı, Cesarlı bazı  yazarları İstanbul'a getirip, ürün odaklı atölyeler yapmayı planlıyoruz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#ff0000;"&gt;Avrupa Senaryo Yazarları Federasyonu ile ilişkiniz var. Onların bu projeden haberleri var mı?&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;Geçtiğimiz ekimde, Selanik'te Federasyonun konferansına katıldık ve şunu gördük: Fransa ve İngiltere guild'lan dışında hepsiyle rekabet edebiliriz, dostane anlamda boy ölçüşebiliriz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#ff0000;"&gt;Guiki derken?&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;Lonca... Bizim loncamız, onlarınkinden eksik değil. Bazı eksiklerimiz var, bunları hızla kapatmaya çalışacağız. Zaten aslolan da bu. Üretim kaliten belli bir standarda çıkmadan, hakhukuk konuşmanın bir kıymeti yok. Bizi İlgiyle ve şaşırarak dinlediler. Hiçbirisinin böyle işlerle uğraşmadığını gördük. Bunun sebebi belki biraz da şu: Onların ülkesinde bu tür işlerle o kadar çok uğraşan var ki. Avrupa Senaryo Yazarlan Federasyonu'nun başkanı, Avrupa Parlamentosu’nda bir saat konuşma hakkına sahip. Bir saatlik söz hakkı verdiler, senaryocuların dertlerini anlattı. Hayal edebiliyor musunuz, Türkiye Büyük Millet Meclisi'nde Safa Önal'ın, mesela, ya da benim gidip dertlerimizi anlatacağımızı?&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#ff0000;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="color:#ff0000;"&gt;Hayal etmek serbest.. &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;Evet, hayal kurmak serbest (gülüyor)...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#ff0000;"&gt;Bu film mahkûm yakınları için de bir ümit kaynağı, değil mi? Onlarla da görüştünüz mü?&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;Onlarla yarın tanışacağız, bu film için gerçek bir açık görüş kondu. Gerçek yakınlarıyla buluşacaklar.&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#ff0000;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="color:#ff0000;"&gt;Haberleri var mı bu çekimden?&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;Var, özel telefon izni çıktı herkes yakınlarını aradı, yarınki randevular verdiler. Böyle de bir hediye oldu onlara. Bu çok sık olmayan bir şey... Filmin galasını da, bir galasını Bayrampaşa'da yapacağız, ama diyelim ki 'premiere'ini de Antalya Altın Portakal Film Festivali kapsamında Antalya Cezaevi’nde yapmayı düşünüyoruz. Onlara daha teklif etmedik&lt;br /&gt;bunu, ama Altın Portakal, Antalya Cezaevine de girmiş olur bu vesileyle. Bugün-yarın Adalet Bakanlığı ile görüşeceğim, hayır diyeceklerini zannetmiyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#ff0000;"&gt;Mahkûmların yönetmen ve oyuncularla aralan nasıl?&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;Çok güzel ve de şuna şaşırdık: Hepsi de çok 'cool', hemen kamerayla barışıverdiler. Hamdi Alkan iyi bir oyuncu yönetimi sergiliyor,&lt;br /&gt;iyi bir iletişim kuruyor. Kendilerini rahat hissediyorlar. Kamera karşısında halleri değişiyor, cezaevinde olduklarını unutuyorlar&lt;br /&gt;özenle, göz bebekleri gibi bakıyorlar bu işe, gidip akşamlan rol çalışıyorlar, ezber yapıyorlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#ff0000;"&gt;Orada çalışırken, cezaevine özgü bir dilin farkına vardınız mı? Farklı deyimleri var mıydı?&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;Çok özel bir jargon yok, varsa bile bizle o jargonla konuşmuyorlar. Ama raconlar var tabii. O yaşama koşullarının ürettiği birtakım davranışlar var.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#ff0000;"&gt;Ne gibi? Örnek verebilir misiniz?&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;Mesela, koğuşa yeni girene makas aratırlar. "Bir makas vardı buralarda, bir sorsana." diye dolaştırırlar. Ama makas yok tabii, yasaktır, mesela yani...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#ff0000;"&gt;Başrolde Vural Çelik var, ona da makas arattılar mı?&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;O bütün hikayeleri bildiği için o tezgahlara gelmedi ama sonuçta onu çok seviyorlar. Bir bakıyorsun, bir köşede müzisyenlerden biri kapmış darbukayı, Vural da onlarla göbek atıyor. Ekip, koğuşun bir parçası haline geldi. Zaten bu atölyelerden sertifika&lt;br /&gt;alan bütün arkadaşlara, sonra bizim atölyelerimize katılmak isterlerse, tahliye olup da gelirlerse burs da veriyoruz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#ff0000;"&gt;Bu arada tahliye olan var mı? Filme başlayıp da sonra çıkan?&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;Yazarlarımızdan bir tanesi çıktı, oyuncu olarak dışardan katılacak. O, Vural'ın içeri düşmesine sebep olan adamı oynuyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#ff0000;"&gt;Kötü adamı yani..&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;Kötü adamı oynuyor. O istedi o rolü ama, ben bunu oynamak istiyorum dedi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#ff0000;"&gt;Çekimlerde gözünüzü yaşartan sahneler oldu mu?&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;Tutukluların, bana yaptığım işten dolayı duygulanın ifade ettikleri anlarda çok mutlu oldum. Boğazımda bir yumruk düğümlendi, çok içten sözlerdi. Şu garip hayatta bu kadar hakiki teşekkürle karşılaşmak, insanın zaten "Eh, değdi be kardeşim." demesine&lt;br /&gt;sebep oluyor. Bir de basın toplantısında şarkı söylediklerinde çok duygulandık. Birdenbire bütün tutuklular nakarata katıldılar. Bu proje, yarış atı değil, özel bir şey. Kendiyle yanşan bir proje. Bugüne kadar çok güzel kapılar açtı. Tutuklulara açtı, Türkiye'deki siyasi ya da adli bütün mahkûmlara açmaya başladı, senaryo yazarlarına mesleklerinin önemini topluma hatırlatmakta kapılar açıyor. Dediğimiz gibi, başlangıçta senaryo vardır. Sloganımız bu.&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3969340583136822993-3980009014776776209?l=senaryoyazari.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://senaryoyazari.blogspot.com/feeds/3980009014776776209/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3969340583136822993&amp;postID=3980009014776776209' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3969340583136822993/posts/default/3980009014776776209'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3969340583136822993/posts/default/3980009014776776209'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://senaryoyazari.blogspot.com/2007/09/hayal-kurmak-serbest.html' title='&quot;HAYAL KURMAK SERBEST&quot;'/><author><name>Sinemada Eser Sahipleri</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14790068428191499679</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_Yjtj_zuDMrs/RuwKHJR38GI/AAAAAAAAACA/ukEqoEUyqIA/s72-c/benfazla+kalmaya.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3969340583136822993.post-562929276838100198</id><published>2007-09-15T05:05:00.000-07:00</published><updated>2008-12-11T10:40:53.838-08:00</updated><title type='text'>Senaryo Yazarı Söyleşileri : Neşe Şen</title><content type='html'>&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_Yjtj_zuDMrs/RuvLmJR38EI/AAAAAAAAABw/Vt_Hky_rOqM/s1600-h/nese2.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5110402058368315458" style="FLOAT: right; MARGIN: 0px 0px 10px 10px; CURSOR: hand" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/_Yjtj_zuDMrs/RuvLmJR38EI/AAAAAAAAABw/Vt_Hky_rOqM/s320/nese2.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#990000;"&gt;BİZ KAHRAMANLARIMIZA AŞIK OLDUK...&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;SÖYLEŞİ :Dürsaliye Şahan&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;Senaryo, öykü ve hatta şiir yazmak öylesine kolaydır ki; dışarıdan bakan biri için ‘bir kağıt bir de kalemdir işte.’ Belki de bu yüzden hemen herkes hayatında bir kez de olsa öykü ve şiir yazmayı dener. Çoğunluk bir kağıt bir kalemden öte olduğunu anlayıp, sessizce de vaz geçer. Hele bir de senaryolarınızda yüzyılların ‘pamuk prenses’ini asileştirmeye kalkarsanız beş bilinmeyenli denklemi de iyi bilmek zorundasınız.&lt;br /&gt;Sormadım ama biliyor olmalılar ki Zerda, İstanbul Masalı ve Hırsız Polis ile içinde bulunduğu yazı grubu, reytinglerin ilk sıralarından inmediler. Neşe Şen sıcacık, hoş sohbet bir senarist. Sorularımıza içtenlikle yanıt verdi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#ff0000;"&gt;Diş hekimliği okudunuz sonra reklamcı, sonra da senarist ve hatta şarkı sözü yazarı oldunuz. Bunlar tesadüf diyebilir misiniz? Örneğin çocukken yazdığınız bir şiir, bir öykü olmadı mı hiç?&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;Oldu tabii. Çocukken bir şiir ya da bir öykü yazmaya kalkışmamış kimse yoktur diye düşünüyorum. Ama benim derdim daha çok, oyunculuktu. Küçük yaşta halkevine yazılmıştım. Sonra halkevimiz bombalandı, tiyatro sevdası üniversiteye kadar askıya alındı benim için. Diş Hekimliği pek bilinçli bir seçim değildi zaten; 15 yaş, insanların geleceklerini şekillendirmeleri için fazla erken bence. Ama fakültede tiyatro kolu açılınca, kendimi sahneye atmanın yolunu buldum tekrar. Diş Hekimliği diplomamı aldığımda, mesleğimi yapmayacağımı, bir şekilde hayatımı yazarak kazanacağımı biliyordum. Sonrası pek tesadüf sayılmaz bu yüzden. Yazmaya ve karnınızı doyurmaya çalışıyorsanız, reklamcılık gayet mantıklı bir çözüm oluyor. Şanslı olduğum nokta, reklamcılığı Yavuz Turgul’un ajansında yapmış olmamdır. Bizimki gibi bir meslekte, herkese bir usta lazım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#ff0000;"&gt;Doğru tahmin etmişim. Yüzünüz karakter oyuncusu olmaya çok müsait. Oyuncu olmayı düşünmediniz mi diyecektim. Soruyu biraz değiştireyim. Yazdığınız rollerden herhangi biri için ‘şu rolü keşke ben oynasaydım’ dediğiniz oldu mu?.&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;Biraz önce söylediğim gibi, bir dönem, oyunculuk yapmaktan başka hiçbir şey düşünmedim diyebilirim. Uğur Yücel, bizi kırmayıp hapishane seminerlerimize geldiğinde oyunculuğu bir tür ‘ruh göçü’ olarak tanımlamıştı. Çok doğru bir terim olduğunu düşünüyorum. Bir bedende birçok hayat yaşamak isteyenler için ideal…&lt;br /&gt;Ben bulduğum her fırsatta oyunculuk yaptım aslında. Diş Hekimliği’nde okurken iki kere Harbiye Muhsin Ertuğrul Tiyatrosu’nda oynamıştık. TRT’de yönetmen asistanı olarak çalıştığım iki yıl boyunca, her türlü ufak tefek role atılır oynardım. Hatta bir kısa filmde, Yeşim Ustaoğlu’nun ‘Otel’ filminde de oynadım. Ama, insanın hiçbir şey bilmiyorsa, haddini bilmesi lazım… Bu kadar iyi oyuncularla çalıştıktan sonra, insan oyunculuğun derin bir hevesten çok daha fazlası olduğunu görüyor. Şimdi o iyi oyuncular için yazmayı, en az oyunculuk yapmak kadar zevkli buluyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#ff0000;"&gt;Sanki karakteri yazarak yaratanlar onu en iyi oyuncusundan bile daha çok hissederler gibi geliyor. Ne dersiniz?&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;Yazarken öyle belki. Henüz karakter, oyuncunun elinden geçmeden öyle düşünebilirsiniz. Ama ruh, bedene büründüğünde başka bir şey oluyor. Kelime kelime ördüğünüz o karakter, dönüp gözünüzün içine bakıyor. Bu, acaip bir his. Büyük oyuncularla çalıştığınızda, yazdığınız en iyi diyaloğun bile bir adım daha ileri gittiğini görüp heyecanlanıyorsunuz. İş bir süre sonra masa tenisi maçına benziyor. Bakalım bu topu çıkarabilecek mi… Çıkarıyor. Peki bunu… diye diye karşılıklı oynuyorsunuz işte.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#ff0000;"&gt;Hırsız Polise yazdığınız sözler çok tutuldu. Çok duygusaldı. Kişilik olarak da duygusal yanınız ağır basıyor olmalı. Bildiğim kadarı ile başka şarkı sözü çalışmalarınız da var.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;Hırsız Polis’teki İmkansız Aşk şarkısına yazdığım sözler, tamamen Aksak, Mavi ve Çınar için. Yani benim duygusal durumumla ilgisi yok. Hırsız Polis projesinin benim için ve yazı grubumuz için hep ayrı bir yeri oldu. Biz o projeyi çok sevdik, kahramanlarımıza aşık olduk. Sözleri yazarken de tek derdim, onların aşklarına layık bir söz yazmaktı. Diğer çalışmalarıma gelince, ‘Yeni Türkü’nün albümünde Eski Aşklar diye bir şarkım vardı. Orient Ekspression’un Divan albümünde ‘Dünya’ ve ‘S.O.S’ adlı iki şarkım var. Orient Ekspression ile ve Sabahat Akkiraz’ın ortak albümü Külliyat’ta iki parçam var. Kök ve Dal da çok sevildi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#ff0000;"&gt;Aldığım duyumlara göre çok yardımsever olduğunuz söyleniyor. Örneğin yeni mesleğe başlayan gençlere filan. Hatta şöyle söylüyorlar tam olarak; “genelde baba senaristler yeni senaristlerden hoşlanmaz ama Neşe hanım çok farklı”.&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;Türkiye’de televizyonculuk hala kurumsallaşmamış durumda. Televizyon sektörüne eleman yetiştiren fakültelerden tutun kanallara dek, herkes el yordamıyla yapıyor birçok şeyi. Bu yüzden de birilerinin, meslekte biraz deneyimi olanların, bu deneyimi paylaşması şart. Ben, bu sektörde kalmaya kararlı ve drama üretmek isteyen bir prodüktör olsam… ilk yapacağım şey, düzenli bir senaryo atölyesi kurmak olurdu. Hatta ilk öğrencisi de –prodüktör olarak- ben olurdum. Çünkü televizyonda her şey, iyi bir fikirle, sağlam bir senaryoyla başlıyor. Kalıplaşmış yapıların dışına çıkmak istiyorsanız, yeni fikirlere, yeni beyinlere ihtiyacınız var demektir. Ben, bu yüzden beni arayan, yol yordam soran herkese hiç değilse bir kahvelik zaman ayırıp ne biliyorsam onu anlatıyorum; tanıdığım yazı gruplarına haber gönderiyorum. Yanlış anlaşılmasın, vakit ayırabildiğim herkese bir iş bulabildiğimi iddia etmiyorum ama sektörün içinden biriyle konuşabilmek bile, o gençler için bir şans oluyor bazen.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#ff0000;"&gt;Engin Günaydın ile yaptığım röportajda ‘her rolün bir müziği vardır’ gibi bir laf etmişti. Sizin de müzikle senaryoyu veya karakterleri bağdaştırdığınız oluyor mu?&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;Tabii. Bunu yapmak zorundayız zaten. Dramalarda, görünmeyen bir aktör daha vardır; müzik. Doğru müzik, doğru tema, dramatik yapılı işlerin vazgeçilmez unsurlarından biri. Mesela bir sinema eserine bakacak olursak, fikri eser sahibi olarak üç kişinin adı geçer; yönetmen, senarist ve besteci.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#ff0000;"&gt;Klasik kül kedisi tiplemesini İstanbul Masalında, Zerda ve hatta Hırsız Polis’de epey bir değiştirdiniz. Bilinçli mi bunlar yoksa tesadüf mü?&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;Böyle peş peşe yazınca tesadüfe benzemiyor pek galiba… Şaka bir yana, kadınlar daha dramatik varlıklar. Bin yılların getirdiği şifreler var, hafiflese, yeni kılıklara girse de üzerlerinde yine baskı var, aşmaları gereken engeller daha çok… Sonuç olarak hangi toplumsal sınıftan olurlarsa olsunlar, kadınlar çatışmaları daha derin karakterler yaratmamıza imkan tanıyorlar. Kadının iç dünyası, bir yazar için fırsatlarla dolu. Tabii bunları söylerken erkek karakterlerimizin hakkını yemek istemiyorum. En son projemizden örnek verecek olursak, Aksak ve Çınar da en az Mavi kadar damgalarını vurmuştur Hırsız-Polis’e.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#ff0000;"&gt;İnternette şu sıralar çok popüler olan sanal dünyalara rastladım ve ilk bakışta bana dizileri anımsattı&lt;/span&gt;.&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;Açık konuşmak gerekirse, internetle ilişkim çok kısıtlı. Mail alıp göndermek ve bir şey araştırmak dışında pek kullanmıyorum. Ama o sanal dünyaları duydum. Özellikle gençlerin ilgisini çektiğini sanıyorum. Dizilere benzemelerine gelince… mümkündür. TV dizisi, sinema ya tiyatro… bunların hepsi gerçek hayatı aynalayan, dramatik yapılar oluşturuyor. Sözünü ettiğiniz sanal dünyada da birtakım rol dağılımları vardır mutlaka. Üstelik internette yaratılmış bir sanal dünya, gerçek dünyadan çok daha fazla kahramanlık veya baş rol fırsatı sunuyor olabilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Televizyon ve internet çağa damgasını vurdu. Özellikle televizyonun dünyadaki bütün politikalardaki önemli rolü göze çarpıyor. Durum böyle olunca dizilerin de hatırı sayılır bir önemi var elbette. ‘Seyirci salak değil onları dizilerle yönlendiremezsiniz’ dense de ben hikayelerin ve karakterlerin seyirciyi yani halkı etkilediği kanaatindeyim.&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;Umarım etkiliyordur. Bir saat, bir buçuk saat boyunca ekranın –ya da sinema perdesinin, ya da tiyatro sahnesinin- karşısına oturup hiçbir şey hissetmediyse seyirci, izlediği şeyde bir hata olduğunu düşünürüm ben. İnsanlar izledikleri şeylerden tabii ki etkileniyorlar ama yönlendiriliyorlar mı… bundan emin değilim. Televizyon, o muhteşem popülaritesine rağmen, güvenilirliğini hızla yitiren bir kutu. Yalnızca dramalar için değil; haberlerin, yarışma formunda sunulan ve kurgulanmış bir hayatı röntgenleyen programların illa da gerçeği yansıttığını düşünmüyor artık izleyici. O da profesyonelleşiyor ve bir mesafeyle izliyor her şeyi. Bu bir dezavantaj da olabilir bizler için, avantaj da. Samimi bir şey anlatırsanız, yapaylığı tercih etmiş rakipler arasından sıyrılıp, seyircinin kalbine ulaşmanız pekala da mümkün olabilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#ff0000;"&gt;Edebiyat ve sinema iki ayrı dildir tezine katılıyor musunuz?&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;Kesinlikle. Okur, kendi hayal gücüyle bir kez daha ‘yazar’ okuduğu edebiyat eserini. Sesler, yüzler, mekanlar… her okurun beyninde yazardan bağımsız belirlenir nerdeyse. Çok kişisel bir yorum belki ama okur, izleyiciden daha özgürdür bence. Sinema, izleyicinin rolünü daha net tarif eder. Hikayeyi takip etmesini şart kılar. Senarist ve yönetmen, işin ta başından beri, seyircinin filmi izlerken geçeceği duygu durumlarını bir bir tarif ederek kurgularlar eserlerini. Oysa edebiyatçı, -tıpkı okur gibi- daha serbesttir. Hikayenin temposunu istediği gibi kurgulayarak, yalnızca dil işçiliğiyle bile büyüleyebilir bizi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#ff0000;"&gt;Hangi ortamlarda ya da ruh hali içinde yazıyorsunuz?&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;Çoğunlukla evde yazıyorum ama nadiren de olsa dışarı çıkıp yazmayı tercih ettiğim de oluyor. Yazmayı seviyorum, bu yüzden masama oturduğumda genellikle ruh halim iyi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#ff0000;"&gt;Yazdığınız dizilerin finalinde ne hissediyorsunuz? Öyle ya iki yıl az buz bir zaman değil. Bir de bakmışsınız pat diye bitmiş.&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;Tadında biten projelerde, vedalaşmak zor oluyor. Noktayı koyduğunuzda, o çok sevdiğiniz karakterlerle bir daha haşır neşir olmayacağınızı biliyorsunuz. Tabii, projeniz sevilir, karakterleriniz sahiplenilirse en azından insanların hafızalarında yaşadığını varsayabilirsiniz. Bir de tabii, her sene bir proje üretiyorsanız, bir bakıyorsunuz kaleminizin ucundan gönlünüzü çelen yeni bir karakter çıkmış.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#ff0000;"&gt;Bize son projenizden bahseder misiniz?&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Adı Bıçak Sırtı. Brecht’in Kafkas Tebeşir Dairesi’nde anne üzerinden sorulan soruyu babalar üzerinden soran bir hikayesi var: Bir çocuğun babası, onun dünyaya gelmesine neden olan biyolojik baba mıdır, yoksa onu yetiştirip büyüten mi?.. Taraflardan biri orta ya da alt sınıftan gelen bir marangoz, diğeri ise Osmanlı soyundan gelen bir aileye mensup. Hikayemiz başlamadan on sene önce, kader bir tokat atmış ve tokat aynı anda iki aileye çarpmış diyebiliriz. Tabii bu ana çizginin yanı sıra, iki farklı sosyoekonomik kökenden gelen karakterlerin ilişkisi, yürek burkan aşklar ve bıçak sırtı kararlar da var içinde.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#ff0000;"&gt;Şu son aylarda yaptığınız hapishane projeniz de çok ilginç olmalı. Hep bir seri katille röportaj yapmayı çok istemişimdir. Sizin onlarla ilgili deneyimleriniz nasıl?&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;‘Hayal Kurmak Serbest’ adı verdiğimiz proje, Sen-Der (senaristler derneği) ve Adalet Bakanlığı’nın ortaklaşa yürüttüğü bir çalışma. Pilot dediğimiz ilk aşama, Bayrampaşa ve Paşakapısı Tutukevlerinde yapıldı. Öğrencilerimiz, bazıları gruplar halinde bazıları tek tek film öyküleri ürettiler ve çok güzel öyküler çıktı. Hatta Bayrampaşa’da hocalık yapan Birol Güven, tutuklularla birlikte oluşturduğu öyküyü geliştirdi ve bu yaz, filmini çekti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#ff0000;"&gt;Öğrencilerimizin tutuklulardan oluşmasına gelince… biz prensip olarak onların özel hayatına hiç girmedik; hatta kimin neden içeride olduğunu da bilmiyorduk. Kendi hikayelerini anlatmayı tercih edenlerin ve bunu belirtenlerin dışında, hala da öğrencilerimizin hangi suçla yargılandığını bilmiyoruz.&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;Adalet Bakanlığı’nı böyle bir izni ve imkanı tanımış olmasından dolayı kendi adıma kutluyorum. Eminim tutuklular için de büyük bir şans ve heyecanlı bir etkinlik oluyordur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çok heyecanlı ve istekli bir öğrenci grubumuz vardı. Koşulları kısıtlı olmasına, istedikleri gibi araştırmalar filan yapamamalarına rağmen, çok iyi öyküler çıkardılar. Ve daha önemlisi dramatik yapıyı kavradılar. Derslerimizin sonlarına doğru bize katılan bir öğrencimizin kurduğu film öyküsünü diğerleri dinlediğinde hemen yanlış veya eksik yerleri gördüler mesela.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#ff0000;"&gt;Sık sık senarist kursu açılıyor. Yararlı olduğunu düşünüyor musunuz?  &lt;/span&gt;&lt;span style="color:#ff0000;"&gt;Size göre senaryo yazmanın ne kadarı yetenek ne kadarı eğitim?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;Senaryo, çok teknik bir iş. Dramatik yapı ya da karakter gelişimi konusunda hiçbir şey bilmeyen birinin sağlıklı bir senaryo yazabileceğine pek ihtimal vermiyorum. Belki bunun istisnası olan doğal yetenekler vardır, onu bilemem. Ama özellikle TV draması gibi uzun soluklu bir öykü anlatırken ayağınızı yere sağlam basmanız ve hangi taşa ne zaman bastığınızı da bilmeniz lazım. Bu yüzden, senaryo eğitimi gerekli. Kurslar tabii ki yararlı, ama seçerken dikkatli olmalı. Kişi, senaryo yazımı konusunda gerçekten hiçbir şey bilmiyorsa ve kursa yalnızca bir heves için ya da cv’sinde enteresan bir nokta yaratmak için yazılmıyorsa… mutlaka kurs programı içinde kapsamlı bir dramatik yapı eğitimi olup olmadığına bakmalı. Dramatik yapının kuralları da tiyatroda, sinemada ya TV dizisinde değişmiyor. Merak edenler, kursa gitmeden önce bazı kitapları okuyarak hazırlık bile yapabilirler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#ff0000;"&gt;Kültür Bakanlığı son yıllarda sinemayı desteklemeye başladı. Örneğin senaristlere de yazım konusunda destek veriyor.Ne düşünüyorsunuz?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;Senaryo yazım desteğinin şart olduğunu ancak Kültür Bakanlığı’nın verdiği desteğin nerdeyse yok sayılacak kadar az olduğunu düşünüyorum. Hem az sayıda destek veriliyor, hem de verilen destek miktarı az. Senaryo, sinemada da, televizyonda da işi başlatan unsur. Senarist, senaryosunu yaratırken yalnızdır ve eserini ortaya çıkarmadan önce bir prodüktör de bulamaz. Bu da, projenin büyüklüğüne göre, en az birkaç ayı, bazen bir yılı maddi destek olmadan geçirmesi anlamına geliyor; ki çok zor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#ff0000;"&gt;Yapımcılar zaman zaman ‘senarist yok’ diyor. Senaristlerin bir kısmı da ‘iş yok’ diyor. Ne dersiniz?&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;Her ikisi de söylenebilir sanırım. Deneyimli senarist ve yazı grubu sayısı çok değil. Uzun soluklu bir işe girmek isteyen prodüktör, portföyü sağlam bir yazı grubu veya senaristle çalışmak istediğinde bulamayabiliyor. Tam tersi de oluyor tabii. Sektöre yeni adım atacak ve kesinlikle iyi işler yapabilecek kalitede genç senaristler de deneyimleri olmadığı için iş bulmakta zorlanıyorlar. Prodüktör olsam, hemen bir senaryo atölyesi açardım dememin sebebi de bu zaten.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#ff0000;"&gt;Sen-der’in çalışmaları hakkında bir şeyler söyleyebilir misiniz?&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;Sender, Senaryo Yazarları Derneği 4 yıl önce kuruldu. Şu anda 130’u aşkın üyesi var. Sender aynı zamanda, 29 ülkede, 19.000’den fazla üyesi olan Avrupa’da Avrupa Senaristler Federasyonu (FSE)’ nun da üyesi. Az önce bahsettiğim Hayal Kurmak Serbest projesi dışında, Sender’in düzenli verdiği senaryo atölyeleri var. Çok değerli hocaların katılımıyla yapılan, yaklaşık üç aya yayılan atölyeler bunlar. Bu yıl da yapılacak ve yine sektörün ustaları verecek dersleri.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#ff0000;"&gt;Hemen hemen bütün senaristlere sorduğum bir soru var. Size de sorayım. Dizi ve sinema projesi. Sizin için hangisi?&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;Bir senarist olarak, tercihim yok. Televizyonu da en az sinema kadar ciddiye alıyorum. Hala televizyonlarda keşke bu işin içinde ben de olsaydım, ben de böyle şeyler yazsaydım dedirtecek şeyler izliyorum. Televizyonun gücü, etkisi tartışılmaz. İzleyici olarak sorarsanız, sinemanın bende farklı bir yeri var. Sinema, törensel bir şey. Onlarca, yüzlerce kişi bir salona doluşup karanlıkta gerçekliği sorgulanabilir bir şey izliyorsunuz. Sinemanın, televizyondan daha büyülü bir alan olduğu kesin. Ama benim için, hikaye anlatmanın büyüsü mecraya göre değişmiyor açıkçası.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#ff0000;"&gt;Senaryolar niye birbirlerinin kopyası oluyor diye sormayacağım artık. Da gelecek dönemin konsepti ne olabilir sizce?&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;Az önce verdiğim cevapla biraz çakışacak ama olsun… Türkiye’de iyi projeyi tanıyabilen prodüktör ve kanalının yayın politikasını diğerlerinden farklılaştırmaya çalışan kanal yöneticisi çok az. O zaman, bir önceki dönemde belli bir reyting başarısına ulaşmış projelerin taklitlerini üretmek gibi bir yol benimseniyor. Prodüktörün masasına kadar ulaşmış ve belli bir gücü olan bir hikaye yerine, banko görülen bir taklit proje tercih ediliyor. Böyle bakarsak, gelecek dönemin konsepti, ya şu anda başarılı olan projelerin taklididir, ya da bu kalabalığın arasından sıyrılmak isteyen bir prodüktörün seçeceği taze ve alışılmadık bir hikaye. Dileyelim, ikincisi olsun.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#ff0000;"&gt;Reyting sizin için de korkulu bir rüya mı? Bir aralar reyting ölçümleri doğru yapılmıyor filan da dendi. Ne dersiniz?&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;Reyting, korkulu rüya değilse de, başınızın üstünde sallanan bir kılıç. Ama bu televizyonun doğasında var. Yalnızca Türkiye’de değil, dünyanın her yerinde, kablolu yayın yapan özel kanallar dışında, her şey reytinge göre ayarlanıyor. Bizdeki sorun, Türkiye genelinde yeterince reyting cihazı olmaması. Varolan cihazların teknik yeterliliği konusu da geçtiğimiz yıllarda birkaç kere gündeme gelmişti. Tabii cihazların hangi sosyoekonomik gruplara, ne oranda dağıtıldığı da bizi çok ilgilendiriyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#ff0000;"&gt;Senaryo yazmak malum işin mutfağı. Ben size desem ki yemekleri ayırır gibi “bu zeytinyağlı, bu aperatif, bu da ana yemektir” senaryoları ayırabilir misiniz? Mesela komedi, dram, aksiyon ve hatta dizi ve sinema senaryosunu ayırın desem nasıl bir kıyaslama yaparsınız?&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;Böyle bir ayrım yapamam açıkçası. Beylik laflara ara sıra güvenmek lazım; bence ‘hepsinin yeri ayrı’. Komedi raflarında ulaşacağınız bir Şarlo filmi, birçok dramdan daha dramatiktir. Blade Runner (Bıçak Sırtı) için bir izleyici, aksiyon filmi deyip geçer, diğeri geleceğin draması olarak adlandırabilir. Hep sinemadan örnekler verdim, TV yapımlarını ‘aperatif’ olarak gördüğüm sanılmasın. Bizim televizyonlarımızda da gösterilen ‘Six Feet Under’ adlı dizi, son yıllarda gördüğümüz birçok Hollywood yapımı filmi, gülünç duruma düşürecek derinlikte.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#ff0000;"&gt;Oyuncusu belli bir hikaye yazdınız mı? Hani şu mesela ünlü şarkıcılara yapılan projeler gibi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;Hayır. Böyle bir proje yazmadım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#ff0000;"&gt;Diziler zaman zaman birbirini kopyalasa da kendi içinde gelişerek de devam ediyor. On yıl önce bu kadar dizi yoktu. Rekabet kaçınılmaz olarak kaliteyi artırmaya da zorluyor diye düşünüyorum ne dersiniz?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;Rekabet belki artıyor ama kalitenin arttığından pek emin değilim. Az önce de bu konu geçmişti; kanallar proje seçerken daha özenli davransa hem kalitede belirli bir sıçrama yaşanır; hem de 3-5 bölümden sonra, bir final bile yapamadan ortadan kaybolan işlerin sayısı azalır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#ff0000;"&gt;Bize zaman ayırdığınız için teşekkürler.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;Ben teşekkür ederim. &lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3969340583136822993-562929276838100198?l=senaryoyazari.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://senaryoyazari.blogspot.com/feeds/562929276838100198/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3969340583136822993&amp;postID=562929276838100198' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3969340583136822993/posts/default/562929276838100198'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3969340583136822993/posts/default/562929276838100198'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://senaryoyazari.blogspot.com/2007/09/senaryo-yazar-syleileri-nee-en.html' title='Senaryo Yazarı Söyleşileri : Neşe Şen'/><author><name>Sinemada Eser Sahipleri</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14790068428191499679</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_Yjtj_zuDMrs/RuvLmJR38EI/AAAAAAAAABw/Vt_Hky_rOqM/s72-c/nese2.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3969340583136822993.post-4784966391169955282</id><published>2007-09-15T04:40:00.000-07:00</published><updated>2008-12-11T10:40:54.010-08:00</updated><title type='text'>Senaryo Yazarı Söyleşileri :Atay Sözer</title><content type='html'>&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_Yjtj_zuDMrs/RuvICpR38CI/AAAAAAAAABg/0TLg0q01j3o/s1600-h/atay-siyah200.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5110398149948076066" style="FLOAT: right; MARGIN: 0px 0px 10px 10px; CURSOR: hand" alt="" src="http://3.bp.blogspot.com/_Yjtj_zuDMrs/RuvICpR38CI/AAAAAAAAABg/0TLg0q01j3o/s320/atay-siyah200.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="center"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;Toplum Olarak İroni Özürlüyüz&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Röportaj:Dürsaliye ŞAHAN&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Birgün Gazetesi 11 Mayıs 2007&lt;br /&gt;Avrupa Gazetesi 17/23 Mayıs 2007&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;Yıllar önce annemin izlediği tek bir dizi vardı: ‘Kuruntu Ailesi’. Aklımda kaldığı kadarıyla, keyfe keder dertlerin, neşeli, mutlu sonlara ulaştığı yüzde yüz yerli bir mekan komedisiydi. Annemin bir daha dizi takip ettiğini görmedim ama o sahnelerden bazıları aklımın bir köşesinde kalmış olmalı ki, senaristi ile tanışınca söyleşi şart oldu.Atay Sözer’e sadece senarist demek yanlış olur. O aynı zamanda, ödülleri olan bir öykücü, karikatürist ve Sen-Der’in kurucularından.Nedendir bilinmez, bazıları tek bir iş ile defalarca gündeme gelirken, onlarca iş yapmış nice insanda köşesinde görmezden gelinir. Bu da biz gazetecilerin eksikliği olsa gerek.&lt;br /&gt;&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#ff0000;"&gt;İsterseniz yalın bir soru ile başlayalım. Senaryo nedir?&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Avrupa Senaryo Yazarları Federasyonu’nun bir meslek anayasası vardır; bunun ilk maddesi “Önce senaryo vardır” şeklindedir. İlginçtir, bugünlerde siyasi gelişmeleri de senaryo şeklinde değerlendiriyorlar. Cumhurbaşkanını halk mı seçsin, erken seçim mi olsun vs. Demek ki senaryo hayatımızın her alanında var. Yalın soruya yalın bir yanıt verecek olursak, senaryo işin planıdır; başlangıcı, gelişmesi, sonucu orada belirlenir. Bu planın aynen gerçekleşip gerçekleşmemesi ise, senaryo yazarının ve uygulayıcıların yeteneğiyle ilgilidir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#ff0000;"&gt;Siz neden senarist oldunuz? Daha doğrusu niye sinemaya, televizyona bulaştınız?Senarist olmasaydınız, yani sektörün dışında demek istiyorum ne iş yapmak isterdiniz?&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;Sinemaya bulaşmamın pek tesadüf olduğu söylenemez, ilk çocukluk döneminde tek eğlencemiz sinemaydı izlediğimiz filmleri arkadaşlar arasında oynardık. Ben onlara ilave hikayeler eklerdim, onları da oynardık, tabii ona senaryo dendiğini bilmiyordum o zaman. Lise dönemi biterken bir üniversite seçme zorunluluğum doğdu herkes gibi. Ama bir türlü sevebileceğim bir fakülte bulamıyordum. Yazmayı seviyordum, gazetecilik ilgimi çekiyordu. Yeni yeni karikatüre de başlamışım o vakit. Gazetecilik fakülteleri ile Güzel Sanatlar Akademisi arasında düşünmeye başlardım ama Akademi seçme sınavıyla değil özel sınavla alıyordu. Sonra Akademinin yeni kurulan bir Sinema-Tv Enstitüsü olduğunu fark ettim. Tamam buraya gireceğim dedim. Enstitünün üç aşamalı sınavına girdim o yıl bin kişinin üzerinde başvuru oldu topu topu on kişi alınacaktı. Neticede kazandım, bilinçli olarak seçtiğim bir işi yapıyorum. Bu sektörde olmasaydım gene bu sektörle bağlantılı işlere girebilirdim herhalde, basın gibi, reklâmcılık gibi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#ff0000;"&gt;Siz de senaryonun bir matematik olduğuna inanıyor musunuz? Yani yeteneğin fazla önemli olmadığını düşünenlerden misiniz?.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Her senaryonun kesinlikle bir matematiği olmalıdır, diğer anlatı sanatlarının da bir matematiği vardır; romanda, müzikte, resimde de matematik vardır. Ancak matematik de kesinlikle yetenek isteyen bir iştir. Dolayısıyla bu ikisini ayıramayız.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#ff0000;"&gt;&lt;span style="color:#ff0000;"&gt;Bazı&lt;/span&gt; senaristlerde; ‘aslında edebiyatçılar senaryoyu bizim kadar iyi yazamaz’ havası seziyorum. Siz ne düşünüyorsunuz?&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu konuda genelleme yapmak olmaz tabii, ancak şöyle de bir gerçek var; edebiyat bir dildir, sinema da başka bir dildir. Her dilin kendi kuralları vardır. İngilizce kurallarını birebir Türkçe kurallarına uygulayamayız yoksa ortaya ‘tarzanca’ dediğimiz bir konuşma şekli çıkar.Ama bir kişi her iki dili de kendi kurallarını uygulayarak ana dili gibi kusursuz konuşabilir.Bazı edebiyatçıların senaryolarında edebiyatçı oldukları açıkça belli olmaktadır, aynı şekilde bir doktor veya avukat senaryo yazdığında mesleğiyle ilgili detaylara yaklaşımından dolayı (ki bunu farkında olmadan bilinçaltı dürtülerle yaparlar), “Bunu yazan doktor veya avukat” izlenimi doğabilir bunun adı da mesleki çarpıklıktır. Aynı şekilde bir senaryo yazarı roman yazdığı zaman benzer zafiyeti gösterebilir, örneğin fazla sinemasal bir üslup kullanır, okuyanda “Bunu yazan galiba senaryo yazarı” izlenimi uyandırabilir. Neticede senaryo yazarlığı da edebiyatçılık da uzmanlık isteyen işlerdir. Dâhiliye uzmanı ile Nörolog gibi; ama ikisi de netice doktordur; gereğinde aynı hastayı muayene edebilirler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#ff0000;"&gt;İyi bir senaristin hamurunda neler olmalı?&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;Lütfi Akad ustamın kulağıma küpe olmuş bir öğüdü vardır; “Bir sinemacının her konu hakkında uzman kadar değil ama o konunun uzmanına soru soracak kadar bilgi sahibi olması gerekir.”Bu iyi bir araştırmacı, iyi bir okuyucu olmayı gerektirir; istediğiniz bilgiye ulaşmak için uzmana doğru soruyu sormanız gerek. Yarattığınız karakterler bazen bir doktor, bir hukukçu veya bir oto tamircisi olabilir, hepsinin meslekleriyle ilgili detayları bilmeniz mümkün değildir elbette bu detaylara uzmanlardan ulaşırsınız ancak.Bir senaryo yazarında olması gereken önemli bir özellik de empati yeteneğidir. Karakteri yaratırken onun yerine geçip, onun gibi düşünebiliyorsanız gerçekçiliği büyük ölçüde yakaladınız demektir.Bir diğer gereklilik de, bir bakış açınızın ve söyleyeceğiniz bir cümlenizin olmasıdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#ff0000;"&gt;İyi kurulmuş bir dizi örneği verebilir misiniz?&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Rahmetli Sulhi Dölek’in kurduğu ‘Yabancı Damat’ı bir örnek olması açısından verebilirim. Dramatik yapıyı çok iyi kurduğu için iyi iş yaptı. Her şeyden önce ırkçı değil. Böylece Yunan da beğendi Türkler de beğendi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#ff0000;"&gt;Senaristler yönetmenlerden, yönetmenler de kendisinden başka herkeslerden biraz şikâyetçi gibi? &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu bir ekip işi ise, uyumsuzluğun altında yatan nedir?Bu tamamen bizim insanımıza özgü bir davranış biçimi aslında. Başarısızlığın suçunu hep başkalarına atmayı seviyoruz ama başarıyı da nedense tek başımıza sahiplenmek istiyoruz. Aslında üretim sırasında taraflar adasındaki diyalog sağlam ve sürekli olursa bu uyumsuzluk da ortadan kalkar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#ff0000;"&gt;Sen-der kurucusu olarak amacınıza ulaştığınızı düşünüyor musunuz?&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ağır ama emin adımlarla ilerliyoruz, başlangıçta 8 kişiydik şimdi 120’yi geçtik sanırım. Hâlâ ideale ulaşamasak bile umudumu yitirmiş değilim. Olumlu gelişmeler sürekli oluyor. Uzun zamandır özlemini çektiğimiz meslek birliğimiz SİNEBİR nihayet kuruldu örneğin. Ama şimdi bunu sağlıklı çalıştırmak gerek, doğal olarak yeni sorunlar da ortaya çıkıyor… Aşılacaktır herhalde.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#ff0000;"&gt;SİNEBİR nasıl bir kuruluş?&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;Sinebir, bir meslek örgütü, yarı resmi bir yapısı var; ana görevi, sinemada eser sahibi olan yönetmen, senaryo yazarı ve müzikçinin telif haklarını korumak.&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#ff0000;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#ff0000;"&gt;Derneklerde çekişme bitmez. Sen-der’deki dedikoduları alalım.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dediğiniz gibi bu tür örgütlerde çekişme hep olur, dedikodu da ulusal “hasletlerimizden” biridir malumunuz. Ama başka örgütlerle kıyaslandığında çekişme bakımından Sen-Der çok masum kalır. Asıl önemli olan eser sahiplerinin hakları konusunda bir şeyler yapılması. Bunun için de önce “eser sahibinin” haklarının farkında olması hatta “eser sahibi” olduğunun farkında olması gerek.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#ff0000;"&gt;Bazı senaristler bunun farkında bile değilmiş gibi konuştunuz&lt;/span&gt;.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Elbette, bunlar aslında yeni kavramlar; eski yasaya göre bir sinema eserinin sahibi yapımcıydı ama yeni yasa, eser sahibi olarak o eseri yaratanları yani yönetmen, senaryo yazarı ve müzikçiyi tanımlıyor. Bu kişilerin sahip olduğu haklar da var, bu haklardan bazıları vazgeçemeyeceğiniz temel haklarımız. Bazı arkadaşlarımızın ellerindeki bu gücün farkında olmadıklarını gözlemliyorum. Belki eski alışkanlıklardan belki yapımcıyla ters düşme endişesinden bu güçlerini kullanmaktan kaçınıyorlar. Aslında meslek birliklerinin bir görevi de bu endişeleri ortadan kaldırmak, gerekirse bu hakları üyesi adına kullanmaktır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#ff0000;"&gt;Her tarafta pıtrak gibi senarist kursları açılıyor, yapımcılar hâlâ iyi senarist yok diyor. Bu durumda bunca insanın zaman ve para harcamasına rağmen bir şey olamıyorlar mı&lt;/span&gt;?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu tamamen yapımcıların halt etmesidir, başarısız bir işte en ideal günah keçisi senaryo yazarı olmaktadır. “İyi senaryo yazarı yok” sözünü kabul edemem ama “İyi yapımcı yok” lafını rahatlıkla söyleyebilirim. Şu nedenlerden dolayı:Klasik Yeşilçam’dan günümüz Tv dizilerine gelen çizgide Senaryo Yazarlarının en çok karşılaştıkları eleştiri “Hep aynı senaryoları yapıyorlar, hiç yaratıcılıkları yok” şeklinde olmaktadır.Bir kere yanlış şurada; benzer olan şeyler senaryolar değil, temalar ve öykülerdir. Senaryo dediğimiz şey o öykünün anlatılış şeklidir.Gelelim öykülerin benzerliği konusuna, bu doğrudur ama suçlusu senaryo yazarı değildir ki… Nice özgün öykü yapımcıların önüne gelmiş ama yapımcı ya anlayamadığından ya da cesareti olmadığından bu projelere para yatırmamıştır. Onun yerine dünyada denenmiş, gişe başarısı sağlamış öyküleri yeğlerler, senaryo yazarlarından böyle işler isterler. Beylik, klişeleşmiş bir sloganları vardır “Amerika’yı yeniden keşfetmeye gerek yok” diye. Ne aşağılık, ne teslimiyetçi bir ifade. Amerika keşfedildi başımıza yeterince bela oldu zaten, elbette bir daha keşfetmeyelim. İyi güzel de bu kafayla yeni kıtaları nasıl keşfedeceğiz? Herhangi bir yerde keşfedilmeyi bekleyen yerler olmadığını nerden biliyorsunuz? Güzel, farklı, yeni senaryoların ortaya çıkmamasının en büyük nedeni, cesaretsiz yapımcılardır. Senaryo kurslarına gelince, hiç kimse insanın kafasının içini açıp bilgi koyamaz. Kursların veya bu konudaki diğer eğitim kurumlarının görevi sadece kılavuzluk etmektir, gerisi kişinin kendi becerisine kalmıştır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#ff0000;"&gt;Söz yapımcılardan açılmışken, bazılarının korumaları ile gezdiğini duyuyoruz. Bu doğru mu? Ya da böyle bir şeye ne gerek var ki?&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;Sanırım çektikleri bazı mafyoz dizilerin fazla etkisinde kalmışlar ! Belki de senaryo yazarlarına, yönetmenlere fazla haksızlık yaptıklarını düşünüp “başımıza bir şey gelir mi acaba?” diyerek koruma tutuyorlardır! Yapımcıları anlamak zordur !&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#ff0000;"&gt;Siz mizah yazarı ve karikatüristsiniz. Şu andaki komedi dizilerinden en çok hangisini beğeniyorsunuz?&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;Avrupa Yakası’nın ilk iki sezonu… Yabancı dizilerden Monk iyi… Mekan komedileri hep aynı çizgide , sıkıyor artık eski tadı yok…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#ff0000;"&gt;Şu anda içinde olduğunuz bir proje var mı?&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Evet var, bir senaryo grubuyla aksiyon-komedi dizisi üzerine çalışıyoruz, büyük bir olasılıkla yakında çekimler başlayacak, ancak henüz motor denmediğinden fazla detay vermek istemiyorum. Çünkü bu piyasada her şey o kadar çabuk değişiyor ki, yalancı çıkmak istemem.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#ff0000;"&gt;Grubunuzda kimler var?&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hakan Haksun, Müjdan Kayserli&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#ff0000;"&gt;Hazır yeri gelmişken yazı gruplarında çalışmak bir senarist için daha mı elverişli bir ortam&lt;/span&gt;?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Duruma bağlı. Grup elemanları birbirleri ile anlaşamazlarsa iyi iş çıkaramazlar. Mutlaka frekanslarının uyması gerekir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#ff0000;"&gt;Avrupa yakasındaki bazı replikler neredeyse Türk Dil Kurumu’na girmek üzere. Bunu nasıl karşılıyorsunuz?&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;Sadece Avrupa Yakası’nda değil birçok dizide aynı sorun var. Söz konusu dizi Türkçe’yi bozmakla suçlandı. Nişantaşı’nın sosyetik, sonradan görme, kültürsüz, sorumsuz karakterinin kullandığı “oha falan oldum” türünden cümleleri buna örnek gösterildi. Oysa burada yapılmak istenilen tam tersi Türkçe’yi savunmaktır. Burada ironi vardır, yani bu tür tümceleri kullananlar karikatürize edilmekte, alaya alınmaktadır, “Bu tür konuşmaları kıt zekalı insanlar yapar, dikkatli olun” mesajı verilmektedir. Ancak toplum olarak biraz ironi özürlüyüz, bu anlaşılmadı. Herkes bu tür karakterleri benimsedi. Hatta bazı köşe yazarları bile Avrupa Yakası’na gönderme yaparak “Oha falan oldum” diye yazdılar. Aynı dizede Peker’in oynadığı psikopat karakter de bir anda sevildi, herkes onun gibi davranmaya başladı, oysa o da eleştiri amaçlı konmuş bir tipti. Zavallı senaryo yazarı da toplumsal bir faciaya neden olmamak için karakteri biraz yumuşatmak zorunda kaldı. Bence asıl vahim olan bu durumdur. Argo, bir dilin tuzu biberidir, yerinde kullanıldığı zaman bir tat elde edersiniz, senaryolarda da karakter belirlemeleri yaparken bazen argo kullanılmak zorunda kalınır, bu doğaldır önemli olan kullanılan argonun Türkçe dil mantığına uymasıdır.Tabii Türkçe’yi bilinçsizce kullanan senaryolar da yok değil. Çok yanlış ifadelere sıkça rastlıyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#ff0000;"&gt;Binbir Gece olayına ne diyorsunuz? Bir ofis tacizinden romantik bir hikâye yaratıldı. Başarılı buluyor musunuz? Bu mudur yani?&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;Amaç reyting ise Makyavel Amca’nın yaklaşımıyla “evet budur” diyebiliriz. Tabii bir de kişisel görüşüm var ama etik olarak aynı kulvarda olduğum meslektaşlarımın işleri hakkında görüş bildirmeyi doğru bulmam. Ancak bu ilginç bir dizi, burada izleyici açısından bir değerlendirme yapayım.İzleyicinin bilinçaltı duygularını, libidosunu gıdıklayan bir taciz olayı var, öyle ki sırf bu unsurdan aldığı gazla hâlâ reytinglerde ilk sırada. Şimdi başka bir örnek vereceğim bu dizinin öyküsü Türkan Şoray’ın yönetmenliğinde çekilen “Azap” filimden yola çıkılarak yazılmıştır. Yapımcılarından biri de yanılmıyorsam gene Binbir Gece’nin yapımcısıydı. Film şöyle gelişiyordu; kadının çocuğu hasta, ameliyat için para gerek, kadın zengin adamdan para ister ve malum teklifi alır; tabii o zamanki meşhur Şoray kanunları gereği kadın bunu şiddetle reddeder sonuçta çocuk ölür… Bu film Türk sinema tarihinin en çok zarar eden filmleri arasındadır, bir haftada apar topar kaldırılmıştır. Dizide ise kadın adamın teklifini kabul edip, yatar reytingler de havaya fırlar. Bu konunun etik ve sinemasal yanı tartışılabilir tabii ki ama izleyicide bir tuhaflık olduğu da kesin. Freud bu durumu izah etmiştir herhalde.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#ff0000;"&gt;Ben gazeteci olarak komedi yazarlarından veya oyuncularından birinin Meclise girdiğini ve ben de gidip onunla röportaj yaptığımı hayal ediyorum. Soru sorduğunuzda kendini tutamayıp memleket gerçeklerini bir bir sıralayacak. Ülke gözlerinden yaş gelinceye kadar gülecek. Mesela siz meclise girseydiniz nasıl bir parlamenter olurdunuz?&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;Çok kötü bir parlamenter olacağıma eminim… Bir mizahçının en iyi malzemesi parlamenterlerdir, çünkü mizahın temelinde muhalefet vardır; herkesi kucaklayan bir mizah olmaz illa ki birilerini dışarıda bırakacak, birilerini kızdıracaksınız. Nabza göre şerbet vererek mizah değil ancak komiklik yaparsınız. Bakın bu konuda parlamenterlerle boy ölçüşemem doğrusu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#ff0000;"&gt;Televizyon yazarlarının çoğu sinema yazarı olmayı düşlüyor. Sizin hayaliniz ne?&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;Ben sinema okudum, ustalarım Lütfi Akad, Metin Erksan, Halit Refiğ, Duygu Sağıroğlu gibi sinemacılardı. Aslında yapılan iş bakımından pek bir farkı yok, sadece yayın mecraları farklı. Elbette idealim sinema, çünkü sinema geleceğe kalacak bir iş, tıpkı roman gibi; Tv dizileri ise günlük gazete yazılarına benzer, o gün okunup tüketilir. Sinema projelerim var, senaryosunu yazdığım yönetmenliğini yapacağım bir çalışma içindeyim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#ff0000;"&gt;Biraz bahseder misiniz? &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;'Bir Kablumbağa’nın Hayatı’ projesiyle 2005’de Kültür Bakanlığından senaryo yazım desteği, 2006 yılında da ilk yönetmenlik desteği aldım. Öyküsü ve senaryosu bana ait. Yönetmenliği de bana ait olacak haliyle. Dram olacak. Bir köşkün bahçesinde yaşayan bir kablumbağanın gözünden Türkiye’nin son yüzyılını anlatıyor. Neden kablumbağa?Kaplumbağalar uzun yaşadığı için onu metafor olarak kullandım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#ff0000;"&gt;Senaryosunu çok başarılı bulduğunuz birkaç filmin adını verebilir misiniz?&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;Olağan Şüpheliler, Fargo, Barton Fink ve David Mamet senaryoları&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#ff0000;"&gt;Hep televizyona yazmışsınız neden?&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aslında Demirel gibi bir yanıt verebilirim “Sinema yap dediniz de yapmam mı dedim?”Şartlar öyle gerektirdi; sinemanın altın çağı dönemlerinde çocuktum sadece izleyici olarak ilgilendim sinemayla. Sinemacı olarak ortaya çıktığımda ise bir 12 Eylül yılgınlığı hâkimdi etrafa kimsenin film falan düşünecek hali yoktu, özel televizyonlar da ortaya çıkınca izleyiciler bir heves bu yeni oyuncakla oyalandılar. Yeni yeni nefes almaya başladı sinemamız, bundan sonra sinemaya ağırlıklı çalışmak arzusundayım. Tabii olanak bulursam.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#ff0000;"&gt;Bunca iş yapmışsınız, onlarca dizi yazmışsınız, ödüller almışsınız sizinle ilgili bir röportaj bulamadım internette. Örneğin sizden daha az dizi yazan kadın senaristlerle (bazılarıyla) tekrar tekrar röportaj yapılmış. Kadın oldukları için mi yoksa başka bir nedeni var mı?&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;Aslında ben de çok merak ediyorum bu sorunun yanıtını, bu söyleşileri yapan arkadaşlara sormak isterdim.Medya organları işin görsel yanıyla daha ilgili, ön planda olan oyuncuları çıkartıyor izleyenlerin karşısına veya özel yaşamlarıyla gündemde olan yazarlar, yönetmenler yeğleniyor. İşin mutfağı kimseyi pek ilgilendirmiyor. Aslında medya isterse belki ilgilenecek ama aklına gelmiyor insanların, medya da halk istemiyor diye yer vermiyor. Kısır bir döngü. Yeni çıkan bir ürünü vitrine çıkartmayıp tezgâh altında saklarsanız kimsenin aklına sormak gelmez… Kadın senaryo yazarlarıyla söyleşilerin sık yapılmasının nedeni dediğiniz gibi olabilir. Bir kadının ön planda olması, fotoğraflarının basılmasını estetik buluyor olabilirler, belki de bilinçaltı bir harekettir bu. Ama ürettiklerinden dolayı değil de kadın olduğundan dolayı yapılıyorsa durum vahim.Zaten “kadın senaryo yazarı” tanımı da bana tuhaf geliyor, sevmiyorum bu tabiri. Beni tanımlarken “erkek senaryo yazarı” denmiyorsa öteki de söylenmemeli. Yazarlık cinsiyete göre yapılan bir iş değil ki. Farkında olmadan ayrımcılık yapılıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#ff0000;"&gt;Televizyonun bugünkü halini nasıl değerlendiriyorsunuz?&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;İçler acısı… Yaratıcılık yok, cesaret yok, yeni bir şeyler yapmaktan kaçınıyorlar, işi bildikleri konusunda ciddi kuşkularım var. Tamam bu iş ticarettir ama günü kurtarmaya çalışan işportacı gibi hepsi, kalitesiz malları ucuza satıp sürümden kazanma derdindeler. Büyümek, market, süper, hiper market olma gibi bir girişimleri yok zaten böyle bir dertleri de yok. Çamurlu bir yolda gidiyoruz, önce paçalarımıza çamur sıçramasın diye çok dikkat ediyoruz; pabucumuzun burnuna basarak yürüyoruz ama sıçrıyor. Bari daha yukarı çıkmasın diyoruz, gene olmuyor çamur belimize kadar geliyor, sonunda “battı balık yan gider” diye çamurun içine atlayıp baştan aşağı sıvanıyoruz ve bundan sonra hiç dikkat etmeden rahat rahat yolumuza devam ediyoruz hatta elimizi cebimize sokup ıslık bile çalıyoruz keyfimizden. Bugün olan aynı bu durumdur. Her ay birkaç tane dizi bitiyor. Daha doğrusu iflas ediyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#ff0000;"&gt;Nedenlerini söyleyebilir misiniz?&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Doğa kanunlarının acımasız kapitalizme uygulanmasıdır olanlar. Zayıf olanlar yok olup gider, güçlü olanlar yola devam eder.Tabii burada güçlü olmakla kaliteli olmak aynı olmuyor ne yazık ki. Sistem kaliteyi yok etti, izleyicinin yumuşak karnını bulup ona hitap eden işler bu sonucu ortaya çıkartıyor, kaliteli işe yönelmesi için ona alışması gerek, zaman içinde benimseyip farkında olmadan zevkleri değişecek ve kaliteliyi isteyecek. Ama kimsenin bunu bekleyecek hali yok, bu rekabet ortamında hiçbir işe beş bölümden fazla şans tanınmıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#ff0000;"&gt;Şu anda başarılı bulduğunuz veya severek izlediğiniz dizileri sorsak ne dersiniz?&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;Bir isim vermemeyim; sevdiğim bir iki dizi var elbette; çok kötü birbirinin kopyası işler de var. Ancak bir filmi izlerken iki farklı şekilde değerlendirmek gerek. Bir ne anlatıyor, iki nasıl anlatıyor? Ne anlattığı ideolojiktir, verdiği mesajla ilgilidir, nasıl anlattığı ise estetiktir, sanatsaldır. Bazen bu ikisini karıştırıyoruz; bazen mesajını benimsediğimiz kötü çekilmiş bir işi göklere çıkartıyoruz veya estetik acıdan mükemmel bir filmi sırf mesajını sevmedik diye batırabiliyoruz.&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#ff0000;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#ff0000;"&gt;Senarist adaylarına tavsiyeleriniz?&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Nasreddin Hoca, oğluyla eşeğine binmiş gidiyor; biri çıkmış karşılarına…“Yazıktır hayvana, ikiniz birden binmişsiniz üstüne” demişOğlunu indirmiş aşağıya, eşeğin yanından yürütmüş; başka biri gelmiş“Küçücük çocuğu yürütüyorsun sen eşekte sefa sürüyorsun” demişBu defa Hoca inmiş çocuk binmiş eşeğe, gene biri gelmiş“Yaşlı başlı adam yürüyor, genç adam eşekte gidiyor ne günlere kaldık” demişBu defa ikisi birden inip eşeğin yanından yürümüşler, son gelen herif bu durumu da eleştirince, Hoca, eşeği sırtladığı gibi yola koyulmuş.Şimdi bu kıssadan hisse şu olmalı, eleştirileri, tavsiyeleri dinleyin ama hemen uygulamaya kalkmayın yoksa eşekleri tepenize çıkartırsınız.Sevgili dostlar kimseye projelerinizi anlatmayın çalarlar, kimsenin projesini de dinlemeyin ola ki sizin de kafanızda benzer bir proje vardır sonra adınız hırsıza çıkar derdinizi anlatamazsınız… Mümkünse her fikrinizi küçük bir not halinde de olsa yazın.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#ff0000;"&gt;İyi de yeni işe başlayanlar kimselere anlatmadığı projesini nasıl görücüye çıkaracak?&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şimdi gene Nasreddin Hoca gibi “Sen de haklısın” diyeceğim. Köşende çağrılmayı beklemekle de olmaz tabii, espri yaptım sadece. Yapacağınız şey projenizi sağlama alıp örneğin Sinebir gibi bir meslek birliğine tescil ettirip, yapımcı aramak. Ama yapımcıyı seçerken de dikkatli olmak gerek, projenizin çok yer dolaşıp, ayağa düşmemesi yararınızadır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#ff0000;"&gt;Biraz da politikadan bahsedelim. Cumhurbaşkanlığı seçimleri yaklaşıyor özellikle TRT bu olayı bekler gibi. Ne düşünüyorsunuz?&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;Sadece TRT değil herkes bunu bekliyor. Sistematik bir şekilde yavaş yavaş devletin her kademesi mutasyona uğruyor. Bütün tersaneler ele geçiriyor, Ofer Sami, Galtaportu kuruyor, bütün kaleler zapt ediliyor, yakında bütün ordular da dağıtılabilir mi acaba? Sonra bir de gaflet, dalalet, hıyanet meselesi var.Tepemizdeki senarist, dünyaya bir senaryo yazmış Türkiye’ye de bir rol vermiş. BOP, ılımlı İslam, eyalet sistemi gibi gelişmelerle sürüyor bu senaryo. Esas oğlanla esas kız başkaları, filmin kötü adamları da var, figüranları da; bizim rolümüz ise aşçı, uşak gibi üçüncü derece bir karakter. Mizahçı olarak bol malzemeli günlerin geldiğini görüyorum, yakında bir mizah patlaması yaşanabilir. Bundan da endişe duyuyorum; mizah genel gidişatla ters orantılıdır, en yoğun mizah üretilen dönemler hep kötü dönemler olmuştur; rahat dönemlerde ise mizah da etkisini azaltır, salt güldürmeye yönelik neşeli eserler ortaya çıkar. Cumhurbaşkanlığı seçimi uzayacağa benziyor, büyük bir olasılıkla erken seçim var. Şimdi partilerin düşünmesi gerekiyor, Tandoğan ve Çağlayan mitingleri gerçekten olağanüstüydü. Uzun zamandan beri görmediğimiz bilinçli bir kitle kendini gösterdi. Yani iyi bir seçmen kitlesi var, seçecekleri kişileri arıyorlar. Partilerin eski çekişmeleri bırakıp bu fırsatı kullanmaları gerek. Artık birleşirler mi, ittifak mı yaparlar bilmem.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#ff0000;"&gt;Genelde AKP’nin, özelde de şu andaki Kültür Bakanlığı’nın sanatçılara yaklaşımını nasıl buluyorsunuz?&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;AKP genele nasıl yaklaşıyorsa sanatçısına da öyle yaklaşıyor, ayrım yapmıyor yani hakkını yemeyelim! Bence sanat yapılmasını istemiyorlar, sanat mekanlarını battal duruma getirme gayretleri bu yüzden. Sinema Yasası oluşturulurken Kültür Bakanı’nın (Erkan Mumcu) sektör temsilcileriyle yaptığı toplantılara katıldım, gerçekten bir şeyler yapılma çabası vardı ortaya çok ideal olmasa da bir yasa çıktı. Ama zaman içinde uygulamada aksaklıklar gözlendi; şimdi sanki yasak savmak gibi bir şeyler yapılmakta. Küreleşme, özelleştirme politikası çerçevesinde devlet temel görevlerinden elini çekmekte bir bir; sağlıktan, eğitimden çekiliyorsa sanattan hayli hayli çekilecektir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#ff0000;"&gt;Karikatürlerinizden bahsedecek olursak, halen çiziyorsunuz değil mi?&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Birkaç arkadaşla birlikte bir mizah grubumuz var “Homur Mizah Grubu” 5 yıldır belli aralıklarla “Homur” dergisini çıkartıyoruz. İlginç bir dergi, benzeri başka var mı bilmem. Şu bakımdan; bir kere sahibimiz yok, bir büromuz, adresimiz yok. Kefelerde lokallerde toplanıyoruz, siyasi mizah üretiyoruz. Çeşitli sivil toplum örgütleri basımı üstleniyorlar, artık onlar da alıştılar teklif onlardan geliyor. Birleşik Metal, Eğitim-Sen, Tabipler Odası gibi örgütlere çeşitli sayılar yaptık. Mizah üslubu olarak, 40’lı yıllarda Aziz Nesin, Rıfat Ilgaz, Sabahattin Ali tarafından çıkartılan Markopaşa dergisini örnek aldık kendimize. Buraya hep çiziyorum hem de yazıyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#ff0000;"&gt;Karikatür çizmek de biraz senaryo kurmak gibi değil mi?&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kurmaca anlamında evet, sadece dili farkıdır, yöntemi farklıdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#ff0000;"&gt;Bize biraz da çocukluğunuzdan bahseder misiniz?&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Levent’te geçti çocukluğum, Emlak Bankası’nın emekliler için kurduğu ortahalli bir mahalleydi, tek katlı bahçe içinde küçük evler vardı. Dedem asker emeklisiydi, babam doktor, annem ev kadını, bir kardeşim var fotoğrafçı, büyükannem vardı, sürekli gelip giden akrabalar, komşular. Son derece sıcak insan ilişkileri vardı herkes birbirini tanırdı o mahallede. Şimdi apartman komşumu tanımıyorum. Levent sosyete mahallesi, küçük evler de villa oldu, bahçelerin nasıl olduğunu bilemiyorum çünkü koca duvarlar örtüyor oynarken girdiğim bahçeleri… O mahallenin güzel insanları da güzel atlara binip gittiler herhalde. Şimdi hiçbirini göremiyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#ff0000;"&gt;Şimdi nasıl yaşıyorsunuz?&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir senarist gibi yaşıyorum. Sabah İlk işim gazete okumak; önce gazetemi okurum, sonra internetten başka gazetelere, köşe yazarlarına bakarım. Sonra çalışmaya başlarım… Hiç kötü huyunuz yok mu?Biraz içe dönük dönük bir insanım. Girişken değilim. Kendimi pazarlamasını pek bilmiyorum. Zaten bu pazarlama lafı da biraz tuhaf geliyor bana.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#ff0000;"&gt;Hangi ortamlarda ya da ruh hali içinde daha rahat yazarsınız?&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sessiz, sakin, yoğunlaşmamı sağlayacak her ortamda çalışırım. Ya sabahın erken veya gecenin ilerleyen saatleri. Yazının türüne, benim o anki halime göre değişiyor .&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3969340583136822993-4784966391169955282?l=senaryoyazari.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://senaryoyazari.blogspot.com/feeds/4784966391169955282/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3969340583136822993&amp;postID=4784966391169955282' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3969340583136822993/posts/default/4784966391169955282'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3969340583136822993/posts/default/4784966391169955282'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://senaryoyazari.blogspot.com/2007/09/senaryo-yazar-syleileri-atay-szer.html' title='Senaryo Yazarı Söyleşileri :Atay Sözer'/><author><name>Sinemada Eser Sahipleri</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14790068428191499679</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_Yjtj_zuDMrs/RuvICpR38CI/AAAAAAAAABg/0TLg0q01j3o/s72-c/atay-siyah200.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3969340583136822993.post-3819875482974679222</id><published>2007-09-15T04:26:00.000-07:00</published><updated>2008-12-11T10:40:54.295-08:00</updated><title type='text'>Senaryo Yazarı Söyleşileri :Hüseyin Kuzu</title><content type='html'>&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_Yjtj_zuDMrs/RuvEjZR38BI/AAAAAAAAABY/qNcv2zhNtwg/s1600-h/Hkuzu.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5110394314542280722" style="FLOAT: right; MARGIN: 0px 0px 10px 10px; CURSOR: hand" alt="" src="http://2.bp.blogspot.com/_Yjtj_zuDMrs/RuvEjZR38BI/AAAAAAAAABY/qNcv2zhNtwg/s320/Hkuzu.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="center"&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="center"&gt;&lt;span style="color:#ff0000;"&gt;Bilenin bilmeyene borcu var.&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Söyleşi:Dursaliye Şahan&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Artık herkes Almanya’daki akrabalarına “DVD mektup” yazıyor. O zaman? Yarın neden kendi köylerinin belgesellerini veya kendi ailelerinin sözlü/görüntülü tarihlerini yapmasınlar?Sinema kursu açmak hem moda oldu hem de bir para kazanma aracı. Artık herkes, çiçek yapma kursu açar gibi sinema kursu açıyor. Amatörlere sinema dilinin basit imla kurallarını öğrenmek ayrı bir şey, sinema yapmak ayrı bir şey. Üç ay İngilizce kursuna gidip, sonra İngilizce roman yazabilir misiniz?&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Şu an bağımsız olarak 50 tane kısa film çekilmiyor ama 90 kadar kısa film festivali var. Böyle şey olur mu?&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Röportaj yapanlar biraz kör aşık gibidir. Bazen çamura bulanmış bir yüzün, bazen anlamsız bir cümlenin, hatta bir sözcüğün peşine takılıp giderler.&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;İşte ‘Kent Film Evleri’ni duyunca böyle bir ‘kör aşık’lık durumu belirdi.&lt;br /&gt;‘Köy evi’ der gibi ‘Kent Film Evleri’ ne demekti?&lt;br /&gt;Bir tanesini bulup görsem merakımı giderebilirdim belki ama işin mimarından olayın aslını öğrenmek ve sizlerle paylaşmak için Hüseyin Kuzu ile röportaj yapmak daha cazip geldi.&lt;/div&gt;&lt;div&gt; &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="color:#ff0000;"&gt;‘Kent Film Evleri’ ne demek oluyor? ‘Halkevi’ der gibi !&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Doğru, adını ve pratiğini “Halkevleri” ve “Köy Enstitüleri”den esinlendik de ondan... 2001 krizinden hemen sonraki günlerdi. Arkadaşım Eyüp Halit Türkyazıcı ile birlikte haftalar boyu, her gün oturup sinemanın değişen üretim ilişkilerini ve olası yeni imkanlarını konuşup notlamaya başladık. Daha sonra bu sürece birçok arkadaş da katıldı. O dönem birçok iyi yazı da yazıldı ama bu yazıların çoğu aramızda kaldı. “Kent/Semt Film Evleri” işte o dönemki beyin fırtınalarımızın içinde gelişti. Bu konuşmaların ham malzemesi de benim daha önce bizzat yaptığım veya katıldığım atölye deneyimleri oldu. &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#ff0000;"&gt;Son yıllarda sinema kursu açmak, atölye yapmak adeta neredeyse moda oldu. Ama siz Kent Film Evleri’ne daha çok şey atfediyorsunuz. Yanılıyor muyum?&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Evet, sinema kursu açmak hem moda oldu hem de bir para kazanma aracı. Artık herkes, çiçek yapma kursu açar gibi sinema kursu açıyor. Amatörlere sinema dilinin basit imla kurallarını öğrenmek ayrı bir şey, sinema yapmak ayrı bir şey. Üç ay İngilizce kursuna gidip, sonra İngilizce roman yazabilir misiniz? Ama yazılırmış gibi kavranıyor ve sonuçta bu kursların çoğu başarısız ve moral bozucu oluyor. Şüphesiz sıkıştırılmış kısa süreli eğitimler olabilir ama bunlar birkaç aşama olmak zorunda. Demek istediğim 2-3 aylık programlar değil, giderek derinleşen aşamalı programlar yapmak gerek…&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="color:#ff0000;"&gt;Yazılarınızda sürekli “sinema” ile “hareketli görüntü”yü birbirinden ayırıyorsunuz? Bu neden?&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Yeni bir şey söylemiyorum aslında. Bunun nedeni de “Moving Pictures” kavramının Türkçeye tercüme edilmemiş olması. Ben sadece “sinema” sözcüğünün bulanık anlamını aşmaya çalışıyorum. O yüzden sinemayı bir “sanat”, hareketli görüntüyü de bir “alfabe” anlamında kullanıyorum. Bunun pratik birçok yararı var. Mesela sinema tarihi kitaplarımız sinemanın 1890 yıllarda keşfedildiğini yazıyor. Oysa o tarihlerde keşfedilen “hareketli görüntü” idi. Dramatik sinema çok daha sonra, yani 10–15 yıl sonra, ortaya çıktı.&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="color:#ff0000;"&gt;“Hareketli görüntü”nün potansiyel toplumsal yeni imkânlarından bahsediyorsunuz?&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Yazılı bir alfabe öğrenmek, çağdaş bireylerin birbirleriyle bireysel veya kurumsal ilişki kurmak için yaptıkları en geniş toplumsal sözleşmelerden biridir. Bir alfabeyi öğrenen herkes, ister bununla dilekçe yazsın, ister bir ticaret evrakı düzenlesin veya romancı olsun, bu onların imkan ve tercihlerinin bir sonucudur. Okuma yazma zorunlu tutulabilir, çünkü öğrenim ve eğitimin temel araçları (kalem, kağıt, kitap) oldukça ucuzdur. Ama hareketli görüntünün üretim ve tüketim araçları da artık oldukça elimizin altındalar artık. Ben sadece, bunun üstüne düşünmemiz gerek, diyorum. Çünkü kamera aslında “sinema sanatı” yapılsın diye değil, toplumsallığın “o anlar”ının kayıt ihtiyacı yüzünden icat edildi. Bize öğretilen dramatik sinema, belgesel, vb. hareketli görüntünün kabiliyetlerinden sadece ikisi… Bugün televizyondan geçen her şey de hareketli görüntülerle yapılmıyor mu?&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="color:#ff0000;"&gt;Yazılarınızda sürekli hareketli görüntü üretiminin üretim tarzı düzeyinde bir kırılmaya uğradığını söylüyorsunuz? Bunu biraz açar mısınız?&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Hareketli görüntünün üretimi veya tüketimi için 20 yıl önce düşünü bile kuramayacağımız imkânları artık elimizin altında. Fakat teknolojileri piyasanın ekonomi politiğinden çekip almak ve onları toplumsal bir dönüşümün araçları haline getirmek gerek. Yoksa bu kendiliğinde olmayacak. Şimdilerde moda olduğu için büyük bir ilgi var ama bu bir nitelik doğuracak anlamına gelmez. Nasıl bir toplumda yüz binlerce fotoğraf makinesi var ama herkes fotoğrafçı olmuyorsa, bu sinema için de böyle olacak. Ortaya çıkan imkan sadece hareketli görüntü üretimin ve tüketimin artık daha çok “kişisel tasarruf altına” alınabilir olmasıdır. Hepsi bu… Bir toplumsal projeniniz yoksa zaten piyasanın kuralları işleyecek, çarpıklıklar sürecektir. Mesela şu an bağımsız olarak 50 tane kısa film çekilmiyor ama 90 kadar kısa film festivali var. Böyle şey olur mu? Kısa filmciliğimizi üniversitelerin öğrenci filmleri temsil ediyor ama onların birer öğrenci ödevi olduğunu da unutmamak gerek.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#ff0000;"&gt;Üretim tarzında temel değişenleri neler sizce. Dün ile bugün arasında bir kıyaslama yapsak?&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Yaklaşık yüzyıllık bir tarihi olan hareketli görüntü üretimi, başlangıçtan bu güne, iki temel biçimde üretildi.&lt;br /&gt;a) Pelikül film : 19. yüzyılın başında bulunan pelikül film, önce fotoğraf daha sonra da hareketli görüntülerin kaydına imkan sağladı. Bu imkân da önce mekanik, daha sonra mekanik/elektronik kamera vb. araç-gereçlerin kullanımıyla, üretilip tüketildi. Aslında kimyasal bir madde olan pelikül film ve ona bağlı teknolojiler, doğal olarak büyük sermaye, profesyonel bir uzmanlık bilgisi, buna bağlı profesyonel bir işbölümü gerektiriyordu. Bu üretim tarzı halen de böyledir.&lt;br /&gt;b) Elektronik data: Hareketli görüntünün elektronik datalar yoluyla kaydının teorik keşfi de neredeyse pelikül filmle aynı yıllara kadar gerilere gider. Fakat pratik üretim ve dağıtım, ancak II.Dünya Savaşı’ndan sonra ve TV yayıncılığı ile başladı. Ama bu imkanlar 1980’li yılların ortalarına kadar büyük sermayenin tasarrufunda kaldı. Ve bu üretim ve dağıtım tarzı da 30 yıldan fazla, toplum tarafından pahalı, profesyonel uzmanlık ve işbölümü isteyen bir üretim biçimi olarak algılandı. Halen de kısmen öyle algılanıyor.&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="color:#ff0000;"&gt;O zaman temel sorun üretim ilişkilerinde?&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Üretim ve tüketim, 1980’li yılların ortalarında radikal bir değişime uğradı. Çünkü o yıllarda, büyük elektronik tekelleri, araç ve gereçleri küçültüp, ucuzlatarak, tüketim için piyasaya sürdüler. Ama bu araçlar, geniş kitlelere, hareketli görüntülerin hem üretim, hem de çoğaltma ve dağıtım imkânları da veriyordu. Dolayısıyla bu imkân, bir anlamda eski üretim tarzını kırmaya, üretim ve dağıtımı her geçen gün toplumlaştırmaya başladı. Hareketli görüntü artık her geçen gün, kısa veya uzun, dramatik veya belgesel, kültürel veya bilimsel, vb. bir ürünün üretim ve dağıtım imkânlarıyla toplumsallaşmaya devam ediyor. Bu hızlı değişimin olumlu ve olumsuz sonuçları da netleşiyor. Şüphesiz, 80 yıllık birikimiyle, eski üretim tarzının yasaları, kurumları, eğitim programları ve mantıkları buna direniyor ve direnmeye de devam edecek...&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="color:#ff0000;"&gt;Yani bir geçiş dönemi yaşıyoruz? Peki en çok direniş nerede oluyor veya geri dönüşler var mı?&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;“Kırılma” deyince akşamdan sabaha bir şey değişmiyor tabii. Ama büyük kırılma 80’li yılların başında, 3-5 yıl içinde ve tüm dünyada aynı anda videoyla oldu zaten. Yakın çağ sinema tarihimiz bunu hala yazmadı ama pelikül üretim tarzının Yeşilçam’ı videonun gelişiyle çöktü, gitti. Devlet, üniversiteler ve sektörler bu değişimi çok zor kavrıyor. Devletin sinema için çıkardığı yasalar, üniversitelerin sinema eğitimleri hala eskinin bir uzantısı… Şüphesiz eskinin güçlü sermaye ve kurumlaşmış sektörel güçleri yeniyi çarpıtarak olası potansiyelleri de kendisine uyarlamaya devam ediyorlar. Sinemanın sivil toplum örgütleri de öyle… yerleşik sektörel mantık değişimi sadece teknolojik kolaylık ve ucuzluğa indirgiyor. Sinemacılar filmlerini hala ucuz diye dijital çekip filme aktarmaya ve sinema salonlarına sokmaya çalışıyorlar. Oysa sinema salonları büyük sermaye gerektiren eski üretim tarzının bir uzantısı. Siz şimdi DVD için bir demokratik dağıtım ağı örgütlemezseniz yarın büyük sermaye orasını dolduracaktır. Dolduruyor da zaten… “Youtube” tam da bunun bir örneği. Siz treni kaçırınca bir imkân gibi duruyor. Yeni üretim tarzı daha çok küçük veya orta boy, KOBİ türü işletmeler gereksiniyor ama tüketim/dağıtım giderek tekelleşir. Bu derin bir çelişki bence... Ben yakın gelecekte film üretiminin temel veya destek bileşenlerinin, KOBİ türü yapılar ve sivil toplum örgütleri olacağını düşünüyorum.&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="color:#ff0000;"&gt;Üniversiteler veya sinema eğitimi veren kurumlar bu geçiş döneminin neresinde?&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Üniversiteler hala eski üretim tarzının gereksindiği merkezi, uzmanlık ve işbölümüne bağlı eğitim vermeyi ve eleman yetiştirmeyi sürdürüyor. Oysa onların da bu geçiş dönemine uygun bir program yapmaları gerek. Üniversiteler bunu algılayamazsa yeni üretim tarzı kendi eğitim kurumlarını mutlaka kuracaktır. Hem de çok daha pratik ve demokratik yapılar iğçinde… Giderek artan kurslar ve atölyeler işte bu boşluğun bir göstergesi. Çünkü tarih geri döndürülemez akışını sürdürüyor. Küresel dünyaya kendi kültürlerini taşımak isteyen herkes şimdi bir fırsat karşısında… Kent Film Evleri’ni bu amaca yönelik bir proje…&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="color:#ff0000;"&gt;Kent/Semt Film Evleri’ni bir yapı olarak nasıl tanımlıyorsunuz?&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Öncelikle bir proje o… Projeler şüphesiz teorik ve pratik sınamalarla yol alır ve belli programlarla pratiğe geçerler. Programlar, başı ve sonu teorik ve pratik olarak belli, bir anlamda “teknik” çalışmalardır. Projeler değişmez ama programlar somut ve her yerel durumun gereği değişebilirler. Şüphesiz kent, semt, herhangi bir alt kültür veya özgün kültür çerçevesinde yapılabilecek “Film Evleri”nin kendi dinamiklerini gözlenmesi ve kendisinin ayağını basacağı yerin yerel rengini bulması çok daha önemli.&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="color:#ff0000;"&gt;Pratik olarak nasıl bir eğitim ve uygulamalar yapılıyor?&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Hareketli görüntü eğitiminin birikmiş bilgisi hala büyük kentlerde, özellikle İstanbul’da, sıkışıp kalmış durumda. Oysa elektronik teknoloji şimdi her yerde var. Biz oraya bunlarla neler yapılabileceğinin bilgisi ve üretim pratiğini götürüyoruz. Bunu da bir gönül işi olarak tarif ediyoruz. Biz tatil yapmıyoruz. Onun yerine Anadolu’da gittiğimiz yerlerde birkaç günümüzü tatilden sayıyoruz. Bunun için de, belgesel yönetmeni İsmet Arasan arkadaşımızın bir köylüden duyduğu, “Bilenin bilmeyene borcu var” diye bir sloganımız bile var. Böyle desem de, tabii bu bir politik bir duruş da aslında… Maliyetlerin büyük çoğunluğu şüphesiz onlar karşılıyor ama biz de gittiğimiz yerlerden bir kibrit çöpü dahi almamaya gayret ediyoruz.&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="color:#ff0000;"&gt;Daha çok kimlerle işbirliği yapıyorsunuz ?&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt; &lt;/div&gt;&lt;div&gt;*Yerel yönetimler, sivil toplum örgütleri, kültür merkezleri, üniversiteler, hatta zaman zaman yerel işadamları ve devletle… Çoğunluk bunların birkaçı ile birlikte… Tabii hepsinin kendine özgü alışkanlıkları var ve alışkanlık da ayağımıza dolanmıyor değil. Ama burası bir etkileşim alanı ve biz de onlar da öğreniyorlar.&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="color:#ff0000;"&gt;Bir kent/semt film evlerinin bazı alt bölümler var şüphesiz?&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Evet, bu model içindeki bir kent/semt film evinde; 1- Dramatik (Kısa) Film Atölyeleri,2- Belgesel Film Atölyeleri,3- Sözlü/Görüntülü Tarih Atölyeleri,4- Hareketli görüntünün kültürel alanlarda kullanımı, olmak üzere dört tür bölüm veya atölye bulunuyor.&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="color:#ff0000;"&gt;Programlar kaç aşamalı oluyor?&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Üç aşamalı… İlkinde yoğunlaştırılmış olarak hareketli görüntünün temel öğeleri teorik ve uygulamalı olarak anlatılıyor. Kısa filmler ve belgeselleri çekiliyor. Teorik dersler toplu, filmler 5-6 kişilik ekiplerle yapılıyor. Setlerde de eğitmenler öğrencilerin yanında danışman olarak duruyor. Burada herkes her şeyin ucundan tutuyor ama eğilimler de ortaya çıkıyor. İkinci aşamada ortaya çıkan eğilimlerin uzmanlaşma atölyeleri yapılıyor. Senaryo, film yönetimi, görüntü yönetmenliği, kurgu, vb. konularda. Bu aşamada uzmanlık çalışmalarını bir araya getiren ürünler yapılıyor. Eğitmenler bu aşamada sadece süreçlerin sonuçlarını kontrol ediyor. Mesela ben artık bitmiş senaryoya bakıyorum. Üçüncü aşamada ise eğitmenler ve öğrenciler ayrı ayrı çalışıyor ama üretim için bir araya geliyorlar.&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="color:#ff0000;"&gt;Dramatik ve Belgesel atölyelerini anlıyorum. Ama siz “sözlü tarihi”n de görüntülü yapılmasında ısrarlısınız? &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Evet, tarihçiler hala, “bilimselliğini bozar” diye, hareketli görüntüye çekinceli davranıyor. Bir ses teybini alıp sözlü tarih yapıyor, sonra bandı döküp, fotoğraf, çizim vb. ile birlikte kitap haline getiriyorlar. Bazıları pilot bir kamera ile çekim de yapıyorlar ama görüntü için değil, yine döküm için. Tarih Vakfı’nın sitesine bakarsanız görürsünüz. Tarihçiler hala hareketli görüntüyü eski üretim tarzıyla ve pahalı bir şey olarak kavrıyor. Bu yüzden hareketli görüntü onlar için hala sanki belgesel yapmak için gerekli bir şey. Bence bu çalışmaların bir kamera ve yakılacak iki spotla yapılmasının hiçbir sakıncası yok. Bilimselliği de bozacağını sanmıyorum. Üstelik bunu biz sinemacılar değil yine kendileri yapacaklar zaten. Biz sadece onlara kameranın doğasını öğretebiliriz. Hatta bizim öğretmemize bile gerek yok. Broşürleri okusunlar yeter. Sonra sözlü tarih adabıyla alıp yapsınlar ve DVD olarak çoğaltsınlar. İsteyen kitap olarak da basabilir ama kitap için hala matbaa gerekiyor. Oysa isteyen herkes artık evindeki bilgisayarla istediği kadar DVD’yi çok daha ucuza çoğaltabilir. Üniversite veya kurumlar bir an önce bunu kavramalı. Yoksa atı alan Üsküdar’ı geçecek zaten… &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#ff0000;"&gt;Alt birimlerin dördüncüsü ne anlama geliyor?&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Bazı tanımların anlamı da bulanıklaştı artık. Mesela “amatör” ne demek? Bunu eski üretimin “profesyonel” tanımı göre yapmanın anlamı ne? gibi sorular var çünkü. Ama hareketli görüntü üretimi madem bu kadar kişisel tasarruf altında, bunun en basit kurallarını kitlelere de öğretmek gerek. Yoksa köylüler(!) de dilekçe yazmak yerine köylerinin sorunlarını bir “video dilekçe” ile zaten milletvekillerine ilettiler. Artık herkes Almanya’daki akrabalarına “DVD mektup” yazıyor. O zaman? Yarın neden kendi köylerinin belgesellerini veya kendi ailelerinin sözlü/görüntülü tarihlerini yapmasınlar? Ben Anadolu birçok örneğine rastladım. Bu yüzden hareketli görüntünün eğitimi orta dereceli okullara mutlaka konulmalı. Şüphesiz bu tür bir kitlesel üretim yerleşik birçok menfaati de sarsacaktır. Zararı yok sarssın! Amerika’da yeni eğilimler konusunda bir konuşma yapması için akademisyenlerin davet ettiği bir toplantıda ünü yapımcı /yönetmen George Lukacs da da aynı şeyi söylemiş ve akademisyenler salonu boşaltmış. Varsın boşaltsınlar, tarih geri dönmez artık!&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="color:#ff0000;"&gt;İstanbul, büyük kentler veya Anadolu kentleri arasında ne tür farklar ve renkler çıkıyor?&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Çok farklı. Büyük kentler sinema atölyelerini tüketiyor bence. O yüzden, bizim Senaryo Yazarları Deneği’nin atölyeleri dışında İstanbul’da atölye yapmıyorum. Çünkü herkes 3 ayda sinemacı olmaya kalkıyor. Bizi Anadolu kentlerine çeken şey orada yaşadıklarımız. Mesela 2003 yılında, III. Diyarbakır Festivali sırasında bir lokanta sahibinin önümüze geçip, “Siz bu kente ne çok şey veriyorsunuz. Acaba ben sizin için ne yapabilirim?”dedi. Bize ertesi gün ısrarla kahvaltıya çağırdı. Kıramadık gittik. Bu kez de komşu esnaf durumu görüp, “O zaman yarın da ben sizi ağırlayayım” dedi. Diyarbakır’da kendisine “Dijital Ahmet” diye isim taktımız bir Ahmet Abi var mesela. Onun benzin istasyonunun arkası küçük bir stüdyo adeta. O da, çekimler sırasında arabaların benzinleri benden, dedi. Daha sonra da öğrencilerimize kamerasını verdi. Kısacası, anlatmakla bitmeyecek katılım biçimleri ve sıcaklıklar oluşuyor.&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="color:#ff0000;"&gt;Geçmiş çalışmalar nerelerde yapıldı?&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;1995’den sonra birçok demokratik kuruluş ve kültür merkezi ile daha çok senaryo atölye yapmıştım. Ahmet Soner’in çağrısı ile Mezopotamya Kültür Merkezi’nde yaptığımız atölye ise geçmiş bütün deneyimlerin harmanladığı bir çalışma oldu. Bu atölyeye birçok farklı görüşten arkadaş kaldı. Daha sonra BEKSAV, Başka Kültür Merkezi’nde de benzer çalışmaları yaptık. Kent Film Evi adıyla en geniş dosyayı ilk kez 2003 yılında Antalya Kültür Sanat Vakfı için hazırladım. Fakat 2003 yerel seçim ortamına girince çalışmanın seçim sonrası kalma eğilimi ortaya çıktı. Ben de Diyarbakır festivalinden gelen bir teklifle dosyayı hızla oraya uyarladım. Mezopotamya Kültür Merkezi’nde yetişen genç arkadaşlar ve konuk eğitmenlerle festival öncesi orada başarılı bir çalışma yaptık. Çalışma öyle başarılı oldu ki biz daha İstanbul’a dönmeden önce herkes onu konuşuyordu. O yaz Batman’da ve ertesi yıl D.Bakır’daki çalışmayı da Ahmet Soner yönetti.&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="color:#ff0000;"&gt;Bu çalışmalardan yavaş yavaş da çekilmeye başladınız galiba?&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Evet. Benim her yerde olmam mümkün değil. Üstelik gerekmiyor da zaten. Yetişen genç arkadaşlar oluşan bu dosyayı alıp çalışmaları rahatça yürütüyorlar. Mesela 2004’de Anadolu Kültür A.Ş.’nin bana getirdiği genel yönetmenlik teklifini ben de Uğraş Salman arkadaşımıza önerdim. Uğraş hem D.Bakır hem de Kars’taki çalışmaları yönetti. Şu an Kars’ta bir kez daha yapıyor. Kent/Semt Film Evleri dosyası aslında esnek bir dosya. Geçen yıl aynı dosyayı, ders verdiğim İstanbul Kültür Üniversitesi’nin daha önce daha çok bir gösterim programı olarak düşündüğü “Film Yolu” dosyası ile birleştirdik ve Mardin’de bir çalışma yaptık. Bu yıl sinema bölümü Gaziantep’te bir tane daha yaptı. Birer tane de Amasya ve Kıbrıs’ta yapılacak. Bu film evlerinin illa da kentler bağlamında yapılması gerekmiyor. Geçen yıl bir grup arkadaşla “Kafkas Film Evi” yaptık mesela. Şu an genç iki arkadaşımız Serkan Acar ve Kahir Temim de Trabzon ve Hatay’da bir kent film evi kurmanın ön hazırlığını yapıyorlar. Özcan Alper de Hopa’da bir tane yapacaktı ama film çalışması yüzünden erteledi. Hüseyin Karabey’in Londra’da göçmen çocuklarla yaptığı atölye de ilginç oldu bence. Bu arada benim de eğitmen olarak katıldığım, Senaryo Yazarları Derneği’nin Adalet Bakanlığı ve Kültür ve Turizm Bakanlığı ile Bayrampaşa ve Paşakapısı Tutukevlerinde yaptığı film öyküsü atölyeleri de oldukça başarılı oldu.&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="color:#ff0000;"&gt;Bütün bu çalışmalardan sonra siz nerede duruyorsunuz?&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Dikkat ederseniz çalışmaların hep olumlu sonuçlarından bahsettim. Olumsuz veya çözümü zaman isteyen birçok sorun da yok değil tabi. Temel sorun her film evinin kendi başına ayakta durması ve sürekliliğinin sağlanması. Yerel yönetimlerin çoğu bu çalışmaları hala yaptıkları sekreterlik kursları ile karıştırıyor. Ne kadar çok insan gelip giderse iyi olur sanıyorlar. Politik tabanlı kültür merkezleri ise bu çalışmaları kitle tabanı edinme aracı olarak görüyorlar. Çalışmalara katkı veren diğer kurumlar ise süreci bir “etkinlik” olarak kavrıyor. Oysa bir film evi, en azından başlangıçta, seçilmiş ve 15-20 kişi ile yapılmalı. Yetişenler kendilerinden sonra gelecekleri de yetiştirmeyi vazife bilmeli… Bizim sistemli olarak geri çekilmemiz gerek ama bazen buna fırsatımız olmuyor. O zaman da emeklerin bir kısmı boşa gidiyor ve çalışmalar patinaj yapıyor. Ben de şimdilerde bu sorunu önüme koydum. Yapılan çalışmalar sürecinde ortaya çıkan olası olumsuz sonuçları bir dökümünü çıkarıp modellediğim dosyanın sonuna ekleyeceğim. Film evlerinin kontrolünü öğrencilerimize devrederken bu da çok gerekli…&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="color:#ff0000;"&gt;Bize zaman ayırdığınız için teşekkür ederiz.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt; &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Ben teşekkür ederim. &lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3969340583136822993-3819875482974679222?l=senaryoyazari.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://senaryoyazari.blogspot.com/feeds/3819875482974679222/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3969340583136822993&amp;postID=3819875482974679222' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3969340583136822993/posts/default/3819875482974679222'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3969340583136822993/posts/default/3819875482974679222'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://senaryoyazari.blogspot.com/2007/09/senaryo-yazar-syleileri-hseyin-kuzu.html' title='Senaryo Yazarı Söyleşileri :Hüseyin Kuzu'/><author><name>Sinemada Eser Sahipleri</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14790068428191499679</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_Yjtj_zuDMrs/RuvEjZR38BI/AAAAAAAAABY/qNcv2zhNtwg/s72-c/Hkuzu.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-3969340583136822993.post-6064409212663558037</id><published>2007-09-15T04:20:00.000-07:00</published><updated>2008-12-11T10:40:54.427-08:00</updated><title type='text'>Senaryo Yazarı Söyleşileri :Filiz Terzi</title><content type='html'>&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_Yjtj_zuDMrs/RuvBXZR38AI/AAAAAAAAABQ/QlOqzWqNkZA/s1600-h/Filizterzi.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5110390809848967170" style="FLOAT: right; MARGIN: 0px 0px 10px 10px; WIDTH: 207px; CURSOR: hand; HEIGHT: 271px" height="283" alt="" src="http://2.bp.blogspot.com/_Yjtj_zuDMrs/RuvBXZR38AI/AAAAAAAAABQ/QlOqzWqNkZA/s320/Filizterzi.jpg" width="218" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Söyleşi :Dursaliye ŞAHAN&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="center"&gt;&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;Sinema ölüme gol atmaktır&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Ben senaristleri kurşun askerleri ile oynayan küçük çocuklara benzetirim. Ellerinde bir avuç asker, kızılca kıyamet kopan savaşlar, zaferler ve mutlu sonlardaki barışlar. Sermayesi bir kalem, bir deste kağıt gibi görünse de çok kolay değildir. Hangi güç bir ülkeyi aynı anda ekran başına toplayabilir ki? Oysa onlar öyle hikâyeler, öyle kahramanlar yaratırlar ki; yıllarca unutulmayacak starlarımıza kavuşuruz. Birgün iyi bir senarist ile karşılaşırsanız dikkat edin parmaklarından biri sihirlidir. İşte bunlardan biri olan Filiz Terzi ile söyleştik.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#ff0000;"&gt;Filiz Hanım, ben sizi, 'Babaevi', 'İlişkiler', 'Benimle Evlenir misin?', 'Ayrı Dünyalar', 'Unutabilsem' ve 'Tek Celse', dizilerinin senaristi olarak tanıyorum. Başka var mıydı?&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;Yeni Hayat, Mühürlü Güller ve en son Kırık Kanatlar var.&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="color:#ff0000;"&gt;» Ayrıca kısa film senaryo ödülleriniz vardı değil mi?&lt;/span&gt; &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;Evet. Bebe 2003'te, Fatma Nur neden öldü? 2005'te ödül aldı.&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="color:#ff0000;"&gt;Dublaj yönetmenliği yapıyordunuz sonra senaryo yazmaya başladınız. Ve ilk işinizin yani dublaj yönetmenliğinin sizi eğittiğini söylüyorsunuz. Biraz açar mısınız?&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Dublaj yönetmenliğinden önce 6 yıl dublaj asistanlığı yaptım. Yerli-yabancı binlerce senaryo geçti elimden. Program ve redaksiyon yaparken defalarca okuyordum senaryoları. Farkında olmadan işin matematiğini kapmışım. Birgün bir baletim... Senaryo yazabiliyorum. Yazarlık tabii ki yetenek işi. Ama senaryo yazmak, öncelikle tecrübe ve matematik işi. Tabii üniversitede matematik okumanın da faydası oldu.&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="color:#ff0000;"&gt;Oyunculuk mesleğiniz kısa sürmüşe benziyor. Sevmediniz mi?&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;O dönemi bir arayış olarak görüyorum. Sezgisel olarak bu sektörde olmam gerektiğini biliyordum. Ama neresinde, ne yaparak... Arayarak buldum diyelim. Kendimi oyunculuğa çok ait hissetmedim. O yüzden kısa sürdü.&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="color:#ff0000;"&gt;Ya da şöyle sorsak; dublaj yönetmenliği, oyunculuk, senaristlik. Hangisi daha ağır basıyor?&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Sinema yapmak ağır basıyor. Ben alaylıyım. Okullarda okutulan dersleri, pratik yaparak öğrendim. Montaj da yaptım ben. Sinemayı oluşturan her alanda çalıştım. Çalışarak öğrendim. Dublaj yapmış olmak dialog yazarken yarar sağlıyor. Oyunculuk, karakterleri ve sahneyi yaşamama... Montaj, sahneyi kurgulamama... Kısa film çektim, o da senaryoyu yönetmen gözüyle görebilmemi sağladı. Farklı işler gibi görünse de aslında hepsi bir bütün.&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="color:#ff0000;"&gt;Bugünkü ortamı nasıl değerlendiriyorsunuz? Senaristler iş bulamamaktan, yönetmenler senarist yokluğundan yakmıyor. Burada bir çelişki yok mu?&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Senaristlerin iş bulamaması tamamiyle mesleki etikle ilgili bir durum. O konuya çok girmek istemiyorum. "Senarist yok" ise mecazi bir cümle. Kimse 'seyircinin tam olarak ne istediğini' bilmiyor. Beğenileri açısından yanar döner bir seyircimiz var. Birgün el üstünde tuttuğuna, daha sonra sırt çeviriyor. Haliyle elinde 'sihirli değnek' tutan senaristler aranıyor.&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="color:#ff0000;"&gt;Bize biraz çalışmalarınızdan bahseder misiniz? Örneğin yazarken sizi en çok ne motive ediyor? Ya da motivasyonunuzu ne düşürür?&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Yaptığım işten zevk alıyorsam iyi iş çıkarırım. İçinde mutlu olmadığım işte çalışmam. İşin yapım kalitesi de beni motive eder. Prestijli iş yapmak, para kazanmaktan daha önemli.&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="color:#ff0000;"&gt;Kadın olarak sektörü nasıl değerlendiriyorsunuz? Yani kadın olmak yazı sektöründe avantaj mı yoksa dezavantaj mı?&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Eskiden dezavantajdı. Şimdi ise avantaj. Çünkü kumanda kadın seyircinin elinde. Ve onların dilinden en iyi kadın yazarlar anlıyor. En popüler dizilere bakın. Mutlaka kadın parmağı vardır içinde. Tabii dramalar için söylüyorum. Aksiyon ya da komedilerde durum farklı.&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="color:#ff0000;"&gt;Başarılı bulduğunuz diziler hangileri?&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Şu anda senaryosuyla, prodüksiyonuyla, niyetiyle başarılı bulduğum 'Yersiz Yurtsuz' var.&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="color:#ff0000;"&gt;Özellikle dizi senaryoları ekip ile yazılıyor. Fakat bazen tek isimler görüyoruz. Burada görünmeyen senaristler ya da bir ekibin varlığından söz ediliyor, ne dersiniz?&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Evet, öyle.&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="color:#ff0000;"&gt;Türkiye'de telif hakları henüz tam olarak oturmamış durumda. Sektörün de en büyük sıkıntılarından biri bu. Bu konuda ne düşünüyorsunuz? Örneğin senarist arkadaşlara ya da mesleğe yeni başlayanlara önerileriniz olabilir mi? &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;Bu konuda yazılıp çizilmemiş hiçbir şey düşünmüyorum. Mesleki erik sağlandığı taktirde her şeyin kolaylaşacağına inanıyorum. Biz birbirimize saygılı olursak, başkaları da bizim haklarımıza saygılı olacaktır, eminim.&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="color:#ff0000;"&gt;Dizi senaryosu yazanların ideali hep sinema öyküsü ve senaryosu yazmak. Neden böyle?&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Dizi senaryosu yazmak, suya yazı yazmak gibi bir şey. Binlerce beyin hücrenizi öldürüyorsunuz ama bir kaç hafta sonra hiçbir şey kalmıyor yazdıklarınızdan. Çok trajik bir durum. Fazla yaşamayacağını bile bile çocuklar doğuruyoruz sürekli. Üstelik onları hayata getirmek, gerçekten çok sancılı bir evre. Sinemada ise başarılı olsun olmasın, nefes almaya devam ediyor yazdıklarımız. Çöpe gitmiyor.&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="color:#ff0000;"&gt;Aynı şey oyuncularda da var sanki. Bazen şöyle şeyler duyuyorum: "Ben aslında televizyondaki işimi tiyatro veya sinema yapabilmek için sürdürüyorum." Benzer bir yanı var mı?&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Herkesin derdi "bu dünyadan ben de geçtim" demek, değil mi? Kimi okul yaptırır, adını verir. Kimi aya çıkar, kimi buluş yapar. İnsanın içdürtüsü ölüme meydan okumak. Adını ya da yaptıklarını ölümsüz kılmak...&lt;br /&gt;Oyunculuk bu açıdan çok avantajlı bir meslek. Sadece isminizi değil, cisminizi de yaşatıyorsunuz. İki boyutlu bir imza yani, bu dünyadan geçtiğinize dair. Ama dizilerde bu mümkün değil. Bu ülkede dizi adına ne yapılırsa (birkaç iş hariç) direkt çöpe gidiyor. Ama sinema kalıcı. Sesiniz, bedeniniz, yaptıklarınız... Siz gitseniz de yaşamaya devam ediyor. Ölüme gol atıyorsunuz bir açıdan. Oyuncular da dürtüsel olarak, -fazla para kazanmasalar da- sinemaya yöneliyorlar.&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="color:#ff0000;"&gt;Senaryo bir filmin çekirdeği deniliyor. Bu durumda senarist olmazsa film olmaz gibi bir şey mi söz konusu?&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Senaryo olmadan dizi film olmaz, evet ama sinema filmi olabilir. Sinema sınırları olmayan, özgür bir alan çünkü. Her şey mümkün. Dizi filmde senaryo, sinema filminde yönetmen ön plana çıkar. Bence filmi film yapan en önemli öğelerden biri müzik. İyi müzik, sıradan bir filmi kat be kat göğe yükseltebilir. Televizyonda da bu böyle.&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="color:#ff0000;"&gt;Bazı diziler yabancı filmlerin nerdeyse aynısı. Telifleri ödeniyor mu bu projelerin?&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;İsmi birebir kullananlar tabii ki ödüyordur. Diğerlerini bilemiyorum.&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="color:#ff0000;"&gt;Senaryosunu yazdığınız kısa filmin yönetmenliğini de yaptınız sanıyorum. Bu bir yol haritası mı? &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Bütün aşamalardan geçtim. Şimdi sıra yönetmenlikte gibi.&lt;br /&gt;Yo yo.. böyle verilmiş bir kararım yok. Sonuçta ne hissediyorsam onu yapıyorum. Sektöre ilk yönetmen asistanı olarak girdim. Sağlık nedenleriyle devam edemedim. Bazı şeyler sorgulanmıyor, yaşanıyor.. Yönetmenlikte böyle bir süreç oldu benim için..&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="color:#ff0000;"&gt;Eşiniz oyuncu. Levent Sülün. İşinizi etkiliyor mu? Yani yazdığınız konuları birlikte tartışıyor musunuz? Başka bir meslekten olsaydı belki daha yabancı olacaktı?&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Evet en iyi tepkileri ondan alıyorum. Birbirimizden çok besleniyoruz. Benim senaristliğim ona, onun oyunculuğu bana çok şey kattı.&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="color:#ff0000;"&gt;Bu güzel söyleşi için teşekkür ederim.&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Ben teşekkür ederim.&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;DURSALİYE ŞAHAN&lt;br /&gt;13 Nisan 2007&lt;br /&gt;BİRGÜN &lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/3969340583136822993-6064409212663558037?l=senaryoyazari.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://senaryoyazari.blogspot.com/feeds/6064409212663558037/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=3969340583136822993&amp;postID=6064409212663558037' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3969340583136822993/posts/default/6064409212663558037'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/3969340583136822993/posts/default/6064409212663558037'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://senaryoyazari.blogspot.com/2007/09/senaryo-yazar-syleileri-filiz-terzi.html' title='Senaryo Yazarı Söyleşileri :Filiz Terzi'/><author><name>Sinemada Eser Sahipleri</name><uri>http://www.blogger.com/profile/14790068428191499679</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_Yjtj_zuDMrs/RuvBXZR38AI/AAAAAAAAABQ/QlOqzWqNkZA/s72-c/Filizterzi.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry></feed>
